$

Dolar

48,3035

Euro

56,0307

£

Sterlin

65,2642

Frank

59,4135

Gram Altın

6.816,9800

Bitcoin

3.731.355

$

Dolar

48,3035

Euro

56,0307

£

Sterlin

65,2642

Frank

59,4135

Gram Altın

6.816,9800

Bitcoin

3.731.355

Türkiye

'Türkiye'nin yüzde 5'i koruma altında'

Koruma altındaki alanların ülke yüzölçümünün en az yüzde 10'unu oluşturması taahhüdünde bulunan ülkeler arasında yer alan Türkiye'de, bu oranın henüz yüzde 5'ler seviyesinde olduğu bildirildi.

06.06.2010 - 13:34
Timeturk Editör
'Türkiye'nin yüzde 5'i koruma altında'
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

''Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi''yle 2010 yılında koruma altındaki alanların ülke yüzölçümünün en az yüzde 10'unu oluşturması taahhüdünde bulunan ülkeler arasında yer alan Türkiye'de, bu oranın henüz yüzde 5'ler seviyesinde olduğu bildirildi.

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) Doğa Koruma Direktörü Sedat Kalem, AA muhabirine, korunan alanların, yoğun kullanıma açık ve salt bu amaçla yönetilen ormanlar, bozkırlar, sulak alanlar, deniz ve kıyılar gibi doğa parçalarında varlığını sürdürme şansı bulamayan türler, habitatlar ve ekolojik süreçler için doğal sığınak işlevi gördüğünü belirtti.

Bu alanların, biyolojik çeşitliliği yerinde korumanın ve doğal ekosistemlerin varlığını ve geleceğini güvence altına almanın en etkili araçlarından biri olduğunu söyleyen Kalem, şöyle devam etti:

''Gerek yakın gerekse daha uzak çevrede yaşayanlar ise bulundukları yerde doğal evrimin devamına ve doğal çevrenin ekolojik onarımına olanak sağlayan korunan alanlardaki yabani türlerin genetik potansiyelinden, doğal ekosistemlerin temiz hava, temiz su, toprak koruma gibi çevresel hizmetleri ile rekreasyonel olanaklarından faydalanırlar. Kırsal topluluklar, buralarda geleneksel yaşam tarzını ve geçimini sürdürme fırsatı bulur.''

Kalem, insan faaliyetleri yüzünden türlerin azalmasını ve hatta ortadan kalkmasını önlemenin, aynı zamanda etik bir zorunluluk olduğunu vurgulayarak, dünyada Himalayalar, Yellowstone, Kruger gibi, Türkiye'de ise Küre ve Kaçkar dağları, Tuz Gölü, Acarlar Longozu, Kaş-Kekova Deniz Koruma Alanı gibi sembolleşmiş korunan alanların, insanlığın ortak doğal mirası arasında yer aldığını dile getirdi.

Gerek dünyada ve gerekse Türkiye'de yeni korunan alanlar oluşturulmaya devam edildiğine dikkati çeken Kalem, buna rağmen mevcut korunan alanların büyük çoğunluğunun, buzlu zirveler, çöller ve dağlar gibi çoğunlukla uzak, erişimsiz, biyolojik çeşitliliği koruma ve yerel topluluklara fayda sağlama açısından listenin en üst sırasında yer almayan bölgelerde bulunduğunu söyledi.

-KORUNAN ALANLARIN ÇOĞU ORMAN-

Sedat Kalem, Türkiye'nin de 1996 yılında taraf olduğu Birleşmiş Milletler'in ''Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi''ne göre, ülkelerin 2010 yılına kadar doğal alanlarının en az yüzde 10'unu koruma altına almayı taahhüt ettiğini anımsatarak, şunları kaydetti:

''1958 yılında ilan edilen ilk milli park ile başlayan Türkiye'deki süreçte bugüne kadar değişik statüler altında (milli parklar, tabiatı koruma alanları, tabiat parkları, tabiat anıtları, yaban hayatı koruma sahaları, muhafaza ormanları, gen koruma ormanları, tohum meşcereleri, özel çevre koruma alanları, doğal sitler, vb.) yaklaşık 4 milyon hektar alan, yasal koruma statüsüne alınmıştır. Bu rakam, ulusal yüzölçümümüzün yaklaşık yüzde 5'ine karşılık gelmektedir. Diğer yandan Dünya Doğayı Koruma Birliği'nin (IUCN) 'Korunan alan' kategorisine giren milli park ve eşdeğer korunan alanlarımız ise ülke yüzölçümünün yaklaşık yüzde 1'ine, orman alanlarımızın ise yüzde 4'üne karşılık gelmektedir. Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nde belirlenen yüzde 10 hedefine yönelik olarak, son yıllarda ne yazık ki dikkate değer bir ilerleme kaydedildiği söylenemez.''

-''KORUNANLAR ARASINDA DOĞAL BOZKIR EKOSİSTEMLERİ HEMEN HİÇ YOK''-

Esas itibarıyla bir ''Bozkır ülkesi'' sayılabilecek Anadolu'nun doğal bozkır ekosistemlerinin, ulusal korunan alanlarda hemen hiç yer almadığına işaret eden Kalem, şöyle konuştu:

''Milli parklarımızın birçoğu, Uludağ, Ilgaz, Honaz, Spil, Kaçkar dağları örneklerinde olduğu gibi yüksek dağlık alanları kapsamakla birlikte, daha alçak kesimlerde korunan alanların sayıları giderek azalmaktadır. Doğa koruma açısından önemli ve tehlike altında olan hayvan ve bitki türlerimiz, korunan alanların bu yetersiz dağılımından olumsuz etkilenmektedir. Hatta korunan alanların birçoğu, sahip olduğu yasal statüye karşın, risk altındadır. Hidroelektrik santraller, yollar gibi altyapı projeleri, madencilik ve taş-kum ocakları, yasa dışı avcılık, kaçak kesim, yangın gibi çok yönlü tehditlerin korunan alanlara etkileri, iklim değişikliği gerçeğiyle birleşerek daha da artmaktadır.''

-''BİLİMSEL VE EKOLOJİK DEĞERLER GÖZ ARDI EDİLİYOR''-

Kalem, Küre Dağları'nın, 2000 yılında milli park olarak dünyaya armağan edildiğini hatırlatarak, şunları kaydetti:

''Örneğin hidroelektrik santral projeleri, Küre Dağları Milli Parkı'nı bir kangren gibi sarmaktadır. Maden Yasası'ndaki yeni değişiklik tasarısı, korunan-korunmayan alan demeden, her yerde maden arama ve işletme imkanı sağlamaktadır. İstanbul'da yapımı planlanan 3. Boğaz Köprüsü ve bağlantı yolları, Türkiye'nin aslında mutlak surette koruması gereken 'Önemli Bitki Alanları'ndan biri olan İstanbul ormanlarını ve sahip olduğu istisnai biyolojik çeşitliliği yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulundurmaktadır. Alan ve kaynak kullanımıyla ilgili önemli kararlar alınırken, bilimsel ve ekolojik değerler maalesef göz ardı edilmektedir.''

Yönetimi birden fazla il arasında bölünmüş, yeterli sayıda ve nitelikli personel, ekipman ve mali kaynaklardan yoksun korunan alanlarda, etkili bir koruma beklenemeyeceğini savunan Kalem, korunan alanların sahip olduğu ekolojik değerlerin güvence altına alınabilmesi için uzun vadeli, güçlü bir toplumsal ve politik desteğe ihtiyaç duyulduğunu bildirdi.

Kaynak: AA

Haberi Hazırlayan

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın