Devrimle kurulan Türkiye'nin muteber vatandaş profili seküler bir tiplemeydi. Bu model uzunca bir sure var oldu ve var olmaya devam ediyor. Ancak son zamanlarda başka bir olay üzerinden değil de, Gezi Parkı olayları üstünden yeni bir vatandaşlık provası yapıldığı ileri sürüldü. Yeni bir dönemeçte olduğumuz tartışılamaz: ancak Gezi olayları bu denli bir kırılmaya mı gebeydi?
Semt parklarındaki akşam forumlarını ve Ramazan'la birlikte Beyoğlu'nda kurulan yeryüzü iftar sofrasını Gezi Park hareketinin izinde yaratıcı mekân siyasetinin en güzel örnekleri, dahası bunu da 'yeni bir vatandaşlık yazılımı' olarak okumak ne kadar isabetlidir?
Görünüşe bakılırsa seküler gençliğin yaptığı bu eylemler dinin sınırlarını ihlal etmekte ve dindarlığın sadece kendilerini dindar olarak tanımlayanlara has olmadığını göstermektedir. Ancak biraz daha derinlere inersek bu tartışmanın pek de sahici olmadığını itiraf etmek zorunda kalırız. Bir kere, Şerif Mardin'in ifadesiyle Türkiye modernleşmesi 'kültürün kişilik yaratıcı katında yeni bir anlam yaratmadığı ve yeni bir fonksiyon görmediği için' Kemalist ideolojiye yaslanan seküler gençliğin kendi deruni yapılanmalarını da aşarak dindarlığın sınırlarını ihlal ettiğini ifade etmek oldukça zordur.
KAPALI ZİHİNLER!
Beyaz Türklerin beslendiği ideoloji kültürde devingen olarak yeniden üretimi tetikleyecek bir ufuk olamamıştır. Bu nedenle modernleşme süreci dönüştürücü olmaktan ziyade, çerçeve çizici, şabloncu yani şekilci bir çark işlevi görmüştür. Laiklik bir bakıma at gözlüğü üretmiştir. Bu gözlükten, bu gençliğin, ne gördüğünü ve ufkunun ne olduğunu kestirmek için kâhin olmaya gerek yoktur.
İşin aslı modernist ideoloji, kişilik teşekkülünün boyutlu ve katmanlı yapılanmasına bir maya ve çekirdek koyamamıştır. Bu yapılanmadaki 'ben idraki' daha ziyade imajinatiftir. Hal böyle olunca bu gençlik kendi değil, taklit ettiği bir profilin yansımasıdır. Elbette burada reaksiyon da önemlidir: Ebeveynlerinin reaksiyonlarını ve dirençlerini devam ettirmeye yazgılılar bir bakıma. Eşkâlini tam olarak kestiremedikleri yobazlarla onlar da kavgalılar.
Zihniyet açısından baktığımızda ise sekülarizm, otoriteryan bir zihniyeti üstünde varlık göstermektedir: Bilgi bakımından ise kapalı zihinlilik diyebileceğimiz (dogmatik) bir özellik sergilemektedir. Bu gençler ebeveynlerine göre nispeten biraz daha(!) toleranslı olabilir. Ancak sonuç itibariyle beslendikleri ideoloji, karşı düşünceye zerre kadar tahammül edememektedir.
MEDYA SEKÜLARİZMİN ZAPTİYESİ
Mesela hâlihazırdaki iktidara karşı direnci bu bağlamda anabiliriz. Yapılan gelişmeleri görmezden gelme de tam olarak gözü kapalı olma durumudur. Her şeyi söyleyebiliriz ancak son on yılda ülkede bazı konularda iyileşmelerin olduğunu teslim etmezsek, bunun adı ya körlük ya da kapalı zihinlilik olacaktır. Sağlık sektöründeki çoğu düzenlemeler, ulaşımdaki iyileştirmeler, alım gücünün yükselmesi vs. insan olma bakımından onurumuzu koruyan düzenlemelerdir.
İşin özü, Gezi Parkı'nda olanları, AKP'ye karşı gençlerin reaksiyonu olarak okumak mümkündür: Muhafazakârlara, din sizin tekelinizde değil demeye getirilen bir tepkidir bu. Onlar bu tepkiyi ebeveynlerinden çokça görmüşlerdir. Dolayısıyla yeni de değildir. 'Güya dinden söz ediyorlar, yaptıkları işler pek de nâhoş' sözünü dün büyükleri, bugün ise bu gençler dillendiriyorlar.
Meseleye bir başka açıdan baktığımızda ise, Türkiye sekülarizminin muhafazakârlığı tanımak veya kabul etmek zorunda kaldığı sonucuna ulaşabiliriz. Çünkü bu eylemler, ülkenin tabanı ya da kahir ekseriyetinin koruduğu değerleri tiye almanın bir yere götüremeyeceğinin ironik itirafıdır.
Öte yandan bu gençler, muhafazakârlara ayna da tuttular. 'Şekilci bir dindarlıksa mesele, evet buyurun biz de sizin gibiyiz' dediler. Zaten ülkede deruni ve gerçek anlamda İslam'a dâhil olanların kıtlığı olduğunu da göstermiş oldular.
Bütün bunlardan sonra, sözünü ettiğimiz modernleşme esnek bir algı ve dönüştürücü bir idrak oluşturmadığı için bu gençlerin yaptığı eylemleri taklit veya imajinatif başlığı altında okumuştuk. Muhafazakâr mahalleden seküler metropole göçen Ahmet Hakan'ın tespitinden de bunu saptamak zor değildir. Hakan'a göre bu gençler, yaptıkları pratikleri ve ritüelleri olsa olsa yoga öğretilerinden elde etmişlerdir. Zira onlar, taklit ettikleri dokuya fersah fersah uzak kalmışlardır. Onların bu mahallede yerli olabilmeleri neredeyse imkânsızdır. Zira eğitim sisteminden tutalım da ailelerin ve medyanın sekülarizmin zaptiyesi oluşunu anımsarsak onlara hak vermemek de elde değildir; bugün Müslüman akranlarıyla iftar sofrasına oturduysalar esasında modernitenin yoldaşı yoldaşa ne kadar da yabanileştirdiğinin resmidir.
SEKÜLER ŞEHİR
Son olarak gençliğin yaptığı bu pratikler Harvey Cox'un Seküler Şehir (The Secular City) isimli kitabını da haklı çıkarır. Cox'a göre sekülerleşmeyle birlikte din, belirli kesim veya belirli mekânlarla sınırlanmaktan da özgürleşmiş oldu. Meselâ bir tekke kültürü ve yaşantısının, dahası külliye geleneğinin hâkim olduğu durumlardaki dinin etkinliğiyle, sekuler dünyadaki durumunu kıyaslayabiliriz. Sözünü ettiğimiz kurumsallaşmada bazı mekanlarda din daha konsantre iken: seküler dünyada bu tarz bir mekânsal tezahürden veya ayrımdan bahsedemeyiz. Kısacası din belirli çevrelerin ipoteği altında değildir artık.
Tartışma konusu yaptığımız gençlik de Cox'un işaret ettiği dindarlık alanının eşkâlini veya yayılımını göstermektedir. Kendileri dindar olmasa bile bunun mümkünlüğüne işaret etmektedirler. Hayattaki pek çok şeyi oldukça erken ve hızlı yasayan bu gençlik için farklı arayışlar ortaya çıkacaktır. Bu pratikler sayesinde onlar dindarlığın sınırlarını ihlal etmekten ziyade kendi sığ dünyaları için boyut arayışı içinde olduklarını göstermektedir.
Zımnen Kemalist profilin kısa devre yaptığı da ifşa olmuştur…
DOÇ. DR. ALİYE ÇINAR / YENİ ŞAFAK
İLLÜSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM