SON HABERLER
Sol Ok
Sağ Ok
ANASAYFAGÜNDEMPOLİTİKADÜNYAGÜNCELEKONOMİYAŞAMGEZİSPORRAMAZANÇEVİRİSAĞLIKKÜLTÜRFOTOVİDEO
Devlet, din kartıyla Kürtleri neden kazanamadı?
18.10.2011 14:46

Devlet, din kartıyla Kürtleri neden kazanamadı?

Gazeteci Ruşen Çakır, 'devletin PKK’ya karşı İslam dinini kullanarak başarı elde edememesinin temel nedeni, İslamiyeti işi bittikten sonra atacağı, atabileceği bir “kart” olarak görmesidir' dedi.

Ruşen Çakır *

Bugün okurları iç içe geçmiş şu üç soru etrafında düşünmeye çağırıyorum:

1- Kürtlerin genel olarak dindar bir topluluk olduğu göz önüne alınırsa, PKK gibi, özellikle ilk yıllarda yer yer ateist bir materyalizmi savunan bir örgüt bunca yıl onların arasında nasıl varlık gösterebildi?

2- Devletin PKK’ya karşı mücadelede sık sık “din kartı”na başvurduğunu biliyoruz. Peki bu strateji neden başarılı olamadı?

3- Kürtler arasında öteden beri güçlü olan Nakşibendilik, Kadirilik gibi tarikatlar, Nurculuk gibi cumhuriyet dönemi İslami ekoller bu süre zarfında neden PKK’ya alternatif olamadılar?

Kürt hareketi-İslamiyet ilişkisi üzerine tartışmada son derece değerli olan bu üç sorudan sonuncusuyla başlayacak olursak önümüzde çok taze iki metin var: Cemal Uşşak’ın Açık Toplum Vakfı’nın çıkardığı “Anadolu Vicdanı” adlı çalışmada yer alan “Dil yaresi derin olur” başlıklı anısı (http://www.aciktoplumvakfi.org.tr/anadolu_vicdani/anadolu_vicdani.pdf ) ve bu anıdan hareketle Ezgi Başaran’ın Radikal’de kendisiyle yaptığı söyleşi. (http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1065858&Yazar=EZG%DD%20BA%DEARAN&Date=11.10.2011&CategoryID=98)

Nurculuk örneği

Nurcu hareketin önemli isimlerinden olan Uşşak içerden biri olarak Türkiye’de İslami kesimin, Kürtlerin dinen caiz olan haklarına kulak kapadıklarını inandırıcı bir biçimde bizlere anlatıyor. Ne var ki Uşşak’ın bu samimi özeleştirisine muhafazakâr kesimden gelen eleştiri ve cevapların da maalesef hayli zayıf kaldı.

Halbuki 1985’ten bu yana bir gazeteci olarak izlediğim İslami hareketin genel olarak Kürt sorunu karşısında duymayıp, görmeyip söylemediğine bizzat ben de tanık oldum. Bu bağlamda, Girişim Dergisi’nin ilk kez Kürtleri (o da Irak üzerinden) kapak yapmasının yarattığı infiali unutmak da mümkün değil.

Kuşkusuz bu noktada en çarpıcı örnekleri Nurculuk içinde görürüz. Bediüzzaman Said Nursi bir Kürttü. Üstelik bunu hiç gizlememiş, hatta bununla övünmüştü. Öyle ki birçok metinde adı Said Kürdi olarak geçmektedir. Dolayısıyla Nurculuk Kürtler arasında öteden beri çok yaygındır.

Fakat Nurculuğun önde gelen kolları uzun bir süre Bediüzzaman’ın Kürt kimliğini gizlediler demesek de öne çıkarmamaya özen gösterdiler. Hatta bu nedenle Sıddık Bilgin, İzzeddin Yıldırım gibi bazı isimler ana gövdeden kopru ve hemen “Kürtçü Nurcu” olarak damgalandı.

Milli Görüş hareketi de İslamcıların Kürt sorunundaki ürkekliğine bir başka örnek teşkil eder. Erbakan’ın liderliğindeki bu hareket daha ilk andan itibaren Güneydoğu’da çok güçlü olmuş ama Kürt sorunu konusunda uzun bir süre sistemli bir programa sahip olmamıştır.

Hele 1991 genel seçimleri öncesi, Kürt tabanının bütün itirazlarına rağmen Alparslan Türkeş liderliğindeki Milliyetçi Çalışma Partisi ile seçim ittifakı yapması ciddi travmalara yol açmıştır.

Kürt’ü Kürt’e kırdırma

Şimdilik burada kesip ikinci soruya geçecek olursak, devlet hem Kürt hareketini, hem İslami hareketi kendine düşman bellediği için PKK’ya karşı İslamcılara açıkça yatırım yapmadı. Yaptığı sanılan durumlarda, örneğin Hizbullah olayında, PKK’ya karşı sivil bir alternatif yaratma değil “Kürt’ü Kürt’e kırdırma” arayışı baskındır.

Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla, yani camileri, din görevlilerini kullanarak PKK’nın önünü kesme stratejisi de hep kağıt üzerinde kalmış, hayata geçirilmek istense de kısa vadede başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Kaldı ki 1990’lı yıllarda bölgedeki camilerin devletin denetiminden ciddi bir şekilde çıktığı da söylenebilir.

Sonuç olarak devletin PKK’ya karşı İslam dinini kullanarak başarı elde edememesinin temel nedeni, İslamiyeti işi bittikten sonra atacağı, atabileceği bir “kart” olarak görmesidir. Türkiye bu anlamda o kadar vahim bir deneyim yaşamıştır ki, İslamiyeti asla bir tehdit olarak görmeyen AKP iktidarı bile Kürtlere yönelik olarak dini pek kullanamamıştır.

Gerek İslami hareketler, gerekse devlet, Kürtlerin ve Kürt sorununun varlığını kabulde epey geciktiler ve buna bağlı olarak Kürtlerle aralarındaki mesafe açıldı. Buna karşılık Kürt siyasi hareketi, özellikle 1990’lardan itibaren kaba materyalizmden adım adım uzaklaştı. Bunun sonucunda Kürt hareketinin her geçen gün dindar Kürtleri daha fazla kapsadığını gözlemliyoruz.

Aslına bakılacak olursa, 1980 ve 1990’lı yıllar, dindar Kürtlerin, gerek devlet, gerekse İslami yapılanmaların kendilerini sahiplenmesini beklemesiyle geçti. Ama kendilerine “Müslümanlar kardeştir”in ötesinde fazla bir şey söylenmedi, sunulmadı.

Sonuçta hep “abisinin verdiğiyle yetinemesi gereken küçük kardeş” muamalesi gören dindar Kürtlerin daha fazla beklemeye tahammülleri kalmadığını görüyoruz. İşte bu buluşmadan yepyeni bir Kürt hareketi çıkıyor ve bu hareket dün de sözünü ettiğimiz gibi PKK’yı (ve tabii ki BDP’yi) de aşmaya aday.

* Vatan


    YORUM YAZ

YORUMLAR

cengizhan / 18.10.2011 22:26:59
Çok kaliteli bir kışkırtma yazısı olmuş. Tebrik ederim. Kürt ne abicim ???!!! Hem islam diyor hem dindar diyor hemde 'abisinin yetindiği ile' diyerek niye babanın soyunun davasını güdüp islamda yasak olan biyolojikçilik modunda bir davaya angaje olmuyorsuna getiriyor !!! Burda sen kürtsün başbakan olamazsın, kuvvet komutanı olamazsın, meşhur türkücü olamazsın, iş adamı olamazsın, istihbaratın başı olamazsın durumları olmuşmu hiç ? Bunların hepsi kürtlerden olmamışmı? Siyonizmin fedaileri !!!
enes / 18.10.2011 19:57:32
Kurtler aptal degildir kemalizimle kominizmin ayni halt oldugunu cok iyi biliyor .Devlet munafikca davrandi batida turbani yasaklarken kurdistan daglarina helikopterle ayet dagitti hangi aptal bunu yutar .Devletin once kemalizimden kurtulup kendisinin musluman olmasi lazim kurtler zaten musluman pkk yi devletin inkarciligi guclendirdi
ali koca / 18.10.2011 17:16:09
bu sorun Türkiye nin tek başına içinden çıkacağı,türkiye ile sınırlı bir sorun değildir.bölgesel bir sorundur.ikinci seçenek türkiye bu coğrafyada AB(D) eksenli,bölgenin tarihi dokusuyla uyuşmayan bir bölgesel politikadır ki,bu var olan sorunları dahada karmaşık hale getirecek,sonuçlarıda hem ekonomik olarak hemde istikrar ve bölge için geriye dönülmez,tamiri zor bir yıkım olacaktır...benimde düşünen ve akleden bir insan olarak öngörüm budur..
ali koca / 18.10.2011 17:06:50
devleti,bu coğrafyanın tarihi dokularına uygun politikalar üretmeye zorlamasına gücü yetermi,yetmezmi bilemem ama görünen o ki,sayın çakır ın da belirttiği gibi,zaten politize olma sürecini çoktan tamamlamış olan bu haraket pkk ve bdp yide kendi gelişme halkasında eritecek ve bölge dengelerine etki edecek bir siyasi ağırliğa ulaşmış olacak.burada türkiye nin önünde bana göre iki seçenek var;birincisi türkiye bu gelişmeleri doğru okuyarak,buna uygun bir ortadoğu politikası belirleyecek,çünkü
ali koca / 18.10.2011 16:50:08
sayın ruşen çakır,tespitleriniz bu sefer doğru ve yerinde tespitler.kürt islami hareketi gelişmesi;kararlı,altyapısı sağlam,devletin arkadan dolanıp 1 puan alma gibi kafa kol oyunlarına karşı deneyimli ve donanımlı bir yapı arzetmektedir.şimdi burada öncelikle devletin (siyasetçi,akademisyen,bürokrat) hayata geçireceği bölgesel dış politika çok önemli,zaten türk islami hareketinin,devleti doğrudan etkileyip,olumlu manada politikalar üretmesinden ümidini kesmiş kürt islami hareketi tek başına
Foto Galeriler Videolar Yazarlar Günün Özeti
TİMETÜRK SON HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
TİMETÜRK AJANS HABERLERİ
SON YORUMLANANLAR