Varol Sarıyüce / TIMETURK
Bazı Arap ve Mısır kanallarında yayınlanmakta olan dini dizi ‘Hasan ve Hüseyin’, ‘dini’ ve ‘sanatsal’, ‘Allah Resulü’nün ehli beytinin (r.anhum) canlandırılması’ tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Bazıları canlandırmanın gerçekleri ve imajı seyirciye daha iyi
yansıttığını savunup sözlerine Kur’an ve sünnette peygamberlerin ve (aleyhimisselam) sahabenin (r.anhum) canlandırılmasını engelleyen herhangi bir hüküm olmadığını delil getiriyor. Öte yandan fıkıh-sünne kurullarının neredeyse hepsi oybirliğiyle canlandırmayı
reddediyor ve bunun haram olduğunu söyleyerek şer’i hükümlere bağlı kalınmasının gerekli olduğunu vurguluyor.
Bu noktada çeşitli uzmanlar, yazarlar ve sanatçılar konuya ilişkin görüş ve yorumlarını El- Cezire.net’le paylaştı.
Şer’i bir delil yok!
Yazar ve senarist Yusra El-Cundi şöyle dedi: ‘Sanatsal çalışmalarda dini şahsiyetlerin oynatılmasını yasaklayan şer’i bir engel yok. Buna delil ne Kur’an’da var ne de sünnette.’
El-Cundi meselenin içtihat meselesi olduğu, zaruret ve menfaat prensibi üzerine dayandığı yorumu yaparak bu tür şahsiyetlerin sanatsal-dini çalışmalarda gösterilmesinin büyük fayda getirdiğine dikkat çekti. Ardından şöyle ekledi: ‘Bizlerin, karalama kampanyalarına maruz kalan, hakkında yanlış izlenim uyandırılmaya çalışılan İslam’ın, İslam uygarlığı ve tarihinin gerçek görüntüsünü ortaya koyan tarihsel-epik çalışmalar olarak buna aşırı ihtiyacımız var.’
El-Cundi bu tür sanatsal çalışmaların, doğru ve bilinçli tarihi ve fikrî yetkinliğe uygun bir şekilde yapıldığı takdirde çok olumlu etki yaptığını tespit ettiğini dile getirerek seçkin bir sanatın küresel düzeyde olumlu etkisi olduğunu vurguladı.
Hasan ve Hüseyin dizisine has açıklamalarında ise dizinin ayrıntılı tarihsel gerçekleri göz ardı etmesinden ötürü tarihsel, yapımsal ve sanatsal tüm açılardan oldukça mütevazı olduğunu dile getirdi. El-Cundi: ‘Hakikati ve gerçekliği ile tarihimizin doğru ve samimi analizine
ihtiyacımız var. Ancak dizi sanatsal açıdan ilkel bir çalışma.’
Dizi önemli gerçeklere değinmemiş
El-Cundi dizideki figürlerinde gerçek anlamda derinlik söz konusu olmaksızın yüzeysel seçildiğini, hepsinin melekvari bir görüntü içinde olduğunu söyledi. Ayrıca dizideki ana temanın Yemen’den gelmiş bir Yahudi ile kendisini harekete geçiren münafıklar olduğunu,
buna karşın daha davetin başlangıcından beri Beni Ümeyye ve Beni Haşim arasındaki atışmadan doğan gerçek olayların dizide hiç ele alınmadığını, Muaviye’nin görüntüsünün de gerçeğe aykırı olduğunu ifade etti.
Yazar-senarist El-Cundi Batı yapımlarıyla rekabet edebilecek düzeyde güvenilirliği bulunan, analiz ve konuların ele alınmasında belirgin bir yönteme uygun, zengin sanatsal çalışmalar sunulması çağrısında bulundu. Ardından senaryo yazımının büyük bir sorumluluk olduğunu ifade ederek modern tarihsel, doğru ve bilinçli referans gerektirdiğine dikkat çekti.
Engeller konmamalı
Mısır Yazarlar Birliği Başkan Yardımcısı ise konuya ilişkin olarak şöyle konuştu: ‘Önünde hiçbir engel bulunmaksızın tarihimizi yazmamız en iyisi. Çünkü büyük şahsiyetlerin sunulması yeni nesle bir örnek sunuyor. İslamî manaları kendilerine yaklaştırıyor ve ümmetlerinin tarihini öğretiyor.
Senarits Muhammed El-Seyydi İd, Mısırlıların açık gökyüzü çağında Arapların ve diğerlerinin bu alanda ürettiği dramatik sanatsal ve filmsel tüm çalışmaları izlediğini, yapımcının görüşü ve bakış açısına göre bu tür çalışmaların izleyicilerin duygularına olumlu etki ettiğini, canlandırılan şahsiyetlerin imajını karalamadığını söyledi.
Ardından Mısırlı yazarların önüne engel konmasının başka ülkelere bu şahsiyetleri onaylamayacağımız veya hemfikir olmayacağımız şekilde sunma fırsatı vereceğini belirtti.
Cennet gençlerinin efendilerini nasıl canlandırırız?
Sanatçı Vecdi El-Arabi ise Hasan ve Hüseyin dizisinin caiz olup olmadığına karar vermenin alimlerin sorumluluğu olduğunu ancak kendisinin şahsen bu diziyi izlemediğini çünkü zihninde Hasan ve Hüseyin’e ilişkin bir imajın yerleşmesini istemediğini ifade etti. El-
Arabi: ‘Onlar cennet gençlerinin efendileri, Allah Resulü’nün (s.a.s.) torunları. Onlar herhangi bir şekilde canlandırılmaktan daha üstündür. Hal böyle iken onların nasıl da dramatik bir filmde canlandırılmalarına izin verebiliriz?’
El-Arabi daha sonra El-Ezher’uş Şerif’in ve İslami Araştırmalar Akademisi’nin peygamberlerin ve ehli beytlerinin tasvir edilip dizilerde canlandırılmasını yasaklayan fetvasının yargı kararı düzeyinde bağlayıcı güce sahip olmasını talep etti.
Helvan Üniversitesi’nde senaryo ve üretim profesörü olan Esma Ebu Talip ise dizide yayınlanan dini ve tarihi gerçeklerden seyircilerin değil ekranda isimleri geçen alimlerin sorumlu olduğunu, doğruluk ve dürüstlüğünün araştırılmasının şart olduğunu çünkü hayatı
boyunca bu tarihi dönem hakkında hiçbir şey okumamış insanlar bulunduğunu ifade etti.
Bu tür yapımlar tehlike arzediyor
Esma Ebu Talip, bu tür dini çalışmaların sunulmasındaki tehlikenin, özellikle de cehaletin yayıldığı ve okuma alışkanlığının çok düşük seviyede olduğu çağımızda seyircinin bu dizileri aşırı güven duyarak izlemesi olduğuna işaret etti.
Ebu Talip Hasan ve Hüseyin’in (r.anhuma) dramatik bir dizide canlandırılmasını ise seyircilerin hayallerini öldürmek, peygamberleri, ehli beytlerini ve sahabeyi kuşatan nur halkasına saldırmak, olarak nitelendirdi. Bunun yerine her zaman görmeye alışık olduğumuz gibi şahsiyeti canlandırmak yerine ışık kullanımının ya da bir kişinin hikaye etmesi yolunun seçiminin daha iyi olacağını açıkladı.
Dizide bilgiler ve olaylar kopuk kopuk
Özellikle bu Hasan ve Hüseyin dizisine ilişkin olarak ise gerçeklerin ve bilgilerin kesik kesik, hızlı, peşpeşe verildiğini, izleyicinin bu kopuk ve hızlı verilen bilgileri toparlamasının zor olduğunu dile getirdi. Ayrıca bu eksik bilgilerin karışıklığa yol açtığını, filmde çok fazla
kişinin canlandırıldığını, film çalışmasında bunun normal olduğunu ancak bu yoğunluktan ötürü şahısların isimleri yerine künyeleri ile hitapla yetinilmesinin seyirci açısından kafa karıştırıcı olduğunu söyledi.
Seyircinin zihninde yanlış imaj oluşmasına yol açıyor
Ezher Üniversitesi’nden Üstaz ve Uluslararası Müslüman Alimler Birliği üyesi Abdurrahman El-Bir de peygamberlerin, ehli beytin ve sahabenin canlandırılmasının dinen kabul edilebilir olmadığını, çünkü seyircinin, zihninde sahabe ve oyuncu arasında bağlantı kuracağını, oyuncuyu münasip olmayan başka rollerde gördüğünde de sahabe hakkında kötü ve olumsuz düşüneceğini belirtti.
El-Bir sözlerini şöyle sürdürdü: ‘Oyuncu temsil ettiği şahsiyetin görüntüsünü gerçeğe yakın şekilde yansıtsa da o sahabenin ahlaki ve ruhi halini asla yansıtamaz.’
El-Bir, aralarında Hasan ve Hüseyin dizisinin yayınlanmasını reddeden El-Ezher İslami Araştırmalar Akademisi de yer almak üzere Sünni İslami Fıkıh Akademilerinin neredeyse hepsinin peygamberlerin, sahabelerin ve ehli beytin canlandırılmasını reddettiğini açıklayarak Ezher’in fetva ve kararlarına saygı duyulup uygulanmasının zorunluluğunu vurguladı.