Türkiye'nin resmî dilinin Türkçe olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı, ülkede konuşulan diğer dilleri de "Bizim lisanlarımız." diye nitelendirdi. Bu dillerin hepsine sahip çıkılacağını vurgularken, bu durumun ideolojiye alet edilmemesi gerektiğinin altını çizdi. Gül, "Eğer biz farklı ideolojik, farklı siyasî saiklerle yapmaya kalkarsak o zaman kendi huzurumuzu, kendi düzenimizi bozarız ve kendi vatandaşlarımıza, kendi insanlarımıza zarar vermeye başlarız." dedi. Yeniden yükselişe geçen Türkiye'nin önünün tam açılması için barışa ve kardeşliğe ihtiyacı olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Gül, "Bunu sağlamak için herkesin diline, hareketine çok dikkat etmesi gerekir." uyarısında bulundu.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TES-İŞ 9. Olağan Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'de her kesimin Türkiye'nin gelişimi için el ele vermesi gerektiğini ifade etti. Bunun için "Hep beraber toplu bir şekilde Türkiye'de vatandaşlarımıza, herkese sahip çıkıp, bu ülkeyi ve bu ülkenin vatandaşlarını çok daha güçlü yapmak için kenetlenmemiz gerekir." çağrısında bulundu. Gül, 'iki dil' tartışmasını da bu çerçevede değerlendirdi. Ülkedeki huzur ve barışın bozulmaması için herkesin diline, hareketine çok dikkat etmesi gerektiğini vurguladı. Gül, şunları kaydetti: "Türkiye'nin tabii ki resmi dili Türkçedir, tabii ki böyle devam edecektir. Ama Türkiye'nin farklı farklı yerlerinde konuşulan farklı farklı lisanlar vardır. Bunların hepsi de bizim lisanlarımızdır. Bunların hepsine de sahip çıkacağız. Ama bunları eğer biz farklı ideolojik, farklı siyasi saiklerle yapmaya kalkarsak o zaman kendi huzurumuzu, kendi düzenimizi bozarız ve kendi vatandaşlarımıza, kendi insanlarımıza zarar vermeye başlarız."
Abdullah Gül, ülkedeki sıkıntıların ise demokratik ve hukuk standartlarının düşüklüğünden kaynaklandığına işaret etti. Türkiye'nin götürüleceği istikametin bütün muasır medeniyetlerin daha üzerine çıkarma hedefi olduğunu dile getirerek şöyle devam etti: "Bunun için hukukumuz değişecek, siyasi anlayışımız değişecek. Bunun için farklılıklarımızı, bir zamanlar olduğu gibi korku gibi görmeyeceğiz. Hiç kimse, kendi öz ülkesinde kendini garip hissetmeyecek. Kimimiz İstanbul'da, kimimiz Diyarbakır'da doğduk. Hangi ilimize gidersek o ilimizin kendine has özellikleri vardır. Bunlar korkulacak değil, bunlar tam tersine bu ülkenin gerçekleridir. Ama asla bunları bir ayrılık, farklılık şeklinde çıkartmamak gerekir."
ZAMAN