$

Dolar

49,4245

€

Euro

55,2776

£

Sterlin

65,4342

₣

Frank

59,3004

₺

Gram Altın

6.517,0100

₿

Bitcoin

4.028.243

$

Dolar

49,4245

€

Euro

55,2776

£

Sterlin

65,4342

₣

Frank

59,3004

₺

Gram Altın

6.517,0100

₿

Bitcoin

4.028.243

Türkiye

'CHP kendi oyunuyla yenilen pehlivan...'

Eski Meclis Başkanı ve Adalet Bakanı AKP'li Şahin, Milli Eğitim Komisyonu'nda çıkan kavgayı şöyle değerlendiriyor: İktidar partisi o olaydan önce bu kadar milletvekilini getirmiyordu ama ana muhalefet partisi getiriyordu. Buna güreşte "kendi oyunuyla yenilmek" denir. CHP kendi oyunuyla yenildi,...

17.03.2012 - 12:14
aslan
'CHP kendi oyunuyla yenilen pehlivan...'
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

Ankara - AKP Karabük Milletvekili ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyesi Mehmet Ali Şahin ile 4+4+4 tartışmalarıyla gerilen siyaseti ve yeni anayasa çalışmalarını konuştuk konuştuk. Şahin’in değerlendirmeleri şöyle:

- 4+4+4 için yumruklu, tekmeli kavganın ardından, “Bu gerginlikle yeni anayasa nasıl yazılacak?” yorumları başladı...

TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu olarak çalışmalarımız altıncı ayına girecek. Çok önemli bir sorumluluk üstlendik. Doğrusu başlangıçta farklı siyasi partilerden olmamız dolayısıyla aramızda mesafeler vardı. Birbirimize hitap ederken, görüşlerimizi paylaşırken bir takım nüanslar ortaya koyma ihtiyacı duyuyorduk. Ama uzun zamandır birlikte çalışıyor, seyahatler yapıyoruz. “Çalışmalar sizde nasıl bir izlenim bıraktı?” diye soracak olursanız: Birbirimizi çok daha yakın tanıma imkanına sahip olduk. Ciddi bir arkadaşlık, samimiyet oluştu. Birbirimizle ilgili var olduğunu düşündüğümüz önyargılarımızı büyük ölçüde ortadan kaldırdık.

Mesafeler ortadan kalktı yani?

Evet. Son derece samimi, en hassas konuları bile aramızda espri içinde değerlendirme imkanına sahip oluyoruz. Sorunuza döneyim: Uzlaşma Komisyonu’nda hakim olan bu hoşgörü ve diyalog ortamının parlamentomuzun tüm grup odalarına, komisyonlara ve Genel Kurul’a yansımasını diliyorum.

Ama liderler de kavgalar sürerken sert çıkışlar yaptı. Gerginlik uzlaşma komisyonuna yansımaz mı?

“Uzlaşma komisyonunda hoşgörü var, parlamento niye böyle değil?” diye soruyorsunuz. Şunu hep söyledim: Bu ülke insanının aynı masa etrafında oturup konuşarak çözemeyeceği problem yok. Şu anda yaşananlar konuşamamaktan, önyargılarımızı bir tarafa bırakarak sağlıklı bir değerlendirme yapmamaktan kaynaklanıyor. Partilerimizin genel başkanları bir araya gelemiyorlar. Keşke oturup konuşsalar, karşılıklı birbirlerini ziyaret etseler. Sayın Başbakan rahatsızlığında CHP eski Genel Başkanı Sayın Baykal eşiyle birlikte kendisini ziyaret etti. Bu öteden beri siyasette görmek istediğim manzaraydı. Son derece önemsiyorum. Keşke siyasi partilerimizin genel başkanları böyle ziyaretleri gerçekleştirebilseler. İnanıyorum ki Türkiye’deki siyasi tansiyon önemli ölçüde düşecektir.

- Sözlerinizi Sayın Kılıçdaroğlu’na bir çağrı gibi mi değerlendirmemiz gerekiyor?

Onu kastederek söylemedim. Tüm siyasi partilerimizin genel başkanlarını kastediyorum.

-İçinizden, “Keşke Sayın Baykal, genel başkanlık döneminde bu ziyareti yapsaydı” dediniz mi?

Bu düşüncenize katılıyorum (gülüyor). Çok daha güzel olurdu. Sayın Başbakan’ın böyle bir düşünceyi geçtiğimiz yıllarda dile getirdiğini biliyorum: “Keşke birbirimizi eşlerimizle birlikte ziyaret etsek” dediğini hatırlıyorum. Buna ihtiyaç var. Mesela A partisinin genel başkanı bir başka siyasi parti genel başkanına telefon açıyor, “Bu akşam hanımla beraber çayınızı içmeye geliyorum” diyor. Düşünebiliyor musunuz, ne güzel bir tablodur. Hemen toplumun tabanına yansır, yumuşamaya neden olur. Ne güzel olur. Bunlara ihtiyacımız var ama uygulamak benim elimde değil.

-Siz uzlaşma komisyonunda CHP’lileri arayıp “Çaya geliyorum” diyor musunuz?

Sayın Batum bir by pass ameliyatı oldu. Allah şifa versin. 15 gün süreyle telefonla konuşması yasakmış. Müsait olursa ziyaretine de gideceğim.

-Eşiniz de sizinle gelecek mi?

Gideriz gayet tabii. Farklı siyasi görüşlerimiz olabilir ama hepimiz bu ülkenin insanlarıyız. Milletimize, ülkemize hizmet etmek için varız. Anamızdan siyasetçi doğmadık. Ondan önce her şeyden önce vatandaşız, insanız. Bana göre beşeri ilişkiler her şeyin önünde gelir.

-Milli Eğitim Komisyonu’nda yaşananlar Genel Kurul’a sıçrar mı?

Sorunun şuradan kaynaklandığını düşünüyorum: Muhalefet partileri, “Bu tasarıyı geçirtmeyeceğiz” düşüncesiyle komisyonu kilitlemeye kalkıştılar. 5 dönemdir parlamentodayım. Muhalefetin şiddetle karşı çıktığı bir çok kanun tasarı ve teklifi komisyonlarımıza gelmiştir. Ancak iç tüzük hükümlerine göre görüşülüp Genel Kurul gündemine inmiştir. Hiçbir zaman komisyonun çalışamaz hale getirilmesi teşebbüsünde bulunulmamıştır. Böyle yaptığınız takdirde o tasarı veya teklifi komisyondan geçirmeyi hedefleyen iktidar partisi de, geçirtmek için elinden gelen çabayı gösterecektir. Burada da öyle oldu.

-8 yıllık kesintisiz eğitimin kabulü de günler sürdü. Siz de buna karşı mücadele veren partinin milletvekiliydiniz. Muhalefetin yaptığının ne farkı var?

O zaman kaç kişi konuştu hatırlamıyorum. Ancak hiçbir zaman o çalışmalar esnasında ne komisyonu, ne Genel Kurul’u çalışamaz hale getirmek için bir teşebbüste bulunamadık. Komisyon başkanlık divanını işgal etmedik. Komisyon görevini yaptı, çalıştı. Söz isteyenlere içtüzük çerçevesinde söz verildi, bu çerçevede muhalefet partisi olarak mücadelemizi yaptık. Normal yolu budur. Ama “Geçirtmeyeceğiz, kürsüyü işgal edeceğiz” demek TBMM’de ilk kez olmuştur. Siyaset kurumlarımız bundan mutlaka vazgeçmeliler. İktidar partisi o olaydan önce bu kadar milletvekilini getirmiyordu ama ana muhalefet partisi getiriyordu. Bir noktada CHP kendi oyunuyla yenilen güreşçi durumuna düştü. Güreş sporunu çok severim, takip ederim. Buna güreşte “kendi oyunuyla yenilmek” denir. CHP kendi oyunuyla yenildi, şikayete hakkı yok.

-“Vitesi boşa almak gerekiyor” dediniz. Alınmazsa ne olur?

Yine kanun tasarı ve teklifleri hem komisyonlardan geçer hem Genel Kurul’da görüşülmeye devam eder. Ama kamuoyunun yadırgayacağı söz ve davranışlar olabilir. Bu da parlamentoya itibar kaybettirir. Ama iktidarıyla muhalefetiyle parlamentonun itibarını korumak hepimizin en öncelikli ve asli görevidir. Söyleyeceklerimizi yine söyleyelim ama kırmadan dökmeden söyleyelim. Parlamentoda şiddetle sükunete ihtiyacımız var. Grup başkanları ve grup başkanvekilleri süratle önce kendilerini bir sıfır noktasına almalılar. Vites yüksek. Beşinci vitesle gidiyorlar.

-Meclis Başkanı’nın gayri resmi bir uzlaşma komisyonu kurması mümkün mü 4+4+4 için..?

Böyle bir ihtimali çok zayıf görüyorum. Komisyondan tartışmalı da olsa geçti. Rapor yazılıyordur, birkaç gün içinde Genel Kurul gündemine girecek. Muhalefet partilerine mensup milletvekili arkadaşlarımızın söyleyecekleri söz, verecek değişiklik önerileri varsa Genel Kurul görüşmeleri esnasında söylerler. Meclis Başkanı’nın görevleri bellidir. “TBMM komisyonlarını denetlemek” deniyor. Yasal olarak komisyonlarda birikme olması, iş çıkmaması halinde komisyon başkanı ve üyelerini uyarabiliyor, durumu Genel Kurul’un bilgisine sunuyor. Meclis Başkanımıza anayasa ve iç tüzükte olmayan bir takım görevler yükleyerek hareket etmesini beklemek kendisine, makamına ağır bir yük yüklemektir. Haksızlık yapıldığını düşünüyorum.

‘Tam demokraside özel yetkili mahkemelere rastlanılmamalı’

-Bir hukukçu olarak özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasıyla ilgili fikriniz nedir?

Şöyle söyleyeyim: Olağanüstüdür. Askeri mahkemedir, özel yetkilidir gibi mahkemelere tam demokrasiye geçmiş ülkelerde rastlanmamalı. Genel mahkemeler olmalı ve bu mahkemeler ülkede yaşanan her türlü hukuki uyuşmazlığı çözecek yetkilerle donatılmış olmalı. Özel yetkili mahkemeler Türkiye’nin uzun süredir başını ağrıtan terörle mücadelede birer ihtisas mahkemesi olarak düşünüldü. Bu davalara bakacak yargıçların konularında uzmanlaşmış savcı ve hakimlerden oluşması arzu edildiği için özel yetkili mahkemeler şu anda mevcudiyetini devam ettiriyor. Türkiye tüm bu sorunlarını aştıktan sonra ideal olan hepsinin genel mahkemeler düzeyine indirilmesidir. Türkiye’nin bana göre tam normalleşmesi işte bu şekilde sağlanacaktır. Türkiye bu noktaya bir an önce gelmeli. Hem terör bir an önce çözülmeli hem de Türkiye’de ayrı ayrı nitelemelere sahip olan bu mahkemeler ortadan kaldırılmalı. Genel mahkeme tabir ettiğimiz bu mahkeme süreçlerini Türkiye’de artık başlatmalıyız. Bana göre olağanüstü hal durumlarında, olağanüstü yetkilerle donatılmış bu özel yetkili mahkemeler geçiş süreçlerinde geçici mahkemelerdir. Bunları sürekli olarak mevzuatınızda tutamazsınız. Türkiye madem ki demokraside önemli mesafeler aldı ve daha da alacak, AB ile müzakere sürüyor, takvim ilerliyor, dolayısıyla bunları artık Türkiye geride bırakmalıdır. Bunun da hazırlıklarını şimdiden yapmalıyız.

-Ne kadarlık bir süre öngörüyorsunuz?

Bunun, Türkiye’nin terör sorunuyla çok yakın ilişkisi var. Hala bölücü terörle mücadelemiz tüm şiddetiyle devam ediyor. Ama Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükümeti bu sorunu Türkiye’nin sırtından atmak için yapılması gereken çalışmaları yapıyor. Bizim bir an önce terör sorununu çözmemiz gerekiyor. Bu sorunu minimize ettiğimizde biraz önce söylediğiniz sorunlar kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Özel yetkili mahkemeler, uzun tutukluluk süreleri; bunları geride bırakacağımızı düşünüyorum.

‘Sivas davasında vicdanlar rahatlamadı’

Sivas davasının zaman aşımına uğramasını engellemek mümkün değil miydi?

Zaman aşımı ceza ve medeni hukukumuzda yer alan genel bir kural. Değişik nedenlerle davalar belli sürelerde neticelenmezse zaman aşımı nedeniyle o dosyalar işlemden kaldırılıyor. Bu kural Türkiye’de hukuk var olalı var. Sivas davası sebebiyle de ilgili mahkeme yasalardaki bu kural sebebiyle böyle bir karar vermek durumunda kaldı. Ama “İnsanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve zaman aşımı olmamalıdır” diyenler de var.

-Öyle bakmak gerekmez mi?

Ama bizim yasalarımızda yargıçlarımıza böyle hareket etmesini sağlayacak bir çıkış yolu var mı? Tabii Sivas olaylarını ve orada yaşamını yitiren o vatandaşlarımızın acısını hala milletçe yüreklerimizde yaşıyoruz. Yakınları hala acı içerisindeler. Ölenleri geri getirmek mümkün değil ama bu olaya sebep olduğu iddia edilen kişilerin yasalarda öngörülen şekilde cezalandırılmaları gerekir ki sanık yakınları vicdanen birazcık rahatlasınlar. “Cezalarını gördüler” desinler. Cezadan beklenen de zaten bu değil midir? Cezadan beklenen hem caydırıcı olması hem de zarar görenin veya onların yakınlarının birazcık vicdanlarının rahatlatılmasıdır. Şu anda cicdanlar rahatlamadı. Tepki de o yüzdendir.

-Hâlâ bir çözüm olasılığı var mı?

Eğer yasalar müsait olsaydı yargıçlar o doğrultuda karar verirdi diye düşünüyorum. Eğer bu tür olaylarla ilgili yasalarda bir değişiklik öngörülüyorsa bunu Adalet Bakanlığı’nın kanunlar dairesinin bir incelemesinde yarar var.

‘CHP sanki Mesut Yılmaz gibi düşünüyor’

Siyasi liderlerimiz aynı zamanda grup başkanıdırlar. Ama böyle karşılıklı itham yoluyla parlamentoyu çalıştırmakta çok zorlandığımızı görüyorum. 4+4+4 netice itibariyle zorunlu eğitimi 8’den 12 yıla çıkarıyor. Doğrusu 8 yıllık kesintisiz eğitim parlamentoda görüşülürken o zaman içinde bulunduğum siyasi parti olarak biz, “8 değil 9 yıl, ama kesintili olsun” dedik. Şimdi bunu gerçekleştirme imkanına sahip olduk. Dün ne söylemişsek bu günde de aynı şeyi söylüyoruz. Geçmişte kesintili, zorunlu eğitimin gerçekleşmesini isteyenlerin MGK’nın ve MGK’daki asker kanadının isteği üzerine hükümete dayatıldığını, siyasi amaçla kesintisiz yapıldığını biliyorum. O tasarıyı parlamentodan geçiren hükümetin Başbakanı Sayın Mesut Yılmaz, “Siyasi hayatıma mal olsa da bu tasarıyı geçireceğim” demişti. Nitekim siyasi hayatına da mal olmuştur. Şimdi, o zaman dayatma ile yapılan kesintisiz eğitimin arkasında duran siyasi partiler var. Başta CHP. Sanki 28 Şubat’ı yeniden yaşıyor, “Siyasi hayatıma mal olsa dgeçirmek zorundayım” diyen Yılmaz gibi düşünüyor.

‘Uzun tutukluluk rahatsız ediyor’

Ben hiçbir vatandaşımızın cezevinde olmasından hoşnut olmam. Cezaevlerimiz boş olsun isterim. Adalet Bakanı’yken beni yeni cezaevlerinin açılışına davet ettiler. Hiç bir cezaevinin açılışına gitmedim. Ama Bayrampaşa cezaevinin kapanış törenine katıldım. Hiç kimse hakkında mahkeme kararı kesinleşmeden suçlu ilan edilemez. Tutuklama sürelerinin de makul bir seviyesi olması gerekir. Şu anda üç dört yıldır tutuklu bulunan ve hala yargılaması devam eden vatandaşlarımız var. Doğrusu bu kamu vicdanında bir rahatsızlık oluşturuyor. Bende bu rahatsızlık var. Davalar bir an önce neticelenmeli ki ak kara, suçlu suçsuz belli olsun. Ama sonuçlandıramıyorsanız, çok sanıklı davalarsa kaçma ihtimali, delilleri karartma gibi ihtimali yoksa dışarıdan da bu sanıkların davasını görmek mümkündür. Ama takdir tamamen yargıçlarımız ve mahkemelerimize aittir. İşlerine karışmak istemem ama gönlümden geçen düşünce budur.

Vatan

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın