Müyeser CAN/ Özel Haber
PKK’nın eylemsizlik kararını seçimlere kadar uzatması, örgütün beklentilerinin bu süreçte karşılanabileceği anlamına mı geliyor?
Bu süreçte Kürt sorunuyla ciddi bir yüzleşme yaşaması gerekiyor Türkiye’nin. Hakları, talepleri silahlı kavganın devam ettiği bir iklimde konuşmak mümkün değil zaten. Fakat şu da var tabi, ileri sürülen talepler arasında, hiçbir şekilde müzakere edilmeyi gerektirmeyecek talepler de var. Örneğin seçim Barajını AB ve dünya standartlarına çekilmesi için doğrusu bir gerilla örgütünün talepte bulunması gerekmiyor. Bu da Türkiye’nin siyasi şartlarının yarattığı bir tuhaflık aslında.
PKK silahsızlanıp dağdan inmeyi kabul ederse, devletin bu oluşuma karşı bir hazırlığı var mı?
Sanmıyorum. Otuz yıllık bir savaşı bitirmek o kadar kolay değil. Dünyada örnekleri var aslında. Devletin ve PKK’nın bu noktada farklı bir değişim yaşaması ve toleransa, empatiye açık hale gelmesi gerekiyor. Silahsızlandırma programı için ayrıca BM’lerden ve AB’nden de faydalanılabilir.
"PKK diye bir olgu olmasaydı, sadece BDP olsaydı, kimse bize 'Kürt sorunu nasıl çözülür' sorusunu sormazdı” diyen BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Demirtaş,“Silahlar bittiğinde, savaş bittiğinde, Kürt sorunu yine Türkiye’nin gerçek gündemi olmaya devam edecek mi? Yine cumhurbaşkanı ‘Kürt sorunu bu ülkenin en büyük sorunu’ diyecek mi” diye sorarken aslında var olan kuşkuları, güvensizlikleri ifade etmekle kalmıyor, silahlı mücadeleye duyulan inancın ve güvenin hâlâ devam ettiğine dair güçlü bir hatırlatma yapıyor. Tasfiye korkusu, hükümetin izlediği politikalarda yaşanan med-cezirler, endişeleri ve güvensizlikleri arttırmıştır.
Kürt sorununun çözümündeki tek engel sadece ana dilde eğitim mi?
Hayır, ama en önemlisi bu. Sonra üstelik bugün kararı alınsa mevzuattan tutun da altyapı anayasaya kadar değişmesi gereken bir yığın şey var. 150 bin öğretmene ihtiyaç olacak böyle bir durumda. Bu insanların yetişmesi için dahi yıllar lazım. Ama önemli olan niyettir tabi. Niyete inanan Kürt toplumu sabır gösterebilir ve bekleyebilir tabi. Ama beklemek oyalamak anlamına gelmemeli.
KCK davasında Kürtçe savunma yapılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Burada yargılanan insanların temel hakkı, Kürtçe savunma yapmak. Zaten Baskın Oran hocamız başta olmak üzere birçok değerli bilim insanı bu konuda Lozan’a atıfta bulundular ve Lozan’a göre mahkemelerde sanıkların istemeleri, halinde Kürtçe konuşmanın bir hak olduğunu yazıp çizdiler. Tamamen katılıyorum. Ama biraz da farklı bir cepheden bakmaya çalışıyorum. O da şu: Bu dava Kürtçe konuşup konuşmama meselesine indirgenemez. Ciddi bir siyasi dava bu. Siyasi manada, nasıl savunulacak bilmiyorum, ama merak da etmiyor değilim.
Son zamanlarda Kürtler arasından hükümete destek verenlere “Beyaz Kürtler” tanımı yapılıyor. Siz bir Kürt aydını olarak bu yaklaşıma nasıl bakıyorsunuz?
Hali vakti iyi Kürt anlamındaysa sorun yok bence. Beyaz Türklerde kısmen CHP’yi destekliyor. Ve bunların savaşla bir problemleri olmadı. İşlerini savaş yıllarında büyüttü çoğu. Bu yüzden de şimdi Bağdat caddesinde Kılıçdaroğlu’nun arkasından yürümelerini çok görmemek lazım. Savaşa itirazı olmayan bir kesim bu, statükoyu bu anlamda savunuyorlar, savaşa giden milyarlarca dolarlık bütçelere hiç itiraz etmediler. Ama ya Beyaz Kürtler? Onların bir kısmı Sapanca’da şurada infaz edildiler. Biraz büyüyenin başına devlet Çatlıları, Yeşilleri bela etti.Haraca bağlandılar..Dolayısıyla bu sınıfsal karakter ve geçmişle AK Partiyi desteklemeleri çok normal.