Serdar Turgut *
CASSIUS Clay'in Müslüman olup adını Muhammed Ali olarak değiştirmesi, Amerika'nın ve dünyanın bir dönüm noktasıdır. Resmi tarih anlatılarında "büyük olay" olarak geçmese de Amerika'nın global güç olarak gerileyişinin ve İslam'ın dünyada yükselişinin başlangıcını bu olaya bağlamak mümkündür.
Zaten Amerikan derin devletinin tepkisinin şiddetinden de bunu çıkarmak mümkündür. Muhammed Ali'nin katıldığı "İslam Ulusu" (Nation of İslam) hareketinin lideri Malcolm X 1965, Martin Luther King ise 1967 yılında öldürüldüler.
Muhammed Ali ise Müslüman olduktan sonra otoritelerin hedefi haline geldi. Ve atlet olarak tam yükselmekteyken, formunun zirvesine çıkarken boks yapma lisansı askere gitmeyi reddettiği için iptal edildi.
1970 yılına kadar ringe çıkamadı, tekrar çıkmaya hazır olduğunda ise ayak hareketleri zayıflamaya başlamıştı.
O da bu yüzden yumruk yememek için ringde dans etmekten oluşan stratejisini bir yana bıraktı ve "çok yumruk yediği halde düşmeme stratejisi"ne geçti.
Çok darbe yediği halde düşmemek, ayakta kalmak aslında bir felsefedir, bu hem mazlumun hem de boksörün felsefesidir; hem Müslüman hem de zenci olan bir boksörün ise hayat hikâyesinin özetidir.
Frazier'in öldüğü haberi, bana boksta destanlar yazmış olan Ali-Frazier maçlarını hatırlattı.
BOKSUN KING LEAR DESTANI
Boks sporuna fantastik bir hayranlık duyan minyon yapılı kadın yazar Joyce Carol Oates, Ali ile Frazier'in yaptığı bir dizi maçı ve özellikle birinci ve üçüncü maçları "Boks sporunun King Lear destanı" olarak nitelendirir.
Oates bu maçlarda Shakespeare'in meşhur oyunundaki şiirselliği görmektedir.
İyi yazarlar boksun gizeminden daima etkilenmiştir. Onları çeken yan, boksun temelinde bulunan darbe yediği halde ayakta kalma ideolojisidir. Onlar, bunun dünyadaki tüm mazlumların felsefesi olduğunu görüp bokstan, ezilenlerin hayatı hakkında felsefeler çıkarmaya çalışmışlardır.
Norman Mailer de Muhammed Ali'nin Zaire'de Foreman'la yaptığı maç üzerine "The Fight"ı yazmıştır. O, boksörleri Hemingway veya bir Dostoyevski gibi iç yaşamlarında duyarlılıkları olan insanlar diye tanımlamıştır. Bu da darbe aldığı halde pes etmemek ve ayakta kalmak ideolojisinin gücüne ve etkisine bağlanır.
MAZLUMUN HAYAT FELSEFESİ
Boks, kaybedenlerin sporudur. Aslında ezilmişler, kaybetmişler, boksta darbeler alıp da düşmeyen boksörü bir kahraman olarak görürler.
Muhammed Ali de kaya gibi ayakta durdukça Müslüman kimliğiyle kitlelerin sevgisini elde etmiş ve global düzeyde sembolik bir anlam kazanmıştır. Her ülkede ezilen, dışlanan Müslümanlar, Muhammed Ali'de bir kahraman bulmuşlar ve onun darbe yiyip düşmeyen tavrını kendi yaşamlarına benzetmişlerdir.
Ali'nin zenci kimliği ise her tür toplumda kendini zenci gibi hisseden beyazların da onun yanında yer almalarını sağlamıştır.
Bu bakış açısına göre, darbe almak ve dayak yemek bir tür etik haline gelmiştir.
Bunu yazılarında en iyi ifade eden Ernest Hemingway'dir. Aslında Geoff Dyer'in "Poundsing Print" adlı yazısında dikkati çektiği gibi, Ernest Hemingway'in yazı üslubu aynen bir boksörün maç esnasındaki tavırları gibidir.
Hemingway cümlelerini adeta yumruk atıyormuş gibi yazar, her yazısında bir başka büyük yazarı yere deviriyor gibidir. Bazen ustaları aşamadığında yenilir de ama bunu da darbe alıp yere düşmeyen boksör gibi kabullenir. O da kendi maçına devam eder ve yazmayı sonuna kadar sürdürür.
Frazier bir maçından sonra Muhammed Ali için, "Ona vurduğum yumruklardan sonra ölmesi gerekiyordu, ama o hâlâ ayakta kaldı ve dövüşmeyi sürdürdü" demiştir.
Bu da Muhammed Ali'nin büyüklüğünü gösteriyor ve bir zenci Müslüman'ın Amerika'daki yaşamının özeti oluyor. Dünyanın her yerinde kendilerine zenciymiş gibi davranılan Müslümanlar, bu yüzden Muhammed Ali'yi sevdiler. Ali'nin Müslüman olmasıyla startı verilen İslam'ın global yükselişi de onun hayat felsefesinden etkilenerek aldığı türlü darbelere rağmen yükselişini sürdürdü.
KENDİNİ FEDA EDEREK MÜCADELE
Bazen boksörler çıplak elle antrenman yaptıklarında vurdukları yumruk nedeniyle belki karşılarındakini yıkarlar, ama bu arada kendi elleri de kırılır.
Uzun süre darbe aldığı halde düşmeyen ve mücadeleyi sürdürüp sonunda kendisine zarar verme pahasına rakibini yere düşüren boksör düşüncesi, dünyanın her yerinde mazlumların iktidar ve güç sahiplerine karşı mücadelesinin sembolü olmuştur.
Bazen insanlar kendileri farkında olmadan da tarih yapabilirler. Muhammed Ali de aslında tarih yapmakta olduğunu uzun süre sonra anladı. Rakibi Frazier ise Ali'nin bir zenci, bir Müslüman olarak tarih yapmasına hiç farkına varmadan yardımcı olan bir önemli figürdü.
* Habertürk