$

Dolar

47,0114

Euro

53,7232

£

Sterlin

63,0457

Frank

58,0961

Gram Altın

6.127,2700

Bitcoin

2.948.833

$

Dolar

47,0114

Euro

53,7232

£

Sterlin

63,0457

Frank

58,0961

Gram Altın

6.127,2700

Bitcoin

2.948.833

Dünya

ABD'nin Latin Amerika politikası değişti mi?

Bush sonrası karizmatik ve rasyonel Obama ABD'de başkanlığa seçilince ilgili herkesin aklına aynı soru geldi. ABD'nin Latin Amerika politikası değişir mi?

24.06.2010 - 17:20
Timeturk Editör
ABD'nin Latin Amerika politikası değişti mi?
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

Bush sonrası karizmatik ve rasyonel Obama ABD'de başkanlığa seçilince ilgili herkesin aklına aynı soru geldi. ABD'nin Latin Amerika politikası değişir mi? Ne de olsa cehennem gibi bir Bush yönetiminden kurtulunmuştu. Boşuna mı heyecanlanılıyordu yoksa?

4 Kasım 2008 başkanlık seçimlerinde ABD Başkanı seçilen ve bundan iki ay sonra göreve başlayan Barack Obama'nın yeni dönemde Bush yönetiminden farklı bir dış politika izleneceği beklentisi hakim oldu. Ne de olsa "değişim" sloganıyla iktidara gelen Obama'nın Bush dönemi pervasızlıklarından uzak duracağı ve de daha güler yüzlü ve çok yönlü bir dış politika izleyeceği beklentisi tüm dünyada en üst düzeyden en alt kesimlere kadar hemen hemen herkesin diline dolandı. Nobel Barış Ödülü ile taçlandırılan güler yüzlü başkan, dış politikasının öncelikleri olarak dokuz ana başlık belirlemişti:

• Afganistan ve Pakistan'da El Kaide'yi yenmek,

• Irak Savaşı'nı sona erdirmek,

• Uluslar arası nükleer tehdide karşı strateji geliştirmek,

• İsrail'de ve Orta Doğu'da barışı tesis etmek,

• Amerika'nın müttefikleriyle ilişkileri canlandırmak ve yeni ittifaklar kurmak,

• Amerikan değerlerini korumak, demokrasinin geliştirilmesini sağlamak, Guantanamo hapishanesini kapatmak,

• Sudan'ın Darfur bölgesindeki iç savaşa son vermek ve istikrarı tesis etmek,

• Latin Amerika'da ABD'nin liderliğini yeniden sağlamak,

• Enerji güvenliğini sağlamak ve iklim değişikliği ile mücadele etmek.(1)

2009 Ocak'ında göreve başlayan yeni ABD hükümetinin genel dış politika analizi bu yazı kapsamına girmiyor. Ele alacağımız konu, Latin Amerika politikasında bir değişim olup olmadığı. ABD'nin Latin Amerika politikası değişiyor mu?

Bu değişim umudu konusunda ABD'den kalemler dahi kısa sürede daha temkinli yaklaşımlar geliştirmeye başladı. Time dergisi 3 Aralık 2009'da bu durumu şöyle ifade etmişti: "Aslında, iş ABD'nin Latin Amerika politikasına gelince George W.Bush'un hala Başkan olmadığını söylemek zorlaşıyor."(2) Uluslar arası Politika Merkezi, Latin Amerika Çalışma Grubu Eğitim Fonu ve Latin Amerika üzerine Washington Ofisi gibi bölge politikasına hakim üç kurumun hazırladığı 28 Mayıs 2010 tarihli rapor da aradan geçen bir buçuk yıla rağmen aynı hayal kırıklığını taşıyordu. "15 yılı aşkın süredir Demokrat ve Cumhuriyetçi yönetimler altındaki ABD'nin Latin Amerika'daki askeri eğilimlerini belgelemeye dair deneyimimiz, Beyaz Saray'ın şimdiki sakininin verili yapısal ilişkileri etkilemede sınırlı kalacağına ikna olmamızı sağladı. Ayrıca ABD dış politikasındaki militarizasyona yönelik büyüyen eğilimin farklı hükümetleri kapsadığını düşünüyoruz."(3)

Sadece Bush dönemi politikalarına bakıldığında, değişim sloganıyla işbaşına gelen Obama'ya yönelik beklentinin ve elbette kuşkuculuğun niye canlandığını sorgulamak anlamsız kalıyor. 2002 yılında düzenlenen Bolivarcı Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez'e yönelik başarısız darbe girişimi, 2004'te Haiti Devlet Başkanı Jean-Bertrand Aristide'in düşürülmesine verilen destek ve 2008'de Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales'i hedef alan darbe girişimindeki ABD parmağı, 8 yıllık Bush iktidarının değişmesine dair geliştirilen umudu anlamaya yeterlidir.

Ancak bu umut, ilk günden itibaren bölge ülkelerinin yüzyıllardır deneyimledikleri askeri darbelerden ekonomik yaptırımlara uzanan hegemonya ilişkilerinin canlı ve de kanlı hatırasını alt edecek güçte olamadı. Bunun en önemli göstergesi Karayiplerin küçük ada ülkesi Trinidad ve Tobago'da 17-19 Nisan 2009 tarihleri arasında düzenlenen Amerikalar Zirvesi'ne katılan Obama'nın dış politikada da yinelediği değişim vaadine rağmen karşılaştığı tavır oldu.

Obama'nın Amerikalar Zirvesi'nde yaptığı açılış konuşması şöyleydi:

Geçmişte verilen ortaklık vaadlerinin yerine getirilmediğini ve bu nedenle güvenin zamanla kazanılacağını biliyorum. ABD yarıkürede barış ve refahı artırmak için çok şey yaparken zaman zaman anlaşamadık ve zaman zaman da kendi şartlarımızı dikte ettik. Fakat söz veriyorum ki eşit bir ortaklık arayışındayız. İlişkilerimizde küçük ve büyük ortaklar yok; sadece karşılıklı saygı ve ortak çıkarlarla birlikte paylaşılan değerlere dayanan bir birliktelik var. Yani burada kendi yönetimim altında sürdürülecek yeni bir birliktelik sayfasını açmak için bulunuyorum.(4)

Ancak Venezuela liderliğindeki ALBA ülkelerinin zirve öncesi açıklamalarına paralel davranan katılımcı ülkelerin hepsi, zirve sonuç bildirgesini imzalamayı reddetti. Bu da Küba dışındaki tüm Latin Amerika ve Karayip devletlerin katılımı ile düzenlenen zirvede Obama'nın barışçıl söylemlerinin inandırıcı bulunmadığını ortaya koydu.

Aynı zirvede Bolivya Başkanı Morales, Obama Hükümeti'nden 2008 yılında kendisine yönelik gerçekleştirilen darbe girişimini kınamasını istedi. Buna bir de Chavez'in hediye ettiği kitap eklenince (Eduardo Galeano'nun Latin Amerika'nın Kesik Damarları) kıta ülkelerinin pozisyonları duygusal jestlerle de tamamlanmış oldu.

Askeri hamleler: Honduras, Kolombiya, Meksika:

Bu vaatlerle dolu zirveden sadece iki ay sonra, 28 Haziran 2009'da Honduras'ta gerçekleşen askeri darbe ABD'nin tutumunu daha da belirgin kıldı. ABD darbe sonrasında Amerikan Devletler Örgütü'nün (OAS) darbe nedeniyle Honduras'ın üyeliğini askıya alma kararına katıldı ve Honduras'a dönük 18 milyon dolarlık ekonomik yardımı askıya aldı. Ancak ABD, Honduras'ta gerçekleşen darbeye "darbe" demeyi reddetti ve Honduras ordusuna askeri eğitim veren ABD ordu görevlilerini de bu ülkeden çekmedi. Amerikan Dışişleri Bakanı Yardımcısı Philip Crowley'in 20 Temmuz'da yaptığı basın açıklaması da ABD'nin darbe karşısındaki konumunu netleştirdi. Crowley, Honduras Başkanı Manuel Zelaya'yı görevden alan askeri darbenin Zeleya'nın Venezuela tipi Bolivarcı devrimden ve Hugo Chavez'den uzak durması gerektiğini anlamasına yardımcı olacak "ders" mahiyetinde olduğunu söylemişti. (5)

Kolombiya dergisi Cambio (6) tarafından ilk detayları 7 Haziran 2009'da kamuoyuna sızdırılan askeri üs anlaşmalarının ifşa olmasıyla gerilim iyice tırmandı. 4 Ağustos 2009 Salı günü basın toplantısı düzenleyen Kolombiya ordusu Genel Kurmay Başkanı General Freddy Padilla, ABD ile Kolombiya arasında imzalanan anlaşma neticesinde ülkedeki ABD askeri güçlerinin konumlandığı askeri üs sayısının yediye çıkacağını açıkladı. Bu açıklamayla aylardır bahsi geçen ancak iki tarafça da sürekli olarak reddedilen askeri işbirliği, Obama yönetimindeki ABD'nin kıtadaki askeri ayak izlerinin silinecek yere daha da tırmanacağını açıkça ortaya koydu.

İfşa olan bu askeri yerleşimler 4. Filo'nun "Latin Amerika ve Karayipler'de ABD nüfuzunu yeniden tesis etmek amacıyla" tekrar Karayip'lerde konumlanmasıyla perçinlenirken (7) ABD'li diplomatlar hala Kolombiya'daki üslerin dışarıya müdahale amacı taşımadığını ileri sürüyorlardı. Ancak ABD Kongresi'ne sunulan bütçe teklifinde kullanılan ifadeler, bu iddianın ne kadar yersiz olduğunu açıkça ortaya seriyor.

ABD Hava Kuvvetleri Kongre'den askeri inşaa bütçesi talep ederken Kolombiya'da bulunan Palanquero üssünün "seferi savaş hali kapasitesini" ve "güvenlik ve istikrarın narkotik kaynaklı terör, ABD karşıtı hükümetler, yaygın yoksulluk ve doğal felaketlerin tehdidi altındaki yarı küremizde bulunan kritik bir alt bölgedeki çok yönlü operasyonlar için" sahip olduğu doğal konumunu gerekçe olarak göstermişti. (8) Bu üslere en çok karşı çıkanın ülkenin yeni üssü savaş ilanı sayan Venezuela olduğunu hatırlatabiliriz.

Mali yardımlar

ABD'nin bölgesel yardımları göz önünde bulundurulduğunda ortaya çıkan tablo, askeri tırmanışa paralel nitelikte. 2010 yılı ABD bütçesinde bölgeye yapılacak mali "yardımların" askeri harcamalardaki ağırlığının en son 2000 yılında bu kadar yüksek olduğu görülüyor. 2000'de Kolombiya Planı adlı yardım paketi onaylanmıştı. 2010'da askeri harcamaların oranı yüzde 49.5.

2009'da ABD'nin bölgeye yardım adı altında yönlendirdiği finansal kaynağın 1.153.500.093 doları askeri harcamalara giderken sosyal harcamalar, eğitim gibi diğer alanlara aktarılan finansal kaynak 1.770.263.004 dolardı. Ancak 2010'da öngörülen rakamlara bakıldığında askeri harcamalara ayrılan kaynağın 1.451.105.489 dolarken askeri dışı kaynağın 1.649.254.608 dolarda kaldığı görülüyor. Bu "yardım"lardan Kolombiya ve Meksika'ya ayrılan payı çıkardığımızda karşılaştığımız manzara ise daha da çarpıcı. Askeri yardımlardan bu iki ülkeye ayrılan payı çıkardığımızda 2010 bütçesinde geriye sadece 321.719.521 dolar kalıyor. Yani 1 milyar 130 milyon dolar askeri yardım, bu iki ülkeye aktarılıyor. Böylece imparatorluğun uçbeyleri ortaya çıkmış oluyor. Bu askeri yardımlarla öngörülen ne mi peki? Örneğin Meksika için öngörülen, Merida İnisiyatifi çerçevesinde yeni askeri helikopterler ve savaş uçakları alımı.(9) Kolombiya'da da üslere dayalı harcamaların artması. Kime karşı kullanılacağı ise bu noktada aşikar.

Bu yükselişin kıtanın kalanına yansıdığını söylemek de zor olmaz. 2009 yılı bütçeleri ele alındığında en çok askeri harcamayı (27.1 milyar dolar) yapan Brezilya'nın yer aldığı (2008'e göre yüzde 16 artış), bunu 10 milyar dolarla Kolombiya'nın takip ettiği listede Şili ve Meksika üçüncü ve dördüncü sırada yer alıyor. Sıralamada beşinci gelen Venezuela'nın 3.25 milyar dolarlık askeri harcamalarıyla oldukça mütevazi kaldığını söylemek mümkün elbette. Üstelik bu rakam 2008'e göre yüzde 25'lik bir gerilemeyi de işaret ediyor ülke için. (10)

Sadece sopa mı?

ABD'nin kıtada ALBA etrafında farklı bir bütünleşme politikası sürdüren, tercihini bağımsızlıktan yana kullanan ve yüzünü Küba örneğine çeviren ülkeleri istikrarsızlaştırmak adına sadece sopayı kullandığını söylemek çok da zor değil elbette. Ne de olsa yüzyıllardır arka bahçesinde dilediği gibi at koşturan ABD, sadece Nobel ödüllü bir başkanın hatrına askeri yığınak ve darbe yönetimlerini bir kenara koyacak değildi. Zaten yukarıda sıralanan önlemler de bunu açıkça gösteriyor. Ancak tek ata oynamayacak kadar gelişkin siyasal reflekslere sahip olan ABD bir yandan da tüm kıtada medya ve sivil toplum örgütlerine yaptığı yatırımları kesmiyor. Ayrıca, Guantanamo işgal üssündeki askeri hapishanenin boşaltılması, Küba kökenli vatandaşların Küba'ya yapacakları ziyaretlere dair sınırlamaların hafifletilmesi, yine aynı ailelerin para transferleri konusundaki şartlarının hafifletilmesi gibi önlemlerle Küba politikasının değiştiği umudunu besliyor. (12)

Ve bu da henüz başkan adaylığına oynayan bir senatörken Miami'de konuşan Barack Obama'nın konuşmasından bir kesit. Değişimin ne olduğunu ve nasıl olduğunu henüz seçilmeden az çok ortaya koyuyor elbette:

(Küba'ya yönelik) "... Ambargoyu sürdüreceğim. Bu bize verili rejimin açık bir tercih yapması için koz veriyor: tüm siyasi tutukluların serbest bırakılmasıyla başlayarak demokrasiye doğru adım atarsanız, biz de ilişkileri normalleştirmek için adım atmaya başlarız. Bu güçlü, akıllı ve ilkeli bir diplomasiyle birlikte Küba'da gerçek değişimi getirmenin yoludur.

Ve biliyoruz ki yarıküremizdeki özgürlük seçimlerin ötesine geçmelidir. Hugo Chavez Venezuela'da demokratik olarak seçilmiş bir liderdir. Ancak biliyoruz ki yönetimi demokratik değil. Halkla konuşuyor ancak yaptıkları sadece kendi gücüne hizmet ediyor.

...

Bu sadece Küba ve Venezuela'da değil Haiti'de de korkunç bir şekilde ihtiyaç duyulandır. Haiti halkı kendi gücünü halkının ilerlemesi ve refahı için kullanmayan hükümetlerden çok çekti. Şimdi Haiti'nin liderlerini ayrılıkları birleştirmek için zorlama zamanıdır. Ayrıca Haiti halkının yoksun olduğu ekonomik yatırımları yapmanın da zamanıdır. Bu nedenle de tüm Amerika kıtasını korkudan özgür kılmak kıtaya dair gündemimin ikinci başlığı olarak yer alıyor."(13)

Gülzerin Kızıler

Bizim Amerika

( ) http://www.whitehouse.gov/issues/foreign-policy

(2) http://www.time.com/time/world/article/0,8599,1945440,00.html#ixzz0q7fOewh1

(3) "Waiting for Change: Trends in U.S. Security Assistance to Latin America and Caribbean", The Washington Office on Latin America, 28 Mayıs 2010

(4) http://blogs.state.gov/index.php/site/entry/engagement_western_hemisphere & http://www.whitehouse.gov/the_press_office/Remarks-by-the-President-at-t...

(5) http://venezuelanalysis.com/news/4652

(6) http://www.cambio.com.co/portadacambio/835/ARTICULO-WEB-NOTA_INTERIOR_CA...

5569679.html

(7) http://haber.sol.org.tr/bizimamerika/latin-amerika-da-abd-usleri-25519

(8) www.justf.org/files/primarydocs/091104pal.pdf

(9) "Waiting for Change: Trends in U.S. Security Assistance to Latin America and Caribbean", The Washington

Office on Latin America, 28 Mayıs 2010

(10) SIPRI (Stockholm International Peace Research Institute), http://milexdata.sipri.org/

(11) http://haber.sol.org.tr/bizimamerika/abdnin-kuba-politikasi-degisti-mi-2...

(12) http://www.barackobama.com/2008/05/23/remarks_of_senator_barack_obam_68.php

(13) http://www.barackobama.com/2008/05/23/remarks_of_senator_barack_obam_68.php

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın