Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) Yönetim Kurulu Başkanı Can Paker, 'Bugüne kadar Türkiye'de yapılan anayasalar ve yasalar, devleti korumaya ve güçledirmeye dönük olmuştur ama bunun esası, sivil toplumu güçlendirmek ve bireyi korumaktır' dedi.
TESEV bünyesinde kurulan Anayasa Komisyonu tarafından hazırlanan 'Türkiye'nin Yeni Anayasasına Doğru' başlıklı rapor, Conrad Otel'de düzenlenen toplantıyla açıklandı.
Anayasa sürecinin, sadece seçimlere kadar değil seçimlerden sonra da takipçisi olacaklarını ifade eden Paker, TESEV'in son 10 yılına bakıldığında, anayasada yer alması gereken konularla ilgili çalışmaları ve araştırmaları olduğunu söyledi.
Paker, gerek sosyal politikalar açısından gerekse de siyasi çözümler açısından yaptığı araştırmaları hem kamuoyuna hem de siyasi karar vericilere ilettiklerini belirterek, TESEV'in geçmiş çalışmalardaki birikimlerini bu raporla bir araya getirmek istediklerini aktardı.
Can Paker, anayasa önerilerinin temelinde, devleti korumak ve güçlendirmek yerine, sivil toplumu güçlendirmek ve bireyi korumak ilkesinin olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
'Bugüne kadar Türkiye'de yapılan anayasalar ve yasalar, devleti korumaya ve güçledirmeye dönük olmuştur ama bunun esası sivil toplumu güçlendirmek ve bireyi korumaktır. Bunun dışında Anayasa'daki değişmez maddelerle ilgili bir tartışma vardı. Komisyonumuz, iktidarın tek sahibinin halk olduğu fikrindedir. Dolayısıyla temel olarak bundan sonraki yılları, dönemleri bu türden değişmez diye bir şeye bağlayamayız. Temel olarak anayasanın değişmez maddesinin olmaması gerektiğine inanıyoruz, ancak bir tek maddeyi değişmez olarak kayda geçeceğiz; o da Türkiye'nin, demokratik cumhuriyet olduğudur. Bunun iki nedeni var. İlki, bu devletin kuruluşu olan demokratik cumhuriyet, bir manevi referanstır. Bu anayasa, devletin kuruluşuna, manevi bir referans vermek istemektedir. İkincisi ise cumhuriyet her ne kadar siyasi olarak çok yanlış kullanıldıysa da örneğin Sovyetler Birliği de, Irak da kendine cumhuriyet diyordu, bugün İran da cumhuriyet diyor, tüm bunlara rağmen cumhuriyetin kelime anlamı; halkın kedi kendini yönetimidir. Dolayısıyla bunun değişmez bir madde olarak kalmasının doğru olduğunu düşünüyoruz. Talebimiz ve sürekli devam edecek istediğimiz; özellikle seçim döneminde siyasi partilerin anayasa değişikliğiyle ilgili ne yapacaklarını seçmene bu dönem içerisinde mümkün olduğu kadar açıklıkla söylemesini talep edeceğiz.'
-'MEVCUT ANAYASA DEVLET ODAKLI, ÖZGÜRLÜKLERE KAPALI'-
Raporu hazırlayanlardan Prof. Dr. Mustafa Erdoğan, son zamanlarda gerek kamuoyunda yürütülen tartışmalarda gerek siyasi partilerin aldıkları tutumlar itibarıyla Türkiye'nin yeni bir anayasanın eşiğinde olduğunun ortaya çıktığını söyledi. Seçim sürecinin, kısmen anayasa kampanyası şeklinde geçeceğini dile getiren Erdoğan, ardından oluşacak yeni mecliste anayasa çalışmalarına başlanacağına işaret etti.
Erdoğan, yeni bir anayasaya olan ihtiyacı haklı gösteren birçok neden olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
'Bunlardan en temel olanı; baştan beri bu anayasanın devlet odaklı, özgürlüklere ve sivil inisiyatiflere kapalı bir felsefeye dayandığına ilişkin eleştiriler vardı. Nitekim bu doğrultuda kısmen, 1995, 2001, 2010 ve aralarda hatırı sayılır birtakım değişiklikler yapıldı ama bunlar öte yandan da Anayasa'nın sistematik bütünlüğünü de epeyce bozmuş bulunuyor.
Yeni bir anayasaya ihtiyaç duyulduğunu gösteren çok somut bir örnek; 2 gündür Türkiye'de yaşamakta olduğumuz bağımsız adaylarla ilgili krizdir. Bu da gösteriyor ki Türkiye'nin hakikaten bu meseleleri kendi içinde tutarlı bir şekilde, ilkelere, kurallara bağlayacak yeni sivil bir anayasaya ve ona paralel olarak temel yasalarda ona uygun düzenlemelerin yapılmasına ihtiyaç var. Anayasada kimi değişiklikler yapılıyor ama bunların kanunlara yansıması gereken karşılıkları çoğu zaman ihmal ediliyor ve son krizin nedeni de budur.'
Yeni bir anayasa konusundaki düşüncelerde, kamuoyu ile hem fikir olduklarını ve bu konuda bir anayasaya hakim olması gereken genel ilkeleri ve bazı madde formülasyonlarını da içeren bir metin hazırladıklarını anlatan Erdoğan, 'Bu metinde, Türkiye'nin daha demokratik, barışçı, çoğulcu, özgürlükçü bir siyasi rejime kavuşmasına uygun birtakım ilkeler yer alıyor' dedi.
-'KİMLİK VE KÜLTÜREL OLARAK TARAFSIZ ANAYASA'-
Mustafa Erdoğan, yeni anayasada, devletin herhangi bir resmi ideolojisinin olmaması gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi:
'Sadece şu anda benimsenmiş olan resmi ideoloji değil, onun yerinde ona benzer bir başka resmi ideolojinin anayasaya yerleştirilmesine, anayasanın ideolojik olarak bir taraf olmasına karşı bir tutum almak gerektiğini tavsiye ediyoruz. İkincisi, buna bağlı olarak, devlet, dinler karşısında tarafsız olamalıdır. Demokratik devlet, dinler ve inançlar karşısında olduğu gibi aynı zamanda inançsızlık karşısında da aynı şekilde tarafsız olmalıdır.
Devletin etnik veya kültürel bir ilkeyle tanımlanmaması da bir başka öneridir. Bu da Türkiye'nin hem çoğulcu demokratik bir sistem oluşturulmasının önünde ciddi bir engel olarak duruyordu hem de Türkiye'de toplumsal barışı tehdit eden önemli etkenlerdendi. Buna karşılık, Türkiye'nin hakim çoğunluk da dahil olmak üzere, herhangi bir kimlikle, etnik çağrışımı olan herhangi bir terimle kendisini tanımlamasının, anayasanın bu yönde ifadeler içermesinin yanlış olduğunu, kimlik ve kültürel bakımdan tarafsız bir anayasaya ihtiyaç olduğunu öneriyoruz.
Devletin teşkilat ve işleyiş bakımından sivilleştirilmesi de Türkiye'nin ortak gündemidir. Yeni anayasa, çağdaş demokrasilerin esaslarından olan silahlı kuvvetlerin sivil denetimi ve demokratik gözetimi ilkelerini tam olarak tesis etmelidir. Silahlı Kuvvetlerin halihazır sistem içerisindeki özerkliğini, temsili demokratik kurumlar üzerindeki vesayet imkanının anayasal temellerini tümüyle ortadan kaldıran yeni bir anayasa öneriyoruz. Devlet teşkilatının, Adem-i Merkez haline dönüştürülmesini tavsiye ediyoruz.'
Anayasada bir başlangıç kısmına yer verilip verilmemesi konusunun bir evrensel zorunluluk olmadığına işaret eden Erdoğan, 'Her ülkenin kendi tarihsel pratiğine bağlı olarak tercihi farklı olabilir, ancak Türkiye'de böyle bir gelenek oluşmaya başladı. Ayrıca şu anda yapmaya çalıştığımız şeyi yapabilirsek, anlamını bir bakıma Türkiye toplumunun kendi siyasi kaderini de eline alması olarak düşünürsek bu iradeyi, istekliliği ve heyecanı yansıtan bir başlangıç metnine yer verilmesinin uygun olacağını düşünüyoruz' diye konuştu.
'İnsan onuru, insan hakları, halk egemenliği, hukukun üstünlüğü, azınlık haklarına saygı, kültürel farkların tanınması ve bu farklılıklara saygı, toplumsal barış, vicdan ve din özgürlüğünün teminatı olarak laiklik, hukuk önünde eşitlik ve herkesin kamu hizmetlerine ulaşma hakkı, devletin uluslararası hukuktan doğan taahhütlerine bağlılığı' gibi ilkelerin başlangıç metninde yer almasını önerdiklerini belirten Erdoğan, şöyle dedi:
'Türkiye Cumhuriyeti, insan onuruna saygılı, insan haklarına bağlı, hukukun üstünlüğüne dayanan, içeride ve dışarıda barışçı, laik ve çoğulcu bir demokrasidir. Devleti, ilke olarak böyle tanımlamasını uygun gördüğümüz anayasada, sadece 'Türkiye Demokratik Cumhuriyettir' hükmünün dışındaki maddelerin değiştirilebileceğini belirtiyoruz.'
-'TÜRKÇE RESMİ DİL OLARAK MUHAFAZA EDİLMELİ'-
Erdoğan, yeni anayasada ülkede en yaygın olarak ve genel iletişimi esas olan dil durumunda olduğu için Türkçenin resmi dil olarak muhafaza edilmesi gerektiğini söyledi.
Ancak ana dili Türkçe olmayan vatandaşların kamu hizmetlerinden yararlanmasında, kendilerine uygun kolaylıklar sağlanması gerektiğine değinen Erdoğan, bunun da anayasada güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.
Mustafa Erdoğan, Türkiye'de çok tartışılan meselelerden birinin de yurttaşlık olduğunun altını çizerek, şöyle konuştu:
'Yurttaşlık konusunun başta belirtilen ilkelere uygun olarak, tarafsızlık ilkesine uygun bir şekilde tanımlanmasını öneriyoruz. Bu perspektif açısından yurttaşlığı tanımlamaya ihtiyaç yoktur. Yurttaşlığın temel bir hak olduğunu ve yurttaşlar arasında herhangi bir nedenle ayrım gözetemeyeceğini belirten bir hükmün bu konuda yeterli olduğunu belirtiyoruz. Hak anlayışına uygun bir insan hakları konseptini benimseyen bir anayasa tavsiye ediyoruz.'
Temel hakların, 2001 öncesinde özgürlük ve demokrasi karşıtı tanımlandığını, 2001'de yapılan değişiklikle biraz daha düzeldiğini belirten Erdoğan, bu konuda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 17. maddesinin benimsenmesinin yeterli olacağını bildirdi.
Mustafa Erdoğan, kültür, kimlik ve cinsiyet temelli her türlü ayrımcılığın engelleneceği bir anayasa yapılması gerektiğini ve bu çerçevede uluslararası belgelerin de referans yapılabileceğini ifade etti.