Hüda Kaya*
Tarih boyunca , ancak ve ancak Rabb’in elçilerinin mücadele-direniş- hareketleri süreçlerinde, tam bir insan olarak muhatap alınan kadınlar, ne yazık ki sair zamanlarda ‘’Rasul-elçi- aramızda iken, kadınlarımıza höt diyemiyorduk, onun zamanında çok şımarmışlardı’’ diyebilen statükocu, erkek egemen, zihinleri tahrif olmuş otoriteler tarafından’ ortalıkta görünmeyin, var olacaksanız da ancak ‘bizim izin verdiğimiz sınırlar dahilinde var olabilirsiniz’ tahakkümü maalesef bugünde varlığını devam ettirmektedir.
Bütün bu haksızlıklar ve cinsiyetçi yaklaşımlara karşı ‘insan kalabilmeye ve var olabilmeye’ çalışan kadınlara karşı, sahip oldukları imtiyaz ve güçlerini kaybetmek-ya da paylaşmak- telaşına düşen erkeler görüyoruz.
Yüzyıllardır din adına kadına yükledikleri konuma muhalif , -ezber bozan-kadınların varlığından rahatsız olan çevreler ve şahsiyetler son günlerde üst üste hakaretamiz söz ve yazılarıyla inanan bir kimseye yakışmayan vebal yüklü yaklaşımlar sergilemekteler.
Benim de içinde bulunduğum ‘Buluşan Kadınlar’ geçtiğimiz haftalarda ‘Başörtüsü aday yoksa, oy da yok’ diyerek bir basın açıklaması yapmıştı.
Buluşan Kadınlar, Türkiye için tarihte yerini alacak bir ‘inanan kadınlar dayanışmasıdır’. Bununla beraber her inançtan kadın ve platformlarla da yakın bir münasebet içindedir.
Buluşan Kadınlar, her biri kendi şahsına münhasır, mümtaz,seçkin, donanımlı ve vizyon sahibi kadın şahsiyetlerdir.
Kendilerini birbirlerinden farklı görüş ve düşüncelerini ifade etmekten rahatsız olmazlar ve ilişkileri saygıya ve kardeşliğe dayalıdır.
Ben Kur’an dan aldığım referanslarımla kendimi ifade ederken, başka hiçbir isim’e ihtiyaç hissetmez ve yine Kur’an dan aldığım öğretiler ile kadının yerini ifade ederken ‘Feminizm’ ithamlarına ‘ Maazallah’ diyorken, Kur’ani bir donanıma sahip ve yakin bir imani samimiyetine inandığım diğer bir arkadaşım kendini ‘Feminist Müslüman ‘ olarak ifade etmektedir.
İnanan Kadınlar dayanışması olarsak niteleyebileceğimiz bu birliktelik, ilişkilerimizde saygı, kardeşliğe dayalı olarak yaklaşık on yıl’dır zaman , zaman Türkiye’nin farklı şehirlerinde bir araya gelerek sosyal, siyasi,dini,kültürel alanlarda gündemler oluşturup , oturumlar gerçekleştirmektedir.
Sonuncusunu bu sene Gaziantep’te yaptığımız buluşmada Sümeyye Erdoğan’ da aramızdaydı.
Kışın en soğuk ve yolların kar ve buzla kapalı olduğu günlerde bile,Türkiye’nin her bir yanından yüzlerce kadının bir araya gelmeyi başarabildikleri, kadın özverisini ispat etmiş kadınlardır.
İnsan olarak var olmanın ifadesini, ’ dişilikleriyle değil, kişilikleriyle’ reel’e dönüştürmenin, farklı versiyon ve modelleridirler her biri.
Her birimiz, çevremizi saran statüko duvarlarıyla mücadele ederken, kendi mahallemizde ki egemen statükocularla da baş etmek zorunda kalmaktayız.
Hayatın her alanında, Patilerde, Vakıflarda, Derneklerde akredite derdinde olmayan kadınlardır…
Basın açıklaması metnin de açıkça ifade edildiği gibi, mesaj sadece AK Parti’ye değil bütün Parti yönetimlerinedir. CHP, Has Parti, MHP, BBP,BDP dahil,bütün partilere ‘ Başörtülü aday’ göstermeleri yönünde tavsiye ve teşvik amaçlı , gündem oluşturarak sonuca ulaşmaya katkıda bulunmaktır amaç…
Sayın Başbakanımızın ’28 Şubat bitmiştir’ ifadesinden yakın bir karanlık dönemin kapanıp, aydınlık, özgür bir dönemin başladığını anlıyorum.
Elbette bazı alanlarda sıkıntılar etmektedir.
Yıllardır, ‘Ak parti iktidara geldi, başörtüsü eylemleriniz bitti’ ithamları hepimizin malumu.
Bu tür kampanya ve gündemler ile bizim acımıza tanık olan, bizzat kendileri de bu yasak ve zulümlere muhatap olan siyasilerimizin ellerinin daha da güçleneceğini düşünmüşümdür her zaman.
Tabandan gelen bu isteklerin, ifadelerin çeşitlenerek, sivil inisiyatiflerin artması, siyasilerin çözüme, sonuca ulaşmasında her zaman etkili olmuştur.
28 Şubatın TBMM de de enkazının kaldırılmasına matuf, ‘Aday yoksa, oy da yok’ açıklaması, siyasilerden ziyade-bilakis siyasilerden destek mesajları gelmiştir- farklı kesimlerden şiddetli tepkiler aldı.
Elbette herkes bu kampanyayı destelemek zorunda değil ve muhalif olduğunu belirtme, eleştirme hakkına sahip.
Günlerdir çok şeyler yazıldı, söylendi. Fakat Ali Bulaç bey’in bu konuyla ilgili Zaman da yayınlana yazısı karşısında yazmaktan kendimi alamadım. Çünkü hiç biri böylesine incitici, yaralayıcı, hakaretamiz ve ağır ve haksız ithamlarla dolu değildi.
‘Başörtülü aday’ isimli yazısı neresinden tutsam elimde kaldı. Kanaat önderi olarak kabul gören , saygı duyduğumuz bir şahsiyet olarak böyle bir inanış içinde olması, kendini –ısrarla- böyle bir yerde konumlandırması, kendisi açısından bir talihsizlik olmuştur…
Merve Kavakçı’ nın TBMM içinde maruz kaldığı iğrenç- zalimane saldırı ve sonrasında, kendisinin ve ailesinin yaşadıklarını bütün Türkiye an be an izliyordu. Meclis de yüzlerce erkeğin içinde onun yanında sadece bir kadın var- Nazlı Ilıcak- ın bulunması ve yalnız bırakılmasının sabıkasını taşıyor daha erkekler.
Nuh Mete Yüksel kabadayısının utanmadan bir kadının kapısına dayandığı gecelerde birkaç cesur adamdan başka kapısını kimse tutamamıştı. 28 Şubat ayazının set esintilerinde ben de dahil kadınların yaşadıklarını sıcak odalarından TV ekranlarından izlemeyi yeğleyenler bugün ahkam kesip,o kadınlar hakkında hüküm veriyorlar.
Siyasileriyle, yazarı- çizeriyle bir kadına sahip çıkılalamıayarak, vatanından kovulmasına seyirci kalan erkeklerimiz o zaman da ‘işin için de iyi saate olsunlar’ı aramışlar, böylesine fitne bir fitneyi dillendirerek, bu zulmü uygulayan, ‘ Kadına haddine haddini bildirme’ adına, cunta zihniyetli şeytani güçlerle dirsek tamsında bulunmaktan gocunmamışlardı. Görüyoruz ki ‘Kadına haddini bildirme’ vazifesini bugün bizim mahallenin erkekleri hala sadakatle sürdürüyorlar.
10 yıl’da değişen pek çok şeyler oldu. Özgürlükler adına…Açılımlar adına…
Kürt açılımı… Roman açılımı…Alevi açılımı…Azınlıklar vs…
Merve Kavakçı’ nın şahsında, başörtülülere ne zaman iade-i itibar gerçekleşecek diye yıllardır umudumuzu kaybetmemeye çalışıyoruz.
‘Siyasette kadınların daha aktif olmasını’ isteyen Sayın Başbakanımızın söylemine inat, kadınların – özellikle başörtülüler- bu alana girmesine tahammülü olmayan, erkek egemen din düşüncesi temsilcilerinin, bayrak açtıklarını görüyoruz.
Dün 28 Şubatçıların yaptığını, bugün içimizde ki din statükocuları yapıyor.
Konu , Meclis ve Milletin vekilliği söz konusu olunca, yıllardır erkek adaylarda aranması, gözetilmesi gereken ayrıntılar, liyakat, ehliyet, kabiliyet, vizyon, birikim,cesaret, feraset, kadın vekil gündeme gelince hatırlanır, sorgulanır ve tartışılır oldu.
‘’Başörtüsü mağdurları olarak öne çıkan "bazı bayanlar", bunu bir ticaret ve statü aracı haline getirdiler, adeta başörtüsü mağduriyetini birtakım yerlere gelmenin, mesela yerel ve merkezî iktidardan iş koparmanın, çeşitli kurum ve kuruluşlarda mevki kapmanın vasıtası olarak kullandılar.’’
30 yıldan fazladır bu mücadelenin içinde olan bir kadın olarak,son 14 yılları da hapis ve sürgünlerle beraber, en ufak bir statü,mevki ve imtiyaz kazanabilmek bir yana,hala 28 Şubat tusinami dalgaları ve artçılarının etkisinde, bedellerini maddi-manevi hala yaşamaya devam ediyorken, hayatta ve ayakta kalabilme mücadelesi veriyorken, çevremde de bu şekilde onlarca kadınlar tanıyorum…
‘’ . Ama içlerinde öyleleri var ki, başından beri ilişki ve sıkı dostluk içinde oldukları bazıları, kendilerine İslamî çevreleri ve İslamî hareketleri içeriden çökertmek, zihinsel haritayı değiştirmeyi görev yapmışlardır. Birer 'beyaz casus' gibi beşinci kol faaliyeti yürüten bu kimseler devşirme ve zihin haritasını değiştirme işinde bir miktar başarılı da oldular. Bunların bazıları son olaylar dolayısıyla deşifre oldular.’’
Ali Bulaç bey böyle bir fitnenin ve vebalin altına girdiniz?
‘’Fitne adam öldürmekten beterdir’’ Duruş, tarz ve ifade biçimlerini beğenmiyorsunuz, siz tasvip etmiyorsunuz diye insanları-özellikle kadınları- böylesine ağır bir itham altında bırakmak er kişinin- insan olanın kaldıramayacağı bir sorumluluktur.
Siz Ali Bulaç bey dün de, bugünde bu mücadelenin neresindesiniz? Dün de statü nünüzden ödün vermemiştiniz, bugünde. Ama kadınların bir yerlere gelmesini, statü kazanmalarını çok rahat bir şekilde eleştirebiliyor ve yargılayabiliyorsunuz…
Beyler safınıza dikkat edin!
Dini ve kamusal alanları din adına kadınlara yasaklayan Saduki’ler ve Ferisi’lere dikkat edin!
Zekeriya’ya bayrak açmayın beyler!
Durduğunuz yere dikkat edin! Ey Kitabı rehber edinenler!
Yahya ve İsa, Roma ile değil, bu dini statükolaştırarak tahrif eden, kadınlara ayırımcılık yaparak, kendi, kutsal mekanlarını yasaklayan, erkek egemen din tüccarlarıyla mücadele etmek için gönderildiler. Ve hayatlarının tamamını bu bağnaz çevrelerle mücadele ederek feda ettiler.
Sizler için korkuyorum; Hangi saf’ta olduğunuzun farkında mısınız?
Allahın Kitabının, Elçilerine karşı mücadele kaynağı haline getiren topluluklar gibi olmayın…
Yasaklarla, kutsallarla örttüğünüz zihinlerinizi açın.
Allahın kullarından istediği o güzel,Barışı,anlayışı, zarafeti,merhameti,nezaketi görün, fark edin.
İnsan olarak-cinsiyet gözetmeden-bütün insanlar ile Rabbin barışını yaşayın ve yayın yeryüzüne…
*Yazar