HABER MERKEZİ / TİMETURK
12 Haziran seçimleri öncesi Başbakan Erdoğan’ın Apo’ya yönelik söylediği “Ben olsam asardım..” sözünü PKK’lı Murat Karayılan ile Taraf gazetesi yazarı Murat Belge’nin farklı yorumlaması Hürriyet gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök’ün kafasını epey karıştırmış görünüyor. Ertuğrul Özkök bugünkü yazısında Karayılan ile Belge’nin yaklaşımlarını köşesine taşıdı. İşte Özkök’ün kafa karışıklığı: DAĞDAKİ Murat Karayılan ile şehirdeki Murat Belge arasında, ilginç bir polemik yaşanıyor. Yaşanıyor da muhtemelen kendileri farkında değil.
Konu, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, 12 Haziran seçimi öncesinde Kürt sorunu ve Abdullah Öcalan’la ilgili sözleri.
Ne demişti Başbakan Erdoğan:
“Ben olsam asardım...”
Apo’yu yani... *** Hasan Cemal geçen hafta dağdaydı.
Murat Karayılan’la konuştu ve Erdoğan’ın o sözlerini sordu.
Aldığı cevap şuydu:
“Seçim meydanında söylenmiş sözler. Önemli değil...”
Karayılan tipik bir Türk politikacısı gibi düşünüyor, Erdoğan’ın o sözleri tamamen MHP’lilerin oylarını çekmek için söylediğine inanıyor.
Yani demek istiyor ki: Seçim meydanında kullandığı o “milliyetçi üslup” ciddiye alınmaz.
*** Murat Belge ise Karayılan gibi düşünmüyor.
Ezgi Başaran’a verdiği ve pazartesi günkü Radikal gazetesinde yayımlanan mülakatta “Başbakan inanmadığı şeyi söylemez” diyor.
Konuşmasından aktarıyorum:
“Başbakan’ın milliyetçi söylemi ile ilgili, ‘MHP’yi baraj altında tutmak için böyle konuşuyor’ diyenler oldu. Olabilir ama bence Başbakan, kendisinin aklından geçirmediği bir şeyi politika için söyleyecek biri değil. Dolayısıyla bütün sözlerini hep kafasının bir yerinde olan ama şimdi dile getirdiği şeyler olarak algıladım.”
Dağdaki ile şehirdekinin tartışmasının özeti şu:
Dağdaki, “Başbakan seçimde halka yalan söyledi” diyor.
Şehirdeki ise, “Hayır o tamamen kendi samimi görüşüdür.” *** Bu tartışmaya bakınca anlıyorum ki, Başbakan’ın işi kolay değil.
Karayılan haklıysa, Erdoğan, “milliyetçi seçmeni aldatmış.”
Belge haklıysa, Kürt sorununun çözümü başka bahara kaldı demektir.
Yine de çok karamsar olmamak lazım.
Türkiye’nin genlerine yazılmış bir “milli zihniyet belgesi” var.
Birinci maddesi şu: “Dün dündür, bugün bugün”.
“Milli zihniyet belgesinin” değiştiğine dair henüz ikna edici emareler yok.
Bir de son yıllarda buna eklenen yeni bir şık var:
“Kanunları bir kere delsek zararı olmaz.”
Dolayısıyla, giderek Türkiye’nin daha yaygın ve geniş bir seçmen tabanı üzerine yerleşen Erdoğan, hem dağdakini hem şehirdekini tatmin edecek bir çözüm bulabilir.
Yaşadığım tecrübeler ve aldığı oy, ona bu imkânı fazlasıyla sağlar.
Siyasi harsımızın öteki altın kuralı neydi: “Demokraside çareler tükenmez”. ARKADAŞ HANİ MHP’YE İHTİYAÇ YOKTU
DURMADAN kendi kendime telkinde bulunuyorum.
“Siyaset yazma kardeşim. Senin ne fikrine, ne varlığına ihtiyaç var.”
Bu telkine ben uysam da, şeytan rahat durmuyor. Dürtüyor...
Mesela şu aklıma geliyor. “Liberal” bazı arkadaşlar, seçim öncesinde durmadan yazıyordu.
“Türkiye’nin artık MHP’ye ihtiyacı yok.” “MHP’nin miadı doldu.”
Hatta şöyle “fevkalade demokratik” bir tavrı da açıkça ilan ediyorlardı:
“MHP’nin baraj altında kalmasını istiyoruz.”
Ee şimdi ne olacak?
Başbakan Erdoğan, “Anayasayı MHP ile birlikte yaparız” diyor. Nerede o liberal arkadaşlar?
Yahu hiç mi gazete okumuyorsun, televizyon dinlemiyorsun.
Dinliyorsun da, niye sesin çıkmıyor? Bak siyaseten “ilkel” bulduğun, lanet okuduğun, “Baraj altında kalsın” dediğin, bunun için o iğrenç kaset olayını bile alkışladığın MHP, şimdi “ilk sivil demokratik” anayasayı yapmaya davet ediliyor.
Siz AK Parti’nin yeni anayasayı “milliyetçi Kürtlerle” yapmasını istiyordunuz.
Oysa şimdi “milliyetçi Türklerle” yapmayı planlıyor. Yani Türk sosyal demokratları ile Kürtleri dışlayarak.
Bu konuda naçizane bir düşüncen, bir fikir kırıntın bile yok mu? Hadi bize karşı yok da, o MHP’yi yerden yere vurduğunda, “Helal olsun sana” alkışları aldığın okuyucuna, seyircine de verilecek üç-beş kelime hesabın yok mu.
Yoksa iyi bir asri liberal olarak, “Başbakan ne derse o doğrudur” çizgisine mi geldin.
Görüyorsunuz ya, ben siyasetin dışına kaçmak istedikçe, siyaset yakama yapışmış beni durmadan çekiyor.
Hele hele bu ikiyüzlülükleri görünce...
Neyse yarından itibaren yine, “İyi geçecek bu yaz inşallah” moduma dönüyorum.