Hamza Muhammed / Timeturk
Arap gazeteleri bugün İran'ın 11 askerinin Irak Fekke Petrol kuyusunu işgal edip sahaya İran bayrağı dikmesini gündeme taşıyor. Bir yandan İran'ın bu işgalinin Iraklılar için kendi siyasilerini tanıma fırsatı doğurduğu dile getirilirken öte yandan bunun ileride gelecek büyük adımların öncüsü olabileceğine işaret ediliyor. Ayrıca İran'ın bu sahanın iki ülke sınırında bulunuyor olması bahanesiyle topraklarına katmaya çalışabileceğine dikkat çekiliyor. Zengin sanayi ülkelerin özel çıkarları için iyi bir çözüme yanaşmadığı ve bu nedenle başarısız kalan Kopenhag zirvesi de diğer gündem konusu. Bu bağlamda gelişmekte olan ülkeler, bağlayıcı bir antlaşma yapılması için baskı yapmaya ve tüm çabalarını sarfetmeye çağırılıyor.
Londra'dan yayımlanan Eş-Şarku'l Ewsat gazetesi yazarlarından Tarık El-Hamid bugünkü "Peki İranlılar Irak'ta ne yapıyor?" başlıklı makalesinde şu ifadelere yer veriyor : "İran'ın Irak topraklarındaki hareketliliği ve Fekke petrol kuyusunu işgal edip oraya İran bayrağı dikmesi Irak'ın büyük bir seçim sınavından geçtiği bir zamanda geldi. Orada partiler hatta Iraklı bilinen siyasi liderlik kitleleri arasında ittifaklar söz konusu. Bundan önce ise mezhepsel gruplaşma Irak sorununun büyük bir kısmını oluşturuyor. Bununla birlikte bu olay, Bağdat hükümetinin kendisini İran'ın kucağına bırakması nedeniyle Arap çevresiyle kötü diplomatik ilişkiler içinde olduğu bir vakitte geldi.
Bunun için de Irak petrol kuyusunu işgal eden 11 asker aslında bu eylemleriyle hissetmeden Irak'a ve Iraklılara hizmet etmiş oluyor. İran'ın bir Irak kuyusunu işgali bugün Irak'ta bazılarının hesaplarını da ortaya koydu. Bunun vesilesiyle Iraklılar, siyasilerinden kimin gerçekten Irak'ın menfaatini, birliğini ve topraklarının selametini gözettiğini ve bunları korumaya hazır olduğunu, kimin de yeni İranlı düşman karşısında susup dilini yuttuğunu ya da gerekçe bulmaya çalıştığını bilecek.
Buradan ve İran'ın Irak sahasını işgalinden sonra Tahran, Iraklılara İran'ı kimin eleştirmeye cesaret edebileceğini, sadece bu değil aynı zamanda kimin Irak topraklarını savunacağını öğrenme fırsatı vermiş olacak. Iraklılar bugün siyasilerinden kimin konuşmaya cesaret edip bir kelimeyle dahi olsa İran'ı suçlayacağını görecek. Bu önemli bir şey. Irak'ta özellikle bazıları Bağdat'ın bu sorunu çözmek için diplomatik yollara çözmeye gideceğini söylüyor. İran'ın istediği de bu. Bu, aldatıcı bir iş. Bunda hedef ise vatandaşın gözünde durumun ciddiyetini azaltmak ve Irak'ın resmi utancını engellemektir."
İran Irak'ı işgal edebilir
Suudi Arabistan'dan yayımlanan Er-Riyad gazetesi yazarlarından Yusuf El-Kuveylit bugünkü "Irak için ne pişiriliyor?" başlıklı makalesinde şu ifadelere yer veriyor; "İran, Irak'ın Fekke petrol sahasına saldırarak ne yapmak istiyor? Bu, daha büyük bir eylemin başlangıcı olarak mı geldi? Kaldı ki yetkililerinin Irak'a yönelik bu emelleri gizli değildir. Bunu gerek kendisine Iraklılardan oluşan beşinci bir tabur oluşturarak gerek bir kaos yaratmak için öncü eylemleri kendisini geçen askeri operasyonlara kalkışarak gerek de herhangi bir askeri operasyonda kendisine destek olması için gizli güçler toplayarak yapıyor.
Bölgedeki bu sorun; yani güçlünün kendisinden güçsüzü ezmesi Abdülkerim Kasım'ın Kuveyt'i tehditleriyle başladı. Onu savunan bir Arap gücün mevcut olması gerekiyordu. Saddam Hüseyin ile "Kuveyt Irak kuyularından petrol çekmek için saldırıyor" bahanesi altında işgal ve baskın geldi. Oysa bu, doğru şekilde çözülmemiş teknik bir sorundu. Saddam'ın bahanesi Kuveyt'i Irak topraklarına katmak için geldi. İran'ın da Fekke sahasını "iki ülkenin birbirine girmiş sınırlarında" bahanesi altında aynı bahaneleri kullanması mümkün. İkinci olarak mesele, krizin diplomatik olarak dolaşımına mahkum ve bu bahane altında işgal, bir emrivaki gibi gelebilir."
Kopenhag'dan çıkan sonuç sürpriz değil
Mısır'dan yayımlanan El-Ehram gazetesi bugünkü "Yeryüzünün kurtarılması" başlıklı yorumunda şu ifadelere yer veriyor; "Kopenhag'da düzenlenen iklim zirvesinin başarısız kalması sürpriz olmadı. Önceki birçok gösterge büyük devletlerin, yeryüzünün iklimini kurtarmak için gelişmekte olan devletlerin menfaatine tavizler sunmayacağına işaret ediyordu. İklim değişikliği şu anda yeryüzünün karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biridir. Özellikle büyük devletlerdeki endüstriyel faaliyetlerin artması neticesinde çevreyi ve havayı kirleten gaz emisyonlarının artması küresel ısınmaya ve ısınmanın artmasından doğan büyük etkilere yol açıyor. Gelişmekte olan ülkeler, kalkınmanın sürdürülmesiyle beraber sıcaklığın 2 santigrat derece altında kalması için gerekli icraatların yapılmasını talep etti ancak bunun uygulanması, emisyonların azaltılması yolunda büyük sanayi devletleri tarafından etkin ve kararlı adımlar atılmasını gerektirir. Bu devletler ise özel çıkarları nedeniyle bunu istenen şekliyle yerine getirmeyi istemiyor. İşte bu sebeple Kopenhag antlaşmasında bu noktaya, uygulama mekanizmaları belirlenmeksizin ya da emrivaki durumunu değiştirmek için bir strateji konmaksızın veya da bu antlaşmanın tüm ülkeleri bağlaması söz konusu olmaksızın işaret edilip geçildi.
Hava sıcaklığının artmaya devam etmesi - zayıf bir şekilde olsa da- Amazon ormanlarının çökmesi, Amerika'nın güneyinde ve Avustralya'da kuruluk, Asya'nın güneyindeki sahillere baskı ve büyük şehirlerde sorunlar gibi birçok felakete yol açacak.
Ancak asıl zararı gelişmekte olan ülkeler görecek. Bu nedenle yeryüzünü, insanın sebep olduğu bu yakın tehlikeden kurtarmak için omuz omuza verip bağlayıcı bir antlaşma imzalanması için baskısını ve tüm çabasını sürdürmesi gerekir."