Muhammed Salah *
İsrail’in Türkiye Büyükelçisinin Türkiye’den kovulması gibi bir haberin bütün dünyada yankı bulması doğal bir durum. Medyanın konuya eğilmesi, haber kanallarının yorumlarda bulunması ve analiz etmesi de mantıklı görünüyor. Mısır’daki “talk şov” programlarının bu habere uzun bir süre ayırması ve her kanalın konuyu sahibinin çıkarlarına göre kullanması da geleneksel hâle geldi.
Fakat kendiliğinden gelişen tepkiler, hâlâ insanların duygularını, isteklerini ve hayal kırıklıklarını en iyi şekilde ifade etmeye devam ediyor. İsrail Büyükelçisinin kovulma haberi, sosyal paylaşım sitelerinde, Mısırlı askerlerin sınırda İsrail kurşunlarıyla “şehit” olmaları üzerine İbrani devletinin büyükelçisinin Kahire’den gönderilmesini talep eden Mısırlılar arasında büyük yankı buldu.
Mısır’dan gelen yorumların çoğu alayla karışık iç geçirme yönündeydi çünkü Türkiye bunu yapmayı başarmış, Mısır ise yapamamıştı! Her iki ülke de İsrail’den herhangi bir özür almadılar.
Fakat iktidara yakın Mısır medyası, İsrail’in üzüntülerini bildirmesini zafer olarak yorumladı. Türkiye ise bildirilen üzüntüyü reddetti ve bunu kabul edilemez bir komedya olarak yorumladı.
Mısır ve Türkiye’nin öfkeleri arasında büyük bir fark olduğu doğru. Mısırlı askerlere yönelik saldırı, en azından şu ana kadar edinilen bilgilere göre, yanlışlıkla gerçekleşmişti. Mavi Marmara olayında Türk konvoyunu hedef alan saldırı ise kasıtlıydı, bunun için gerekli hazırlıklar yapılmıştı.
Bununla birlikte Mısırlılar her seferinde Erdoğan döneminde Türkiye’nin sergilediği tutuma duydukları beğeniyi, belki de hayranlığı gizlemiyorlar. Onlara göre Büyükelçiyi kovma kararı, Erdoğan’ın ülkesini dünya ülkeleri arasında yerleştirdiği konuma uygun. Mısır’ın tepkisi ise zayıflık ve kabullenmişlik duygusunun bir yansıması.
Mısırlılar şimdi, Mübarek rejiminin de düşmesinin ardından devrin değiştiğine inanıyorlar ve eskiden olanların tekrarlanmaması gerektiğini söylüyorlar. Mısır’da Türkiye’nin tavrına yönelik bazı yorumlarda “Mübarek iktidarda olsaydı Ankara’nın tavrından ötürü Türk büyükelçiyi kovardı.” deniliyor.
Bir diğer yorumda ise devrim günlerinde tekrarlanan “Kaldır başını; sen bir Mısırlısın!” sloganı, “Kaldır başını; deden bir Türk!” şeklinde değiştirilmiş.
Aslında Mısır ile Türkiye’nin tutumlarını karşılaştırmak zalimce olur. Çünkü Türkiye’nin, Erdoğan’ın aşamalı olarak uzak tutmayı başardığı güçlü bir ordusu var.
Mısır’ın ise güçlü bir ordusu var fakat komutanları, devrim sonrası geçiş dönemini idare ettikleri için siyasetin içine batmış durumdalar. Türk ordusu sınırlarda veya karargâhlarda bulunuyor.
Mısırlı askerler ve komutanlar ise dağınık durumdalar, sokaklarda, mahallelerde yayılıyorlar.
Daha da önemlisi Türkiye istikrarlı bir ülke; sağlam bir yönetimi, cumhurbaşkanı, hükûmeti ve parlamentosu var. Mısır’ın ise şu aşamada bir cumhurbaşkanı yok. Hükûmet, kendi açısından “gerekli” gördüğü işleri yürütüyor. Parlamento ise seçilmeyi bekliyor.
Türkiye’nin güçlü bir ekonomisi var. Mısır ekonomisi ise devrimden önce de yıpranmış durumdaydı devrimden sonra da öyle olmaya devam etti. Türkiye’de binlerce kişi her sabah işine giderken Mısır’da milyonlarca insan işsizlik yaşıyor. Azımsanmayacak bir rakam ise bu soruna kendisi bir çözüm buldu ve yolsuzlukla, yağmayla uğraşmaya başladı, böylece güvenlik de kötüye gitti.
Altı aydan az bir sürede Mısır’ın, elini kolunu bağlayan diğer sorunlar çözülmeden, bir cumhurbaşkanına ve seçilmiş bir parlamentodan meydana gelen bir hükûmete sahip olması bekleniyor. İşte o zaman İsrail’den yeni bir saldırı gelmesi durumunda sınav oldukça zor geçecek.
* El Hayat, İngiltere, Tercüme: BYEGM