Koca bir yaz geçti. Yazmakla yazmamak arasında gittim geldim. Bu süreçte bana en fazla hüzün veren Hrant'la ilgili AİHM'de yapılan savunma oldu.
Devletin, Hrant davasında uluslararası mahkemeye verdiği savunma korkunçtu. Yapılan savunma, haklı olarak eleştirildi. Hrant davasını başından itibaren takip edenler seslerini yükselttiler.
Hrant'ın oğlu Ararat Dink'in Taraf'ta yayımlanan yazısı, o günlerin öfkesine tercüman oldu. AİHM'deki savunma skandalı basına yansımadan bir gün önce Rakel Dink ve oğlu Ararat'la beraberdik. Adadaki evlerine ilk kez gidiyordum. Rakel, Brüksel'den henüz dönmüştü. Ayrı vapurlarla geldiğimiz iskelede buluştuk. Torunlarına Brüksel'den getirdiği çikolata ve kurabiyeleri koyduğu çantayı beraber taşıyıp yukarı çıktık. On gündür uzakta olduğu evinin kapısını beraber açtık.
Kapıyı açtığımızda içeride beyaz, yaralı bir güvercin bulduk. Rakel'in zar zor soluklanan güvercine bakışını unutmam mümkün değil. Sanki Hrant'ın ruhu gelmişti eve. Sanki bir şey söylemeye çalışıyordu. Telaşlı bir sükunetle su ve bulgur koydu önüne güvercinin. Durduğu yerden kıpırdamaya niyeti olmayan güvercin, hasta ve yaşlı gözleriyle Rakel'e bakıyordu. Rakel sessizce ağladı... Sonra cıvıl cıvıl sesleriyle Hrant'ın torunları girdi içeri. Güvercinin hayreti onları da sardı ve karşısında diz çöküp konuşmaya başladılar. 'Nereden geldin, ne istiyorsun, neyin var?' diye sordular...
YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ