$

Dolar

48,2516

Euro

56,0462

£

Sterlin

65,4443

Frank

59,7610

Gram Altın

7.059,6100

Bitcoin

3.807.688

$

Dolar

48,2516

Euro

56,0462

£

Sterlin

65,4443

Frank

59,7610

Gram Altın

7.059,6100

Bitcoin

3.807.688

Türkiye

MÜSİAD 20. yılına görkemli bir toplantı ile girdi

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) dün düzenlediği görkemli bir toplantı ile 20. yılına girdi. Yoğun katılımın olduğu toplantıda Başbakan Erdoğan ve Numan Kurtulmuş konuştu.

04.04.2010 - 18:16
Timeturk Editör
MÜSİAD 20. yılına görkemli bir toplantı ile girdi
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

Haber Merkezi / TİMETURK

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Ömer Cihad Vardan, ''Zaman, birbirimizle uğraşma, didişme zamanı değil, uzlaşma zamanıdır. Uzlaşmanın adresi kök değerler, evrensel hak ve özgürlüklerdir. Bunun aracı katılımcı demokrasi, mekanizması ise sivil bir Anayasa'dır'' dedi.

Vardan, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneğinin (MÜSİAD) Haliç Kongre ve Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen 19. Olağan Genel Kurul Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, MÜSİAD olarak 20 yıl boyunca çalışmalarında, sadece Türkiye'nin kalkınması ve halkın refahının artırılmasına yönelik faaliyetler göstermeyi ilke edindiklerini belirtti.

Vardan, MÜSİAD'ın kuruluşuna kadar hiç dikkati çekmemiş Anadolu'nun iş adamlarına, sanayicilerine yol göstermeye, ekonomik anlamda onların gelişmesini sağlamaya çalıştıklarını kaydetti.

Türkiye'nin sorunları hakkında çözüm önerilerini içeren raporlar hazırladıklarını anımsatan Vardan, yaptıkları çalışmalarda Türkiye'nin topyekun kalkınmasına katkı sağlamaya gayret ettiklerini vurguladı.

Ömer Cihad Vardan, 2000 yılı Nisan ve 2008 yılı Ocak aylarında hazırladıkları iki ayrı demokratikleşme ve yeni anayasa raporuyla ''1982 Anayasası'nın, Türkiye'nin kalıplarına dar geldiğini'' kamuoyuyla paylaştıklarını hatırlattı.

Vardan, şunları kaydetti:

''Ama unutmamak gerekir ki Türkiye, bir türlü yapamadığı, hatta yapılmasının engellendiği ikinci nesil yapısal reformların bedelini ise ağır bir şekilde reel ekonomide üretim ve istihdam kaybı olarak ödemektedir. Çağa uyum sağlayamayan, aldığı kararlarla ülkeyi yönetilemez hale getiren, milletin tercihlerini içine sindiremeyen bürokratik oligarşi, maalesef ülkenin bir hamle daha yapmasına engel olmaktadır. Her şeye rağmen Türkiye, yapabildiği reformlar sayesinde, belki uzun zamandır ilk defa devlet-millet yakınlaşmasının sağladığı sinerji ve kamu-özel sektör istişarelerinin getirdiği neticelerle, modern hukuk devleti olma ve demokratikleşme yolunda önemli adımlar atmış ve tarihin belki en büyük çete-cunta tasfiyesi yolunda ise önemli mesafeler kat etmiştir.''

Mili iradeye dayanmayan hiçbir projenin ve büyük iradeyi temsil etmeyen dayatmaların, herkesin Türkiye'de görmeyi arzu ettiği istikrar yerine kaosun ve toplumsal ayrışmanın oluşmasına ve milli değerlerin tahrip olmasına sebebiyet verdiğini ifade eden Vardan, yapılması gerekenin demokrasinin, çoğulcu parlamenter sistemin ve hukuk devleti normlarının tam olarak yerleştiği ortamı sağlamak olduğunu söyledi.

Vardan, Türkiye'nin geleceğini şekillendirecek en önemli konunun, kuşkusuz ileri teknoloji üretebilmek ve katma değeri yüksek bir üretim ekonomisine geçebilmek olduğunu vurguladı.

HERKESİN GÜVENDİĞİ YARGI

Türkiye'nin, Cumhuriyet'in 100. kuruluş yıl dönümünde, 2023 yılında ihracat rakamlarını 500 milyar dolara çıkarmak ve dünyanın ilk 10 büyük ekonomisi içinde yer almak gibi bir hedefi olduğunu anımsatan Vardan, burada hükümete düşen görevin, bu hedefe nasıl ulaşılacağı yönünde stratejileri belirlemek ve yatırım ortamını hazırlamak olduğunu belirtti.

Vardan, şöyle devam etti:

''Bu noktada, üzülerek Türkiye'nin önünde birtakım meydan okumalar olduğunu görüyoruz. Ancak unutmamak lazımdır ki demokrasiyi içselleştirmeden, ülkede yaşayan her bireyin hak ve özgürlüklerini tanımadan, bunları belirleyen, önceleyen, koruyan demokratik bir Anayasamız ve herkesin güvendiği bir yargı sistemimiz olmadan 2023 yılındaki zafer beklentisi bir hüsrana dönüşebilir.

Zaman, birbirimizle uğraşma, didişme zamanı değil, uzlaşma zamanıdır, sorunların çözümü için ortak akıl üretme zamanıdır. Uzlaşmanın adresi kök değerler, evrensel hak ve özgürlüklerdir. Bunun aracı, katılımcı demokrasi ve mekanizması ise sivil bir Anayasa'dır.''

2010 yılının ilk çeyreğinde Türkiye ekonomisinde tekrar çift haneli bir büyüme beklediklerini vurgulayan Vardan, bugün Türkiye'nin küresel ekonomik krizden birçok ülkeye nazaran özellikle mali yapıda hasar almadan çıkabiliyorsa, bunda 2001 krizinin ardından yapılan reformların etkisinin göz ardı edilemeyeceğini söyledi.

YOĞUN KATILIM

MÜSİAD 19. Olağan Genel Kurul Toplantısı'na, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Devlet bakanları Cevdet Yılmaz ve Zafer Çağlayan,Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, Bayındırlık ve İskan Bakanı Mustafa Demir, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da katıldı.

Genel Kurulda, yönetim kurulu üyelikleri ile sektör kurulu ve şube başkanlıklarından ayrılan MÜSİAD üyelerine teşekkür plaketi verildi.

Plaket töreninin ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan MÜSİAD üyelerine seslendi.

"TARTIŞMALAR ASLA YATIRIMCILARIMIZI TEDİRGİN ETMEYECEK"

MÜSİAD Genel Kurulu'nda MÜSİAD üyesi işadamlarına seslenen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, mali disiplinden, para politikalarından taviz vermeden ilerleyişi sürdüreceklerini belirterek, ''Ne seçim, ne referandum tartışmaları asla ve asla yatırımcılarımızı tedirgin etmeyecek'' dedi.

Bu uygulamanın yatırımları olumlu etkileyeceğini umduklarını belirten Erdoğan, sadece borsanın bile Türkiye ekonomisinin nasıl bir sağlam zeminde seyrettiğini görmek için yeterli olduğunu vurguladı.

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nın 1 Kasım 2007 tarihinden bu yana ilk kez dün 58 bin puan seviyesini gördüğünü anlatan Erdoğan, iktidara geldiklerinde bu seviyenin 10 binlerde olduğunu belirterek, ''Şimdi buyurun 58 binlerde... Nereden, nereye?'' dedi.

Son derece sevindirici ve umut verici bu gelişmelerin milletçe sevinmeyi ve umutlanmayı gerektirdiğini anlatan Erdoğan, ''Ama milletin sevincini paylaşamayanlar, milletle aynı umudu taşımayanlar tüm bu sevindirici gelişmeleri gölgelemek için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, 2009 yılında dünyanın ilk 225 müteahhit firması arasında birinci sırada 51 firmayla Çin'in, ikinci sırada 31 firmayla Türkiye'nin geldiğini ifade ederek, bu firmaların adedinin süratle artacağını ve dünyadaki pastadan alacakları payın da yükseleceğine inandığını belirtti.

Libya seyahatine de değinen Erdoğan, Türk firmalarının Libya'da yoğunlaşarak itibar görmesinin, alt ve üst yapıda müteahhitlik hizmetleri almalarının kendilerini gururlandırdığını kaydetti.

Erdoğan, ''Ama Libya ile Türkiye arasında ne tür duvarlar örüldüğünü biliyorsunuz. Şimdi bu ülkenin sanayicisi, girişimcisi, esnafı, ihracatçısı, çiftçisi, emekçisi, tüm bu karalama kampanyalarına, tüm bu karanlık senaryolara bugüne kadar prim vermedi'' diye konuştu.

''AYNI ŞEKİLDE DEVAM EDECEĞİZ''

Başbakan Erdoğan, Türkiye ekonomisinin 2009 yılının son çeyreğinde yüzde 6 büyümesinin, ekonomisindeki daralmanın küresel krize rağmen yüzde 4,7 oranında kalmasının iş adamlarının, girişimcilerin ve sanayicilerin çabaları, destekleri ve iyimserliğiyle gerçekleştiğini vurguladı.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Aynı şekilde devam edeceğiz. 2010 yılında gayet mütevazı bir şekilde yüzde 3,5 büyüme hedefini belirledik. İnşallah hep birlikte bu hedefi de tutturacağız. Kim ne derse desin, kim hangi kulpu takarsa taksın, kim hangi engeli çıkartırsa çıkartsın Türkiye emin adımlarla büyümeye, ilerlemeye, kalkınmaya devam edecektir. Önemli olan milletimizin, siz sanayicilerimizin, iş adamlarımızın gerçeği görmesidir. Siz sadece görmüyor, yaşıyorsunuz zaten... Türkiye ekonomisinin bugün ulaştığı seviye, milletimizin de sizlerin de gerçeği en iyi şekilde gördüğünü açık ve net şekilde ortaya koyuyor. Şu hususun altını çizerek vurgulamakta yarar görüyorum. Mali disiplinden, para politikalarından taviz vermeden biz bu ilerleyişimizi sürdüreceğiz. Ne seçim, ne referandum tartışmaları asla ve asla yatırımcılarımızı tedirgin etmeyecek.''

Erdoğan, 7,5 yıl içinde 4 seçim ve bir referandum yaşadıklarını anımsatarak, hiçbirinde popülizme tenezzül etmediklerini ve hiçbirinde dengeleri bozacak adımlar atmadıklarını söyledi.

''BU AZ GELİŞMİŞ ÜLKELERİN MANTIĞIDIR''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, küresel finans krizinin, IMF'nin desteği olmadan ülkenin kaynakları ve alınan tedbirleriyle atlatabildiğini vurgulayarak, şöyle konuştu:

''Bugüne kadar nasıl kendimize, kendi ekonomimize zarar verecek bir girişim içinde olmadıysak, bundan sonra da asla olmayız, buna izin vermeyiz. Biz artık bir şeyi ülkemizde oturtuyoruz. Nedir o? Seçimler ilan edildiği zamanda yapılır. 'Bunu bir fırsata dönüştürelim, seçimi öne çekelim'... Yok öyle bir şey. Bu az gelişmiş ülkelerin mantığıdır. Gelişmiş ülkelerde böyle bir şey göremezsiniz. Girişimci her zaman buna bakar, yatırımını da ona göre yapar. Hele hele küresel sermaye bir ülkeye gidecekse bunu araştırır. Gerçekten bu ülkede 16 ay sonra yine seçim mi var, bunu sorar. Bakıyoruz çok partili döneme, 16 ayda bir bu ülkede hükümet değişmiş, ortalaması bu. Böyle bir ülkede istikrar olur mu? Böyle bir ülkeye güvenerek, sermaye oraya girer mi? Girmez. İşte biz bunu kaldırıyoruz. Bundan önceki dönemde nasıl süresinde bunu götürdüysek, bunda da yine aynı şekilde süresinde bu seçimler yapılacaktır.''

ERDOĞAN: BAŞINI KUMA GÖMEN HİÇBİR ŞEY GÖRMEZ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, büyüme rakamlarını evire çevire hükümet aleyhtarı bir kampanyanın malzemesi yapmak için çok yoğun gayret ve çaba sarf edildiğini belirterek, ''Başını kuma gömen karanlıktan başka hiçbir şey görmez, göremez. İşte bunlar başlarını kuma gömmüşler, halen karanlık zannediyorlar'' dedi.

Erdoğan, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneğinin (MÜSİAD) Haliç Kongre ve Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen 19. Olağan Genel Kurul Toplantısında yaptığı konuşmada, 53 ülkeden oluşan Afrika kıtasıyla ihracatın 7 yılda yüzde 500, yakın ve orta doğu ülkeleriyle yüzde 458 ve Türk cumhuriyetlerine ihracatın yüzde 448 oranında arttığını belirtti.

Küresel finans krizine rağmen 2008'den 2009'a Libya, Lübnan, Malezya ve Pakistan gibi ülkelere ihracatın azalmadığını, tersine artış kaydettiğini ifade eden Erdoğan, dünya genelinde dış ticaret ciddi oranlarda daralma yaşarken, Türkiye'nin 2009 yılını 102 milyar dolar ihracat rakamıyla kapatmayı başardığını anlattı.

Başbakan Erdoğan, ''Türkiye artık devler liginde oynuyor. Türkiye artık potansiyelini, gücünü, zenginliğini en verimli şekilde değerlendiriyor, siyasi ve ekonomik anlamda bir dünya ülkesi haline geliyor. Türkiye her yerde barışın, huzurun, istikrarın adı oluyor'' dedi.

Erdoğan, 31 Martta 2009 yılı dördüncü çeyrek büyümü rakamlarının açıklandığını anımsatarak, şöyle devam etti:

''Türkiye ekonomisi 2009'un son çeyreğinde yüzde 6 oranında büyüme kaydetti ve 2009'un tamamında daralma yüzde 4,7 olarak gerçekleşti. Şimdi birkaç gündür yorumlara bakıyorsunuz, son derece zorlama bir tavırla, kasıtlı bir şekilde yeniden bir karamsarlık pompalama kampanyasının başlatıldığını görüyoruz. 3 gündür büyüme rakamlarını evire çevire hükümet aleyhtarı bir kampanyanın malzemesi yapmak için çok yoğun gayret ve çaba olduğunu görüyoruz. Başını kuma gömen karanlıktan başka hiçbir şey görmez, göremez. İşte bunlar başlarını kuma gömmüşler, halen karanlık zannediyorlar. Bu nasıl bir kindir, nefrettir? Bu kendi ülkesine karşı nasıl bir husumet hissidir? 'Türkiye filan ülkeden bile daha kötü' diye manşet atıyorlar. Hangi ülke bu? Yunanistan. Eline diline dursun. İnsaf, olanları görmüyor musunuz? O ülkenin sorunu büyüme değil, o ülkenin sorunu artan bütçe açığı, artan kamu borçları. Açık söylüyorum, bu sapla samanı birbirine karıştırmak, elmayla armudu birlikte toplamaktır. Art niyetin, kötümserliğin, kin ve husumetin, ön yargıların etkisiyle ekonominin temel ilkelerini, güneş gibi parlayan gerçekleri bile inkar edecek noktaya geliyorlar.''

''TÜRKİYE İLE KORE EN HIZLI BÜYÜYEN ÜLKELER''

OECD'nin, 2009 yılının son çeyreğinde, OECD ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ülkenin Türkiye ile Kore olduğunu açıkladığını kaydeden Erdoğan, şu bilgileri verdi:

''Gelin bu büyümeyi küresel kriz öncesi dönemle kıyaslayalım. 2007'nin son çeyreğine göre 2009'un son çeyreğinde Türkiye yüzde 1,4 oranında daraldı. Dikkat ediniz aynı dönemde Japon ekonomisi yüzde 5,2, Alman ekonomisi yüzde 4,1 ve İngiliz ekonomisi yüzde 6,1 oranında daralmıştır. Türkiye ile aynı kategoride olan Macaristan yüzde 6,4, Meksika yüzde 3,5, Slovenya yüzde 6,3 oranında daraldı. 2009'un geneline baktığımızda Türkiye'de küresel krizin etkisiyle daralma yüzde 4,7. Bu dönemde Japon ekonomisi yüzde 5,2, Almanya yüzde 5, Romanya yüzde 7,1, Meksika yüzde 6,3 oranında küçüldü. Baltık ülkelerine bakacaksanız, oralarda yüzde 18'lere varan daralma yaşanmış. Türkiye'yi 2001 krizi ile kıyaslayanlara da bir örnek vermek istiyorum. 2001 yılında Türkiye'nin kamu net borç stokunun gayri safi yurt içi hasılaya oranı yüzde 66,3. Şu anda bu oranı yüzde 32,5 çekmiş durumdayız. Bakın nereden nereye geldik. 2008'de bu rakam 28,2 oldu, krizde bu noktaya geldik. AB tabanlı borç oranına bakıyoruz, 2001'de yüzde 77,6, 2009'da ise 45,5... Nereden nereye? Hangisine vurursanız vurun, gelişme bu. Bu senede yüzde 60 olan Maastricht kriterlerinin çok çok altındayız. Sanayide kapasite kullanım oranları Avrupa ortalamasının üzerinde artış kaydediyor. Bu arada 4 farklı kredi derecelendirme kuruluşu Türkiye'nin kredi notunu artırdı. Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin (TİM) verilerine göre, ihracatta sevindirici rakamlara ulaştık. TİM verilerine göre, Mart ayında ihracatımız bir önceki döneme göre yüzde 34 oranında artış kaydetti ve 9,5 milyar dolar oldu.''

KURTULMUŞ: ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ PAKETİNİ REFERANDUMDA DESTEKLERİZ

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (MÜSİAD) dün yapılan 19. olağan genel kuruluna katılarak bir konuşma yapan Kurtulmuş, "Anayasa, TBMM İç Tüzüğü, Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasası şu haliyle bürokratik ve oligarşiktir. İktidar da unutmamalı ki her sözümüz aleyhine değil. Biz, ülkeye çivi çakanı her zaman destekleriz. Ancak eksiklikler var. İlki sürecin yönetimine dönüktür. CHP ile MHP'nin blok olarak değişikliğin karşısına çıkacağı belliydi. Bu noktada halkı siyasete paydaş etmeden başarı elde edilemez. Tüm uzlaşma sürecinde milleti sokmak gerekmektedir." ifadelerini kullandı. Kurtulmuş, değişikliğe gidilen maddelerin paket halinde değil, tek tek milletin önüne koyulmasını istedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, iktidarın açıkladığı anayasa paketine kendilerinin gereken desteği vereceklerini belirterek, "29 maddelik değişiklik geri olsa bile referandumda bizim oyumuz evet olacaktır." dedi.

Kurtulmuş, "Türkiye bugün değilse yarın, bizim ısrarla vurguladığımız topyekûn bir anayasa değişikliği noktasına gelecektir." derken adil, özgür ve müreffeh bir Türkiye'nin inşasının başka yolunun bulunmadığını belirtti.

Anayasa değişikliği sürecindeki tavırlarının net ve açık olduğunu belirten SP lideri, yeni bir anayasanın yapılmasından yana olduklarını, bunun için sonuna kadar mücadele edeceklerini ifade etti. "Ancak bu olmazsa biz yokuz demedik." diyen Kurtulmuş, hükümete yeni bir anayasa taslağının yanı sıra, yapılacak kısmi değişikliklerle ilgili önerilerini de ilettiklerini hatırlattı. "Sevinerek gördük ki hükümet sunduğumuz öneriler içerisinden birkaçını yeni paketin içerisine almıştır." ifadesini kullandı.

Anayasa Mahkemesi'nin 2007 yılında yapılan değişiklikte kendisini TBMM'nin üstünde bir senato konumuna getirdiğini söyleyen SP lideri, "Bu kördüğümün aşılması normal yollarla mümkün değildir." diyor. Hükümete verdikleri, anayasayı tümden değiştirme önerisi içeren dosyayı hatırlatan Kurtulmuş, mevcut Meclis devam ederken 'yeni bir Anayasa Meclisi' kurulması gerektiğini söyledi. Kurtulmuş, böylelikle 1921'de olduğu gibi millet iradesinin güçlü biçimde anayasaya yansıyacağına inanıyor.

Kurtulmuş sözlerini şöyle sürdürdü: "Millet siyasi birikimi ve tecrübesiyle yeni bir anayasayı yapabilecek bir olgunluğa fazlasıyla sahiptir. Bize göre, 1921 Anayasası'nda yer alan ancak 1961 Anayasası'yla çıkarılan 'Hakimiyet bila kaydu şart milletindir. Millet bu egemenliğini TBMM eliyle kullanır' ifadesi Anayasa'ya yeniden konulmalıdır. Vatandaşlık, etnik bir tanımlamadan hukuki bir tanımlamaya döndürülmelidir. Laiklik kavramının anlaşılır, açık ve hukuki tanımlamasının yapılması zorunludur. Genelkurmay Başkanı'nın 1960 ihtilalinden önce olduğu gibi Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanması zorunludur. Yargı birliğinin sağlanması gereklidir. Biz bunları ve çok daha kapsamlı değişiklik tekliflerimizi hükümete sunduk."

Haberi Hazırlayan

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın