Uygar Aktaş / TIMETURK
ثم قست قلوبكم من بعد ذلك فهي كالحجارة أو أشد قشوة
Bakara 74- Sonra bunun arkasından kalbleriniz katılaştı;
Şimdi onlar taşlar gibi hatta daha da katı
Taşa dediler: İnsan ol!
Dedi: Daha o kadar katılaşmadım
Rainer Maria Rilke
Suriye: Katledilen binlerce insan, tecavüze uğrayan kadınlar, işkence altında can veren sabiler, tank ve top ateşi altında kuşatılmış şehirler. Bütün bu şenaatin lügatimizdeki karşılığı: Tuğyan... Tıpkı Beni İsrail’e türlü zulmü reva gören Firavun’un şenaati gibi...
Bir fark var ki o da halkın kendilerini kurtarmak üzere mucizelerle gönderilmiş bir Musa’sı(a.s) yok. Musa’nın sünnetine uyarak bu halka önderlik yapması gerekenler ise, küçük bir ücret mukabilinde Musa’yı alt etmek için yarışan Firavun sahirleri gibi halka karşı göz boyayıcı ‘sihirler’ tertib etmekle meşgul.
Diğer tarafta Firavun’un harici şürekası.
Hepsinin ağzında aynı stereo çığlık: Amerikan tertibi!
Sanki bu halk İsrail ile anlaşmaya çok teşneymiş gibi. Sanki İsrail’e karşı olmak bunca katliama ve tuğyana ruhsat verirmiş gibi.
Bunlar, bütün tartışma ve münazaralarda batıl tarafta duranların yaptığını yaparak meseleyi asıl mecrasından saptırmak, hissi ve provokatif bir alana çekmek telaşında.
Tıpkı Mekke müşriklerinin yaptıkları gibi. Mekke müşriklerinin, [sizin kendi ellerinizle yaptığınız kendilerine dahi bir faydası olmayan, bu putlara nasıl olur da Uluhiyet atfedersiniz] diyen Rasulullah’a(s.a.v) verdiği cevap: ‘Sen bizi atalarımızın dininden alıkoymaya çalışıyor, babayı-oğul, kardeşi-kardeş, amcayı-yeğenle birbirine düşürüyorsun’ olmuştu. Çünkü kendi elleriyle imal ettikleri putların uluhiyetini savunabilecekleri burhanları yoktu.
Bu şürekanın da yaşanan katliamları, tecavüzleri ve işkenceleri inkar edecek mecalleri olmadığı için yapabildikleri tek şey meseleyi saptırmak ve ‘amerikan tertibi’ gibi mesnetsiz bir iddiaya sarılmak.
Bir başka tarafta ise suret-i haktan görünen, güya halkın isyanını destekleyen bir güruh.
Halkı şiddete, silah kullanmaya teşvik eden, hatta fetvalar dağıtan ama asıl telaşı şiilere ve İran’a karşı bir koz elde etmekten başka bir şey olmayan asabiye süvarileri.
‘İran’lı olmasından şüphelendiğiniz kişileri esir alın’ diyebilecek kadar esas meseleyle alakasız ve gözü dönmüş haldeler. Ne giden canlar umurlarında, ne de dökülen kanlar.
Bir de bu kavganın dışında olanlar var.
Bir yanda Suriye’yle ilgili yazılarına rejimin siyasi yapısını ve muhalefeti tasvir ederek başlayan, sonra fırsat-risk tahlilleriyle bitiren, haberdar olmanın ‘bilmek’ olmadığını bir kez daha teyid eden akademisyen-stratejistler; diğer yanda da gırtlaklarına kadar bu fırsat-risk tahlillerine gömülen, dökülen kanları, yitirilen canları, yetimliği, onca acı ve ızdırabı ancak rakamlara ve güçler-denklemine tahvil ederek okuyabilen siyasiler.
Hepsinin ortak vasfı: kalblerindeki kasvet.
Kalbleri ve vicdanları katılaşmış bu insanlık arasında var-olma savaşı veren mazlum bir halk
Bu mazlum halkın önünde bugün bir Musa(as) yok.
Mustazafları önce hidayete davet eden sonra da onlarla beraber müstekbirlere karşı kılıç kuşanan
Muhammed ül Emin de(sav) yok.
Evet belki onlar yok ama
O El Hayy ul Kayyum var.
O var ve yeter!
حسبنا الله و نعم الوكيل