$

Dolar

47,5574

Euro

54,8602

£

Sterlin

64,2310

Frank

58,9165

Gram Altın

6.175,3700

Bitcoin

2.981.438

$

Dolar

47,5574

Euro

54,8602

£

Sterlin

64,2310

Frank

58,9165

Gram Altın

6.175,3700

Bitcoin

2.981.438

Dünya

İnsanlığın kara lekesi 'Halepçe'

Mazlum-Der Diyarbakır Şubesi ve HÜR-Der, 16 Mart 1988'de İran-Irak savaşının 8. yılında "Enfal Operasyonu" kapsamında gerçekleştirilen, büyük çoğunluğu Kürt olan binlerce masum insanın yaşamını yitirdiği Halepçe saldırısını kınadı.

16.03.2011 - 13:57
suleyman
İnsanlığın kara lekesi 'Halepçe'
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

Mazlum-Der Diyarbakır Şubesi, 16 Mart 1988’de İran-Irak savaşının 8. yılında “Enfal Operasyonu” kapsamında gerçekleştirilen, büyük çoğunluğu Kürt olan binlerce masum insanın yaşamını yitirdiği Halepçe saldırısını kınadı.

Mazlum-Der Diyarbakır Şube Başkanı Abdurrahim Ay, yönetim kurulu üyeleri ile birlikte düzenlediği basın açıklamasında Halepçe katliamını kınadı. Ay, “Halepçeliler, 13 Martta başlayan ve 3 gün boyunca helikopterlerden ve uçaklardan atılan kimyasal gazlardan kendilerini kurtaramamışlardır. Katliam bitiminde hiçbir yaşam belirtisi bulunmayan Halepçe’de yerde yatan bedenler zulmün sessiz tanıklarıdır. Kimi, evinin avlusunda kurulmuş sofra başında; kimi kapının eşiğinde; kimi bebeğini emzirirken; kimi torununu gazdan korumak için üzerine kapaklanmışken, kimi oyun oynarken, kimi tarlada. Uzaktan bakıldığında, sanki tarlalarda ot yerine insan bedeni biçilmiş, şehir açık hava mezarlığı haline getirilmiştir.” dedi.

Mazlum-Der Diyarbakır Şube Başkanı Ay, “Halepçe; Hiroşima’da, Nagasaki’de, Felluce’de, Sabra’da, Şatila’da, Ramadi’de ve daha birçok mazlum coğrafyada; siyahîlere, Kızılderililere, Aborjinlere, Filistinlilere ve tüm ötekileştirilmişlere karşı işlenen toplu cinayetlerin Kürt halkı üzerindeki uzantısıdır.” diye konuştu.

Halepçe’de yaşananların, hiç şüphesiz insan hakları savunucuları açısından kabul edilemez bir durum olduğunu anlatan Ay, şunları söyledi: “Katliamların gölgesinde barış çığlıkları duyulmaz. Biz toplumsal barışa ancak etnik kimliklerin kabul edildiği, insanların yaşam ve kültür farklılıklarının çatışma haline dönüştürülmediği bir ortamda ulaşabiliriz. Saddam Hüseyin özelinde ‘Korku Cumhuriyeti’ olan rejimlerin vahşetinin ne boyutta olduğu gözler önündedir. Zulümle ayakta kalmaya çalışan katı milliyetçi zihniyetlerin farklılıklara olan tahammülsüzlüğünün insanlığı götürdüğü yer katliamlardır.

Katliamın duyulmasında uluslararası medya görevini yaparken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Irak'ı kınaması ile Irak'ı teşhir ve mahkûm eden kimi cılız seslerin dışında ciddi bir tepki göstermemesi dikkat çekicidir. Şu günlerde Ortadoğu’da yaşanan “isyan ateşi” diktatör rejimlerin tükenmişliğinin en bariz göstergesidir. Yalnızca Ortadoğu’da değil tüm dünyada yaşanan deneyimler göstermiştir ki 'içbir zulüm baki değildir.

Halepçe’yi alkışlayanlar şunu bilmeliler; zulmü doğuran zihniyetler mazlumların hak, özgürlük ve adalete olan tutkusunu daha da artırmışlardır. Bu tutku, barışın tesisi için sivil itaatsizlik eylemlerine dönüşerek kendisini var edip yenilemektedir. Unutmayalım ki Halepçe zihniyeti, varlığını zulüm karşısındaki sessizliğimize borçludur. Halepçe, diktatörlüğün katı gerçeklerine ve onu onaylayan ırkçılık yanlısı entelektüel çevrelerin manevi tükenmişliğine karşı sessizliğinin fotoğrafıdır. Sessizlik girdabından kurtulmak ve başka Halepçelerin yaşanmaması için geçmişin hesabı sorulmalıdır.”

Mazlum-Der’in açıklamasına, Diyanet-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Ömer Evsen de destek verdi.

HÜRDER DE HALEPÇE KATLİAMINI KINADI

Hürder'in yayınladığı bildiride şunlara yer verildi.

16 Mart 1988’de Irak’ın Halepçe kentinde savunmasız Müslüman Kürt halkına, Zalim, gaddar, acımasızlığı ile ün yapan Saddam’ın emriyle kimyasal hardal, siyanür gazlardan müteşekkil bombalar yağdırılmıştır. Bu katliam Hiroşima ve Nagazaki’den sonra insanlık adına vahşet içerikli en büyük insanlık suçudur.

Bu gün; tarihin unutulmaz sayfalarından biri olarak insanlığın yeni bir trajediye tanıklık ettiği bir gündür. Vahşete tanıklık edenlerin ifadesi ile “yanmış et kokusundan başımız döndü”, diye tarif ettiği katliamın ve soykırımın yıldönümüdür.

Halepçe, henüz yeni doğmuş çocuğuna sarılı bir şekilde can veren baba ile çocuğunu bir fotoğraf karesinde buluşturan, hafızalara kazınmış tarihe despot zalimlerin kara bir lekesi olarak geçmiştir.

Her ne kadar bu katliamın baş sorumlularından biri olarak görünen Saddam olsa da, bu kimyasal silahların ABD, Fransa, Almanya patentli olması hesabiyle, bu ülkeler de katliam ve soykırım ortağıdırlar.

Günümüzde sözde, insan haklarının savunurculuğunun yapan büyük şeytan ABD ve Batı Emperyalizmi katliamda en büyük pay sahibidirler.  Nitekim Emperyalist ülkeler kimyasal saldırı gerçeğini inkâr etmiş, uzun süre bu katliama sessiz kalmış ve ölen binlerce Müslüman Kürt halkını görmezden gelmiştir.

Bu katliamlara göz yuman Batılı müstekbirler ve Arap Şeyhleri ; Siyonistlerden birinin burnunun kanaması etrafında fırtınalar koparırken,16 Mart 1988 günü Halepçe de beşbinden fazla mazlum Müslüman Kürt halkına reva görülen, vahşi, acımasız ve gaddar katliamı görmek istememişlerdi. 

“Mazlumun, zalimden hakkını alacağı gün, zalimin zulmünden daha şiddetli olacaktır”. diyen Hz Ali’nin Sözü bir kes daha kanıtlamış oldu ki, İlahlık davasında bulunan Nemrud,   Fir’avn, Ebu Lehep ve Ebu Cehil gibi, zelil ve hakir bir şekilde, cani barbar ve komünist Saddam Hüseyin de bütün dünyanın gözü önünde boynu kırılarak idam edildi.

Zalimler asla iflâh olmaz. Zalimlerin sonu helâk olmaktan başkası değildir. İnsanlık tarihî; zalimlerin işlediği cinayetlerle payidar olamayacaklarının canlı tanıdığıdır. Zalimler ebediyete kadar lânetle anılacaklardır.

Tarih; her zaman Emperyalist güç ve hıyanet şebekelerinin güdümünde olan tüm kukla, zalim ve despot yönetim ve yöneticilerinin karşılaştığı hak mücadelesi karşısında nasıl savunmasız kaldıkları, dayandıkları şeytanı güçler tarafından terk edilip kullanılmış peçete gibi tarihin çöplüğüne atıldıklarını bizlere göstermektedir.

Günümüzde Diktatörler bir bir devrilirken değişen yönetimler ve değişen sınırlar ve şartlara rağmen ne yazık ki; bugün insanlık âlemi halen savaşlar, katliamlar, işkence ve tecavüz gibi insanlık suçları ile yüz yüzedir.

Halkın iradesini önemsemeyen ve umursamayan dikta yönetimlere ve darbelere karşı, halkın dinamik gücünü ‘Mabetlerden damlara, karanlık dehlizlerden meydanlara döküp diktatörlerin heveslerini kursaklarında bırakacak iradeyi ve gücü ortaya koyabilmelidirler.’

Yine tarihte 16 Mart 2003 tarihinde, İsrail buldozerleri tarafından bir Filistinlinin evinin yıkılmasını engellemek için canlı kalkan olan ve Filistin direnişinin sembolü haline gelen Rachel Corrie, İsrail ordusuna ait bir buldozer tarafından ezilerek öldürüldü.

Ne yazık ki; halkı Müslüman olan yöneticilerin halkına esirgediği insani davranışı Rachel Corrie yaşamını bedel olarak cesaretin ve insan olmanın ne demek olduğunu tüm insanlık âlemine göstermiştir.

Rachel Corrie Saygıyla ve hürmetle anıyoruz.

Bu katliamların tekrar olmaması dileği ile.

Bugün günlerden Halepçe! galeri

CİHAN- MAZLUM- Der-HÜR-Der

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın