Wall Street Journal: "İran'da Devrim Muhafızlarının Gücü Hızla Artıyor"
Amerikan Wall Street Journal gazetesi, İran'daki Devrim Muhafızları'nın gücünü hızla arttırdığı ve rejimin sivil yetkililerinin birer "kuklaya dönüşmeye başladığı" görüşünü savunuyor yorum sayfalarında... Yazı kısaca şöyle:
"Muhafızların kurmayları hem içte hem dışta İran asıl hâkimleri haline geliyor. İran muhalefeti İslam Devrimi'nin 31'inci yıldönümü kutlamalarının, mücadeleleri için bir dönüm noktası olacağını söylemişti ancak rejim bunu engellemeyi başarmış gibi görünüyor. Muhalifler planlarının hiçbirini gerçekleştirmeyi başaramamış olsa da Ayetullah Ali Hamaney hiç rahat değil...
İslam Devrimi'nden bu yana Tahran ilk kez, tüm girişleri kontrol noktalarıyla çevrilmiş bir kaleye dönüştü. Devrim Muhafızları şehrin her yerinde kontrolü elinde tutuyor. Rejim, Tahran'da kontrolü sağlayabilmek adına ülkenin diğer yerlerindeki kutlama planlarını da iptal etti.
İranlı uzmanlara göre, Humeyni rejimi askeri diktatörlüğe dönüşüyor ve bu sürec 10 yıl kadar önce başladı. Nükleer Programın yürütülmesinin Devrim Muhafızlarının kontrolü altında olduğu ve Hamaney'in bile tam olarak neler döndüğünü bilemediği söylentileri var. Muhafızların kurmayları İran'ın nükleer programıyla ilgili herhangi bir taviz vermeyi de kabul etmiyor.
Bu nedenle Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama'nın Tahran'la diyalog kurma çabaları pek gerçekçi değil çünkü Ahmedinejad rejimi nükleer programını başarıyla sonuçlandırma dışında birşey kabul etmeyeceğini ortaya koymuş bulunuyor.
İran'daki tek sorun bu da değil: Popülist politikalar nedeniyle 12 ayda 1 milyon kişi işsiz kaldı. Ülkenin para birimi hızla değer kaybediyor, yabancı şirketler de uluslararası alanda İran'a yönelik tepkiler nedeniyle yatırımlarını geri çekmeye başladı.
Newsweek'e Göre Hindistan-Pakistan Arasındaki Sorunların Çözümünün Ön Şartı Afganistan'da İstikrar Sağlanması
Newsweek dergisi ise Hindistan ile Pakistan arasındaki sorunların çözümünün Afganistan'da istikrar sağlanmasının ön şartlarından biri olduğunu yazıyor. Derginin yorumu şöyle sürüyor:
"Amerikalı ve Hint kaynaklara göre, Hindistan ve Pakistan arasında Keşmir'e ilişkin 2009'da da gayriresmi temaslar yapıldı. İki ülke arasında bu türden bir görüşme en son Pakistan'da Pervez Müşerref devlet başkanıyken olmuştu. İddialara göre Ağustos 2008'de Müşerref istifaya zorlandığında, Keşmir sorununda önemli bir ilerleme kaydedilmek üzereydi. Ancak Kasım 2009'daki Mumbai terör saldırısı sürecin kesilmesine yol açtı.
Bugünlerde müzakerelerin yeniden başlatılması gündemde... Pakistan ve Hindistan arasında bir barış sağlanması, Afganistan sorununa çözüm getirebilir. Aslında, bir grup uzman Kabil'e giden yolun Keşmir'den geçtiğini dile getiriyor ve Keşmir'de barış olmadan Amerika'nın Afganistan'a asla istikrar getiremeyeceğini savunuyor.
Keşmir'in Afganistan açısından önemini anlamak için öncelikle Amerika'nın Pakistan'ın yardımı olmaksızın Afganistan'daki direnişi kıramayacağını görmek gerek. Taliban, Pakistan'da ortaya çıktı ve gücünü koruyor.
Pakistan'ın tutumu Hindistan'la sorunlarını çözüme kavuşturana dek sürecek. Bir görüşe göre, Pakistan'ın Afgan stratejisi, tamamen, kendisine "stratejik derinlik" kazandırmak için batısında - olası bir Hindistan işgali karşısında çekilebileceği - kukla bir rejime ihtiyaç duymasına dayalı... Pakistan'ın Hindistan korkusu, Taliban'ın elini kolunu sallayarak geçtiği 2 bin 250 kilometre uzunluğundaki Afganistan sınırına yeterince asker koşullandırmasını da engelliyor.
Hal buyken, Obama'nın barış sürecini hızlandırmasını beklersiniz. Oysa özenle bu konudan uzak duruyor. Hindistan da, Soğuk Savaş döneminde Amerika Birleşik Devletleri'nin Pakistan'ı kayıran politikaları yüzünden, Washington'a tepkili...
Amerika Birleşik Devletleri'nin Hindistan'la ilişkilerini Çin'le sahip olduğu seviyeye getirmesi, Washington'un Keşmir konusunda daha da rahatlatacak. Pakistan Mumbai teröristleri konusunda daha işbirlikçi olmaya zorlanabilecek. Ayrıca Nükleer Silahların Yayılmasını Engelleme Anlaşması'na Hindistan'ın taraf olmasına ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde güçlü bir konumu garantilemesine yardım edebilir.
Jerusalem Post'tan Netenyahu'ya Türkiye Çağrısı
İsrail'in muhafazakar Jerusalem Post gazetesi, Ankara-Tel Aviv hattındaki gerginliğe karşın Netenyahu yönetimine, Türkiye'nin İsrail ile Suriye ile arabuluculuk teklifini gözden geçirmesi çağrısında bulunuyor. New York Üniversitesi öğretim üyelerinden Alon Ben-Meir'in gazete için kaleme aldığı yazı kısaca şöyle:
"Lieberman ve İsrail'in dış politikasını temsil eden isimlerin son dönemde ortaya koyduğu tavır halkın genelinin barış isteğiyle çelişiyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin Suriye'ye yeniden elçi gönderme kararı aldığı bir dönemde, İsrail, olumsuz tepkileri yumuşatmak için bazı jestlerde bulunmalı ve gözünü kuzeye dikmeli..."
Türkiye, İsrail ve Suriye arasında arabuluculuk görevine devam etmek istediğini açıkça ortaya koydu. İsrail, İran'ın Hizbullah ve Hamas ile olan bağlarını güçlendirdiği dönemde Türkiye'nin çabalarına kucak açmalı ve Suriye'yle barışı sağlamak için elinden geleni yapmalı...
Her ne kadar, İsrail'in Gazze'ye yaklaşımı nedeniyle Tel Aviv-Ankara ilişkileri gerilmiş olsa da, Türkiye hala İsrail'in bölgedeki en önemli stratejik müttefiki... Dahası Ankara, Suriye ve İsrail arasında, arabuluculuk yapmak için en uygun aday...
İsrail için Arap dünyasına yakın bir ülkeyle müttefik olmak fayda sağlar. İsrail-Suriye barışını sağlamak, Türkiye'nin de bölgede itibarını arttırır.
Suriye ile sağlanacak bir barış, Ortadoğu'daki jeopolitik durumu temelinden değiştirir, Hamas ve Hizbullah ciddi anlamda zayıflar... İsrail'in bunun için 1967'de ele geçirdiği Golan Tepeleri'ni Suriye'ye geri vermekten başka çaresi bulunmuyor.
Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad da, Golan Tepeleri ve Amerika'yla iyi ilişkiler karşılığında barışı tercih edeceğini ortaya koymuş bulunuyor. Arap dünyasının her yerinden İsrail'e zeytin dalları uzanırken, Tel Aviv'in Golan Tepeleri'nin işgalini güvenlik gerekçeleriyle meşrulaştırması pek mümkün görünmüyor.
Financial Times: "Brüksel Atina Üzerindeki Baskıyı Artırıyor"
Yunanistan'ın içinde bulunduğu borç batağı İngiliz basınında da kapsamlı olarak ele alınıyor. Financial Times'ın "Brüksel Atina Üzerindeki Baskıyı Artırıyor" başlığıyla verdiği haber şöyle sürüyor:
"Yunanistan'ın uluslararası piyasaları yatıştırmak için kurtarma planının ayrıntılarının açıklanması doğrultusundaki talebi, Avrupa Birliği tarafından görmezden gelindi. Avro bölgesi maliye bakanları, Birliğin Yunanistan'a yardım planına açıklık getirmek yerine, Atina'nın verdiği sözleri tutup tutamayacağına odaklandı.
Uzmanlara göre Birliğin bu konudaki tavrının geçerli nedenleri var. Avrupa Birliği ülkeleri ya da kurumlarından, bir kurtarma planı çerçevesinde Yunanistan'a yardım yapılması Avrupa Birliği anlaşmalarına aykırı olacak. Bu da Avrupa Para Birliği prensiplerinin altını oyacak. Bu tür prensipler taviz verilmesine izin vermez. Yunanistan'a bu nedenle doğrudan ya da dolaylı bir kurtarma paketi sunulmuyor. Kuralları ihlal eden bir ülkenin kurtarılması, diğerlerine yardımın reddedilmesini imkansız hale getirir."