$

Dolar

49,0186

€

Euro

55,6004

£

Sterlin

64,8772

₣

Frank

58,7562

₺

Gram Altın

6.583,4400

₿

Bitcoin

4.085.584

$

Dolar

49,0186

€

Euro

55,6004

£

Sterlin

64,8772

₣

Frank

58,7562

₺

Gram Altın

6.583,4400

₿

Bitcoin

4.085.584

Türkiye

Beşşar Esad'ın hezeyanları

'Suçlayan' konuşmasına göre Beşşar Esad, hâlâ hezeyanlarıyla yaşıyor. Fakat kanlı cinayetlerini örtmek için dış mihraklar feryadı çağı artık sona verdi. Suriye Başkanı henüz bunu duymamış olsa bile...

04.04.2011 - 12:05
turan
Beşşar Esad'ın hezeyanları
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

Lemis Andoni* / TİMETURK

Suriye Devlet Başkanı Beşir Esad, “İsrail’e karşı direniş” desteğinin rejimini bölgedeki diğerlerinden ayırdığına ve bu nedenle Tunus ve Mısır’daki Batı-yanlısı iktidarları deviren devrimlerden muaf olduğuna inanmayı sürdürüyor.

Hamas ve Hizbullah’a verdiği destek Suriye devlet başkanını Araplar arasında popüler yapabilir fakat bunun barışçıl Suriyeli göstericilerin öldürülmesi suçunu azaltacağını düşünüyorsa tehlikeli bir sanrı içinde demektir.

Patlak veren Arap devrimleri onlarca yıllık baskıya ve dengesiz gelir dağılımına bir tepkiydi. Bu iki sorun gerek Batı-destekli gerekse de Batı-karşıtı hükümetlerinin ortak hastalığıydı.

Bölgedeki en baskıcı hükümetlerden biri Suriye’de, binlerce değilse yüzlerce kişi kötü şöhretli hapishanelerde kayboldu. Bazıları yıllar, on yıllar sonra tekrar çıktı fakat birçoğu günışığını tekrar göremedi.

Tek kurbanlar sadece Suriyeliler değil. Suriye kontrolü esnasında kaçırılan Lübnanlılar, liderlikle görüş ayrılığına düşen Baas Partisi’nin Ürdünlü üyeleri ve farklı Filistin grupları üyeleri gibi diğer Araplar da kurbanlar arasında.

Suriyeli rejim muhalifleri birçok kez tutuklandı ve İsrail ve Amerika gibi dış güçlere, ülkenin “kararlı ve yüzleşmeci politikalarına” zarar vermeye yardım etmekten yargı süreci olmadan suçlandı.

Fakat bu eylemler, kendi baskıcı politikalarını görmezden gelirken Suriye’nin İsrail’e karşı duruşunu destekleyen Arap siyasi partiler ve sivil toplumca yeterince kınanmadı.

Bu nedenle önde gelen milliyetçiler ve solcu aydınlar gibi Suriyeli muhalifler hapishanelere tıkılırken, “Arap gayelerini savunmadaki” rolünü öven diğer Arap eylemcileri ve entelektüelleri Şam’a üşüştü.

Bu ikiyüzlülük rejimin, bölgedeki baskıcı Batı-destekli hükümetlere yönelik eleştirilerden muaf olduğu yönündeki inancını pekiştirdi.

Direniş efsanesi

Eski devlet başkanı Hafız Esad’ın iktidarı, 2000’de yerine geçen oğlundan çok daha acımasız olsa da, baskıcı güvenlik örgütü, kamu kurumlarındaki sıkı idaresini sürdürmeye devam etti.

Beşir Esad altında, rejim ifade özgürlüğünün bastırılması ve muhalefetin susturulmasını meşru kılmak için “direniş” statüsünü kullanmaya devam etti.

Suriye’nin direniş devletliği ve diğer Arap rejimleri ile diktatörlerinden daha meşru olduğu iddiasını inceleme vakti artık gelmiştir.

Daha geniş bir bağlamda Suriye’nin duruşu, Arap devletlerine İsrail ve ABD’nin tamamen nüfuz etmesini önlemiştir. Fakat Suriye’nin bölgede daha fazla devletle barış yapmasını engellemesi siyasi ödünsüz gerçekleşmemiştir.

Suriye’nin “direniş kalesi” olma iddiası iki etmene dayalıdır: İlki Şam’ın, 1967’den beri işgal altındaki Golan Tepeleri’nden İsrail çekilmeden barış anlaşmasına yanaşmaması; diğeri de Lübnan’daki Hizbullah’ın yanında farklı Filistinli gruplara verdiği destek.

Mısır, Ürdün ve FKÖ’nün aksine İsrail’le uzlaşmayı reddetmesinin Arapçı referanslarını artırdığına ve jeopolitik rolünü güçlendirdiğine hiç şüphe yok. Fakat Suriye, sınırları “yüzleşmenin” en sessiz cephesi kalmasını garanti altına alırken İsrail’le “yüzleşmeci” devlet gibi görünmesini sağlayan bir al-takke-ver-külah durumu sağladı. Bunu Golan Tepeleri’ne silah geçişini acımasızca önleyerek ve sıkı kontrollü sınırlarından Suriyeliler, Filistinliler ve diğerlerin geçişini engelleyerek elde etti.

Suriyeli ya da Şam merkezli Filistinli gruplar, bu nedenle Ürdün ya da Lübnan cephesindekiler gibi İsrail’e saldırmaya ya da silah geçirmeye asla cüret edemedi.

Daha da ötesi Suriye İsrail’in bölgeyi kamulaştırmasına, Golan Tepeleri’ne Yahudi yerleşimcileri yerleştirmesine de şaşırtıcı derecede sessiz kaldı. En az 20 bin yerleşimcinin bulunduğu tarıma en elverişli bölgelerde 30 Yahudi yerleşimi bulunuyor. İsrail bölgenin yüzde 6’sını kamulaştırırken, 1967’deki 130 binlik Arap nüfus 20 bine düştü.

Suriye, Golan Tepeleri’ndeki yerleşimci ya da yerleşimci sayısından bağımsız olarak İsrail tamamen çekilmeden uzlaşmayacağını öne sürüyor. Fakat böylesi bir argümanda bir mantık olmasına rağmen, İsrail’in eylemlerine karşı Suriye’nin takındığı sessizlik iki düşman arasındaki fiili sükûnetin pekişmesine neden oldu.

Havlayan köpek ısırmaz

Daha yakından incelendiğinde, Suriye’nin “direniş” gruplarına verdiği destek de lekeli görünüyor. Sürekli Filistin direniş hareketinin kontrolünü sağlamaya çalışırken, Filistinliler arasındaki hâkimiyetini güçlendirmek için güç kullanımına birçok kez başvurdu.

Filistinliler tarihlerindeki en trajik bölümlerden birinin, sivil savaş esnasında barışı ve düzeni sağlama gerekçesiyle Lübnan’a giren ve Tel e-Zaatar Filistin mülteci kampını dümdüz eden Suriye ordusunun ellerinde gerçekleştiğini de unutmuş değil.

1980’lerin ortasında, Suriye aynı zamanda Şabra ve Şatilla mülteci kampları muhasarası için Lübnanlı Amal’ın hareketine etkin destek verdi.

Suriye’nin Filistin işlerine müdahalesinin bölünmeyi artırdığı çok iyi bilinen ve belgelenmiş bir gerçektir. Daha da ötesi Esad, silahlı direnişi benimseyen Filistin liderliğine karşı çıktı. Şam, birinci ve ikinci intifadayı desteklemek için çok az bir şey yaptı.

Belagati hiç şüphesiz Arap ilerlemeci ve ulusal güçlerine cazip geliyor. Ancak Suriye’nin eylemleri, Filistin ya da Lübnanlıların kanının son damlasına kadar İsrail’le diğerlerini savaşmayı teşvik etmenin ötesine geçmemiştir.  

Takke düştü kel göründü

İşgal altındaki Suriye bölgelerinin iade garantisi olmadan İsrail’le ucu-açık görüşmelere katılmayı reddederek kurnazlık yapıyor. Bu, Şam’ı ya da bölgedeki Batı planlarını desteklemek arasında seçim yapmak zorunluluğu hisseden birçok Arap için bir çıkmaz yaratarak görünürde daha itaatkâr devletlere kıyasla kendi konumlarını güçlendirmeye yardımcı oluyor.

Fakat Suriye rejimin cinayetleriyle ilgili sesiz kalmak ve onun gündeminin sadece-kendi için olduğunu yadsımak yanlıştır ve ahlak dışıdır.

Rejimin “ne pahasına olursa olsun idame” politikası Irak’a karşı 1990’daki ABD-önderliğindeki koalisyona iştirak etmesine ve 9/11’den sonra “terörle savaş” için heyecanlı işbirliğine neden oldu. “Direniş duruşu” onu, ihtilaflı sıra dışı temsil politikasının parçası olarak teslim edilen Suriyeli Mahir Arar’a işkence etmesine engel olmadı.

Rejimin devrimsel siyasi dili alaycı kullanımı, ihtilaflı siyasi duruşlarını örtbas için hiç şüphesiz yardımcı oldu. Fakat Arap devrimleri tüm rejimlerin maskelerini düşürdü ve rejimin gösterileri bastırma çabası zorba yüzünü ortaya çıkardı.

“Suçlayan” konuşmasına göre Beşşar Esad, hâlâ hezeyanlarıyla yaşıyor. Fakat kanlı cinayetlerini örtmek için dış mihraklar feryadı çağı artık sona verdi. Suriye Başkanı henüz bunu duymamış olsa bile…

*Lamis Andoni, Orta Doğu ve Filistin konularında yazan analist ve köşe yazarıdır.

Bu makale Oğuz Eser tarafından Timeturk.Com için tercüme edilmiştir.

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın