Avusturya'da yayın yapan Unzensuriert isimli gazetede yer alan bir makalede Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşma ve tutumlarından yola çıkılarak, İslam'ı hakim kılma çabasında olduğu düşüncesine yer verildi. İşte o makale:
Dikkatli gözlemciler açısından çoktan aşikâr olanı sonunda Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan kamuoyuna duyurdu: Erdoğan, Arap devletleri ile bir birlik kurmaya çabalıyor. Amaç ise “tüm dünyayı” değiştirecek güçlü bir Müslüman dayanışması. Erdoğan, aynı zamanda AB ile müzakerelere devam etmek istediği yönündeki niyetini de açıkladı; o AB ki Erdoğan’ın güç düşkünü niyetlerine hâlâ gözlerini kapatıyor.
Erdoğan -İslamcı yönelimi bilindiğinden şaşırtmıyor- Arapları “kardeşleri ve bacıları” olarak görüyor. Buna göre Türkiye, Gazze’deki sorunların yanı sıra Amerikan askerî saldırılar sonucunda Afganistan, Pakistan ve Irak’ta ölümleri de kendi acıları gibi algılıyormuş. Ama planlanan dayanışma neticesinde “Filistin sorununun üstesinden gelmenin” mümkün olabileceği, ayrıca Irak ve Afganistan’daki acılara son verilebileceğini söylüyor; ki bu neredeyse Amerikan-İsrail çizgisine karşı açık bir direniş gibi kulağa geliyor.
Türkiye’nin, dış siyasi yöneliminden ötürü Batı dünyasının eleştirilerine maruz kalması Erdoğan’ı etkilemiyor: “Dış politikamızı kendimiz belirleriz.” Bu öyle bir tutum ki günümüzde az rastlanır bir özgüven ve millî gururun haricinde, dünya politikalarına etki etmenin apaçık bir itirafı sonucunu doğuruyor.
--FPÖ, AB Üyelik Müzakerelerinin Derhâl Durdurulmasını Talep Ediyor--
Özgürlükçüler Partisi (FPÖ) Genel Sekreteri Harald Vilimsky, Erdoğan’ın açıklamalarını Müslüman ülkenin AB üyeliğine karşı özgürlük bakımından taşıdığı kuşkularının ispatı olarak görüyor. Vilimsky, “Şayet Erdoğan, İslam ülkeleriyle birlik istiyorsa AB de bundan bir sonuç çıkarmalı. Türkiye’nin AB’ye girmesi, bu açıklamalardan sonra, bugüne kadar Türkiye’nin katılımını destekleyenler açısından da büsbütün akla hayale sığmıyor olmalıdır.” AB’den destek ummaya devam ederek Arap devletleriyle Amerikan politikalarına karşı birleşme planları, ivedilikle desteksiz bırakılmalıdır. Erdoğan, hiç kimsenin, Türk dış siyasetine etki edebileceğini tahayyül etmemesini dünyaya bildirdi; Vilimsky, buradan hareketle “Türk dış siyasetinin hiçbir zaman ortak Avrupa dış siyasetinin bir parçası olamayacağı” sonucu çıkarıyor.
BYEGM