Darbeciler tarafından katledilmeden önce Dışişleri Bakanı merhum Fatin Rüştü Zorlu, merhum Celal Bayar'ın suali üzerine kendilerini idama götüren muhripte Müşterek Pazar'a müracaatın memlekete getirebileceği faydaları anlatmıştı. Merhum Menderes bir gün evvel Yassıada'daki zulme dayanamayarak intihara teşebbüs ettiğinden tedavi altına alınmış, bu nedenle de muhribe bindirilmemişti.
"Yolda bir muhribin ambarında elleri kelepçeli son yolculuğunu yapanlar bir dönemin cumhurbaşkanı, bakanları, milletvekilleriydi. Tam olarak nereye gittiklerini bilmeseler de ne için gittiklerini artık çok iyi biliyorlardı. Bu, ölüm yolculuğuydu. Muhrip İmralı'ya doğru yol alırken Bayar, Fatin Rüştü Zorlu'ya döndü ve adeta bir bakanlar kurulu toplantısındaymış gibi konuşmaya başladı. "Dedi ki, Fatin Rüştü Bey'e 'Fatin, sen Türkiye'nin ekonomik şartlarını, dünya politikasını en iyi bilen arkadaşlarımdan birisin. Şimdi bize anlat bakalım Müşterek Pazar'a girmemiz Türkiye'nin hayrına mı olur, zararına mı olur?" Bu sohbet açılınca Fatin Rüştü Zorlu bu işi anlatmaya başladı." (Demirkırat- sh. 190)
Lozan'da kaybettiğimiz Kıbrıs'ı tekrar Türkiye'ye bağlayan, Müşterek Pazar'a müracaatı yapan Zorlu, Avrupa'nın memlekete getireceği faydaları anlattıktan saatler sonra katledildi. Menderes de bir gün 17 Eylül'de darağacında can verdi. Katledilen Menderes, Zorlu ve Polatkan'ın dışındaki 12 kişi daha sonra affedildi.
AB'ne V. Menderes hükümeti müracaat etmişti. AB ile Ortaklık Anlaşması'nı imzalamak ise 12 Eylül 1963'te dönemin Başbakanı İsmet İnönü'ye nasip oldu. İnönü, 27 Mayıs'tan sonra "Darbenin neresindeyiz?" diye soran partililere "ne içindeyiz, ne de dışında" cevabını vermişti.
Kaderin cilvesi, CHP'nin mevcut lideri Kemal Kılıçdaroğlu bir 17 Eylül günü Brüksel'e yani Avrupa Birliği'nin başkentindeydi. Kendisine idamlar soruldu. Kılıçdaroğlu hiç uzatmadan, Yassıada yargılamalarının siyasi olduğunu, Menderes'in memlekete hizmeti dokunmuş saygın bir devlet adamı olduğunu ve şartlar uygun olursa kabrini ziyaret edeceğini açıkladı.
Peki Brüksel'de bunları söylerken yanında kim mi vardı? İsmet İnönü'nün torunu Gülsün Bilgehan!
Zaman