Gürkan Hacır/Akşam
Hakimiye-i Milliye bize yetiyordu, Cumhuriyet'e ne lüzum vardı...!
Sivas Kongresi'nde Atatürk'le bu pozu veren Meclis Reisi Rauf Orbay, Cumhuriyet'in kendisinden habersiz ilan edilmesine kızmış ve 'Hakimiye-i Milliye bize yetiyordu, Cumhuriyet'e ne lüzum vardı.' diyerek tepkisini dile getirmişti
AKP, 1921 Anayasası'na dönmek istiyor. Yani Hakimiye-i Milliye'nin tam olarak geçerli olduğu anayasa modeline...CHP ve diğer muhalefet ise Cumhuriyet ve kazanımlarından taviz vermemek için 1924 Anayasası'na sıkı sıkıya sarılıyor. Kıyamet de işte bundan sonra kopuyor.
Bir paket tamamlanmadan öbürü açılıyor. 'Kürt paketi' bitmeden şimdi de 'Anayasa paketi'ni konuşuyoruz. AKP ne istiyor, muhalefet neye itiraz ediyor. Yargı erki kuşatılmak mı isteniyor? Kavga neden çıkıyor?
Bütün bu anayasa savaşını görünce aklıma İdris Küçükömer hocanın dediği bir söz geldi. 'Artık temel çelişki emek-sermaye çelişkisi değil, bürokrasi-halk çelişkisidir.'
Evet gerçekten de cumhuriyet tarihimiz boyunca, rejimin koruyucusu yüksek bürokrasi ile halkın meselesi bir türlü bitmedi. Bu öyle bir mesele oldu ki bu soruna vurgu yapan ve eleştiren her siyasetçiye çuval çuval oy olarak geri döndü. (Bknz: Menderes, Özal, Erdoğan) cumhuriyetin yüksek değerlerini savunanlarda günden güne eridi, eridi, eridi.
Öncelikle şunu kabul etmemiz gerekir. 1921 Anayasası günümüz hukuk değerlerine göre tam anlamıyla bir anayasa metni değildir. Milli mücadelenin sürdüğü günlerde meşruiyet telaşı içindeki ilk meclisin hazırladığı kısa ve genel çerçeveyi çizen bir metindir. Hatta o derece ki, kendini anayasa olarak dahi tarif etmez.
Ve kendini koruyan hükümler dahi yer almaz. (Gerçi buna ileride değineceğiz.
Kendini koruma altına almaması millet iradesine koşulsuz teslim olmasından kaynaklanır) devlet organlarının tam olarak teşkil edilmediği bir dönemde hazırlanan kısıtlı bir anayasadır. 1924 Anayasası ise modern hukuka göre hazırlanmış bir anayasadır. Daha kalıcı ve esaslı hükümleri vardır. Katı bir anayasadır.
Önce hazırlanışından başlayalım. 1921 Teşkilat-i Esasiye, değiştirilebilir bir metin olarak hazırlanmıştır. Yani her şey seçimle oluşan meclisin yetkisindedir. Ayrıca 1921 Anayasasının diğer kanunlardan bir farkı yoktur. Bu durumu engellemek için herhangi bir düzenlemeye gidilmemiştir.
Şu anda AKP neyi teklif ediyor? Kurucu meclis olmadan da bir anayasa hazırlanabileceğini. Ayrıca anayasanın da diğer yasalar gibi meclis tarafından değiştirilebilecek bir yasa olduğunu vurguluyor.
KUVVETLER BİRLİĞİ Mİ KUVVETLER AYRILIĞI MI ?
Esas olan milletin hakimiyetidir, diyorlar... (Hangi milletin? Millet tam olarak iradesini sandığa ve dolayısıyla meclise yansıtabiliyor mu? Bir de rejimin temelini belirleyecek yasal düzenlemeler, seçimlerde dağıtılan bulgur-nohut-kömür beklentisi içindeki geniş yığınlara bırakılabilir mi?)
1924 Anayasası ise cumhuriyetimizin ilk anayasasıdır. 104 maddeden oluşur. Daha geniş çerçeveli ve devletin tüm organlarıyla tanımlandığı bir anayasadır. Ama 1924'ün ruhunu anlamak için 1928 ve 1937 deki değişiklikleri de hatırlamak gerekir. 1928 de yapılan düzenleme ile 'devletin dini İslam'dır ibaresi kaldırıldı.
2.madde aynen şöyleydi.
'Türkiye Devletinin dini, Din-i İslamdır; resm" dili Türkçedir; makam Ankara şehridir. '
1928 de yapılan düzenleme ile şöyle oldu.
'Türkiye Devleti'nin resmi dili Türkçedir; makam Ankara şehridir.'
1937 de ise Cumhuriyet Halk Partisi'nin 6 maddesi anayasaya girdi.
'Türkiye Devleti, Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkılapçıdır. Resmi dili Türkçedir. Makam Ankara şehridir.'
Dikkat etmişsinizdir. Laiklik ilkesi ilk kez 1937 deki değişiklikle anayasamıza girdi.
Devam edelim...
1921 Anayasası kuvvetler ayrılığı ilkesine değil kuvvetler birliği ilkesine bağlıydı. 2.Madde aynen şöyleydi.
'İcra kudreti ve teşri selahiyeti milletin yegane ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclisi'nde tecelli ve temerküz eder...'
1921, yasama ve yürütme erklerini klasik anayasa hukukuna göre dağıtmıyordu. 1961 ve 1982 Anayasalarımızda da olduğu gibi 1924 Anayasasında ise yasama gücü meclisin, yürütme gücü ise hükümetindi.
Yani yasama ve yürütme erkleri birbirinden tamamen bağımsızdır.
Başbakan Erdoğan ne diyor? Benim bakanım, benim vekilim, benim büyükelçim. İstediğim yasayı çıkartırım, halk bana bu yetkiyi vermedi mi? Yargıya ne oluyor... (Bir dönem söylediği, 'iktidarız ama muktedir değiliz' sözünü hatırlayın)
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın Meclis Başkan Vekili Güldal Mumcu'nun odasını ziyaretini (!) bir de bu açıdan düşünün...
Arınç, kendini yürütme mensubu olarak değerlendirmediği için bu ziyaretini de yürütmenin yasamaya baskısı olarak görmedi.
Eleştirileri bu yüzden anlamsız buldu. Çünkü AKPlilerin hemen hemen tamamı yasama ile yürütmeyi aynı kuvvet olarak görüyor. Yani 1921'deki gibi 'meclis hükümeti' modelini benimsiyorlar. Kuvvetler ayrılığı prensibine bağlı olan 'Cumhuriyet hükümeti' ilkesini değil.
Adalet bakanının aynı zamanda hükümet sözcüsü olamayacağı eleştirilerini de anlamsız buldular.
Adalet bakanımız Cemil Çiçek uzunca bir süre hükümet sözcülüğü yaptı.
Yargı erkine bakanlık eden bir kişinin aynı zamanda siyasi bir mevki olan hükümet sözcülüğü yapmasında bir sakınca görmediler.
Veya yurtdışındaki ikili görüşmelerde tercüman olarak hiçbir resmi unvanı olmadan milletvekili Egemen Bağış'ın bulunmasını yasamanın yürütmeye müdahalesi olarak da algılamadılar. 'Ne var ki bunda?' dediler. Samimiyetlerine gerçekten inanıyorum.
ASLOLAN MİLLETİN HAKİMİYETİDİR
Meclis çoğunluğu bendeyse yasama da benim dediğim olur ve yürütme de bunun icracısıdır anlayışıdır bu.
Yani kuvvetler ayrılığı değil kuvvetler birliği ilkesi.
Devam edelim...
1921 Anayasası'nda meclis her türlü kurumun ve kişinin üstündedir. Millet iradesi mutlak hakimdir. Meclis Başkanı aynı zamanda devlet başkanı sıfatını da taşır. 1924'te ise Cumhuriyet ilkesi ve Cumhurbaşkanlığı makamı vardır.
Şimdi yeni düzenlemenin en çok tartışma çıkaran bölümü yüksek yargının seçimine ilişkin düzenlemeye gelelim. HSYK'dan, Anayasa Mahkemesi üyelerine kadar bütün yüksek yargıyı meclis çoğunluğunu elinde tutan parti tarafından yapılabilecek.
Bunun da yargının kuşatılması anlamına geldiği söyleniyor.
Yani AKP, 1921 Anayasası'nda olduğu gibi kuvvetler birliğini uygulamaya koyuyor.
Ama bu kez yargı erkini de içine katarak. Yani tam olarak, yasama, yürütme ve yargı tek elde toplanıyor.
Tarihçi Ahmet Demirel'in deyişiyle 'Tarihimizin en demokratik meclis'inin hazırladığı, yine merhum Bülent Tanör hocamızın 'Hazırlanışı ve kabul özellikleri bakımından Osmanlı-Türk Anayasacılığı'nın en demokratik, belki de tek demokratik örneği' dediği 1921 anayasasına ne kadar da yaklaşıyoruz değil mi?
Yani sadece AKP'nin istediği olmuyor. Rauf Orbay'ın Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey'in, Kazım Karabekir Paşa'nın ve diğerlerinin de dediği oluyor.
Aslolan milletin hakimiyetidir. Bunu önceleyen her kim olursa olsun demokrasinin gerçek savunucusu olarak görmek durumundayız.
HAKİMİYET HANGİ MİLLETİN OLMALI?
Ama şu soruda yüreğimize asılı duruyor?
Hakimiyet hangi milletin olmalıdır? Veya soruyu tersten soralım. Yaşadığımız demokrasi tam anlamıyla temsili bir demokrasi sayılabilir mi?
Tek adam sultası altında ezilmiş parlamenterlerin doldurduğu meclisin,
Tek bir istisna olmaksızın her türlü suistimale bulaşmış ve bulaşmaya aday sivil toplum kuruluşları ve sendikaların,
İktidarla al takke ver külah ilişkisi içinde kavrulmuş ve güdükleşmiş medyanın
Yoksulluğuna rağmen tüketim deliliği içine yuvarlanmış, demokratik hakkını 5 yılda bir oy vermekten ibaret sanan ve bu oyunu da liderin karizması ve babacanlığına göre veren seçmenin bulunduğu bir demokrasi gerçek bir demokrasi sayılabilir mi?
Ve bütün bu kaos ve karmaşa içinde rejimi tümden ilgilendiren anayasa, halkın seçimine bırakılabilir mi?
1921 Mİ, 1924 MÜ?
O halde ünlü Fransız düşünür Voltaire'in 'Katıksız demokrasi ayak takımının despotizmidir' sözünü bir kenara yazın.
Sonra hayatını Türk modernleşmesine veren İsmet Paşa'nın Kurtuluş Savaşı sırasında subaylara sessizce fısıldadığı 'Kimse duymasın sadece padişah değil bu millet de sizin düşmanınızdır' sözünü.
Meclis Reisi Rauf Orbay'ın kendinden habersiz Cumhuriyet'in ilan edilmesine olan kızgınlığıyla söylediği 'Hakimiye-i Milliye bize yetiyordu, Cumhuriyet'e ne lüzum vardı.' sözüyle karşılaştırın.
Ondan sonra da kararı verin.
1921 mi 1924 mü?