TİMETÜRK / Haber Merkezi
Galeri Merkur, Iraklı sanatçı Halim Al Karim’in Türkiye’deki ilk solo sergisi Hidden’a evsahipliği yapıyor. Al Karim, ilk Körfez Savaşı sırasında Saddam rejimine ve zorunlu askerliğe karşı çıktığından üç yılı aşkın bir süre boyunca çölde bir taş yığının örttüğü bir çukurda saklanır. Sonrasında mültecilik yılları... Kanada, Amerika ve Dubai’ye düşer yolu.
Al Karim, bugün çağdaş Arap sanatının en heyecan verici işlerini üreten isimlerden biri olarak gösteriliyor. Provokatif fotoğraf stiliyle öne çıkan Al Karim’le işlerindeki bulanıklık, şiddet ve sanat piyasası hakkında konuştuk.
Böyle bir beklenti yersiz olabilir ama cesur işler üreten sanatçıların cesur yaşamlar sürmesine çok sık tanık olmuyoruz. Siyasî çalkantıların kariyerinizdeki etkisini sorsam?
Bütün bu süreçte insanî değerlere daha yaklaştığıma inanıyorum, fotoğraflarımda da bu durumu yansıtmaya çalışıyorum zaten.
Şehir efsanesi midir; çölde saklandığınız dönemde size su ve yemek getiren, sizi mistisizmle tanıştıran Bedevi bir kadın sayesinde hayatta kaldığınız söylenir.
Evet, Bedevi kadının adı Najma. Bu hayatta tanrıçaların da yaşadığına dair beslediğim kuvvetli inanç da Najma sayesindedir.
İşlerinizde kimlikleri muğlâkta bırakılmış, sessiz sedasız dehşet yansıtan, ağzı kapalı insanlar görüyoruz. Mülteci olarak yaşadığınız yılların, kökenlerinizden ayrı kalmanızın imajlardaki bulanıklığa yol açtığını söylemek doğru olur mu?
İşlerimdeki bulanıklık, en başından itibaren hayatımı çepeçevre saran belirsizliğin yansımasıdır. Burada bağlam, zaman ve mekâna dair belirsizliklerden söz ediyorum. Bu hayatta emin olduğum tek şey, Iraklı olmam ki bunu da imajlardaki keskin gözlerden rahatlıkla anlayabilirsiniz.
Şiddet ve kent yaşantısına yönelik sorunları da sıklıkla işliyorsunuz. Burada hedeflenen etki nedir?
Öncelikle halkları işgallerin boyunduruğundan kurtarmalıyız. Ulusların birbirine saygı duymasını mümkün kılarsak adaletli bir yola çıkmamız işten bile değil.
Heykel ve resimden sonra fotoğrafa yönelmenizin sebebi nedir peki?
Heykel, resim ve fotoğraf benim otoportremin farklı katmanlarını teşkil ederler. Dolayısıyla bir alanı bırakıp bir diğerine yöneldiğimi söylemek doğru olmaz.
Sanata ilginiz Irak Müzesi ziyaretlerinizle başlamış. Müzenin yağmalanmasıyla Batı ve Doğu sanat tarihine yön veren eserler de yok edildi. Kendi tarihini bile korumayı başaramayan insanlık için umut beslemek mümkün mü?
Direniş yolunu izlediği sürece insanlık için büyük bir umut olacaktır daima.
“Sanat, politik ortamı değiştirebilir ama cesur sanatçılara ihtiyacımız var” demişsiniz...
Üçkâğıtçı politikalara hizmet etmeyen bir sanat politik ortamı değiştirebilir ancak.
Sanatçıları üçkâğıtçı politikalarla mücadele etmekten alıkoyan nedir? Sanat piyasasının ahvali mi?
Bu durumun asıl sebebi sanatçıların ilkesiz olması. Sanat piyasası hakkında konuşmak bana düşmez.
Hâlâ sesi en baskın çıkanlar savaş çığırtkanlarıyken, yaralanan hafızayı onarmak mümkün mü?
Ancak ve ancak direniş sayesinde, yaralanan hafızayla yüzleşmemiz mümkün olabilir.
Orta Doğu sanatını dünyanın dört bir yanındaki gazeteler “Sanatta Arap Baharı” olarak tanımlıyorlar artık. Sizce sanatta Arap Baharı’ndan söz etmek olası mı?
Arap Sanatı tarihin başından beri vardı. Tarihteki pek çok sanat hareketinin katalizörü de Arap Sanatı olmuştur zaten. (TARAF)