$

Dolar

46,6500

Euro

53,2015

£

Sterlin

61,6449

Frank

57,6642

Gram Altın

6.084,4000

Bitcoin

2.790.513

$

Dolar

46,6500

Euro

53,2015

£

Sterlin

61,6449

Frank

57,6642

Gram Altın

6.084,4000

Bitcoin

2.790.513

Dünya

Blair'in itirafları Saddam'ı temize çıkardı

Arap basınında bugün Tony Blair'in itirafları, Ortadoğu'da barış sürecinde yokolan umutlar ve Husi ayaklanması sebebiyle toplanan Körfez Zirvesi gündeme geliyor.

14.12.2009 - 13:02
Timeturk Editör
Blair'in itirafları Saddam'ı temize çıkardı
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

Selda Shosa / Timeturk

Arap gazeteleri bugün, İngiltere eski başbakanı Tony Blair'in BBC radyo kanalına yaptığı çarpıcı açıklamaları manşetlerine taşıyor. Blair'in Saddam rejimini ne pahasına olursa olsun devirmeyi ve Irak'ı işgal etmeyi kafalarına koyduklarını itiraf etmesinin İngiliz toplumunda birçoklarını şok ettiği ifade ediliyor. Blair'in bu savaşın arka planında dini gerekçeler olduğuna işaret ettiğine değiniliyor. Öte yandan İsrail'in inadı yanısıra Arap ve Filistinli bölünmesi nedeniyle bir türlü sağlanamayan Ortadoğu barışı ve bu hususta kaybolmaya başlayan umutlar kaleme alınıyor. Uzun zamandır Suudi sınırında ayaklanan ve Suudi Arabistan'a sızan Husiler ve bu isyancılara karşı toplanacak Körfez Zirvesi de bir diğer konu. Körfez ülkeleri bu zirvede İran'ın yayılmacı politikasının önünü kesmenin yollarını arayacak.

Londra'dan yayımlanan El-Kudsü'l Arabi gazetesi bugünkü "Blair'in itirafları Saddam'ı temize çıkarıyor" başlıklı yorumunda şu ifadelere yer veriyor; "İngiltere'nin eski başbakanı Tony Blair, "ağır" ayarlı bir bomba patlattı. "Saddam Hüseyin rejiminin toplu imha silahlarına sahip olmadığını bilsek bile Irak'a saldırıp işgale gidecektik" itirafı İngiltere'de birçoklarını şaşkınlığa düşürdü.

Bundan daha kötüsü Blair savaşı haklı çıkarmak için sebep ve bahane üretmeye gerek duymadığını, bu saldırıdaki siyasi hedefin Bağdat'taki rejimi değiştirip, neye malolursa olsun başkanı Saddam Hüseyin'i devirmek olduğunu söylüyor.

Blair'in bu açıklamaları BBC radyo kanalında, dini programın editörü ile yaptığı görüşme esnasında dini inançlarını ve birkaç sene önce girdiği yeni Katolik mezhebine derin imanını savunma girişimi olarak geldi.

Bu itiraflar İngiltere'de gerek siyasiler gerek de çeşitli halk tabakalarından birçoklarını şaşırtmış olabilir ancak bu, savaşa karşı duruşta azınlığı oluşturan bizim gibileri şaşırtmadı. Bununla beraber orada planlarını Amerika'daki çoğunluğunu Arap ve Müslümanların zillete düşmesi için İsrail'i destekleyen Yahudilerin oluşturduğu yeni muhafazakarların koyduğu bir Amerikan komplosunun olduğu da kesin.

Bu komployu açıklayan ilk kişi: "İslam ve Müslümanlara karşı Haçlı savaşları başlatacağız" sözleriyle ABD eski başkanı George Bush olmuştu. Yardımcıları ise bazen "dil sürçmesi idi" bazen de "harfiyen onu demek istemedi, bu sadece bir terim" diyerek Bush'un sözünü yumuşatmaya çalıştı.

Blair de bu görüşmesinde "Haçlı savaşı" tanımının rastgele kullanılmadığını, gerçek niyete, ortak Anglosakson girişime dayandığını ve savaşın "dini" olduğunu söyledi.

Eski İngiltere başkanı daha sonra şöyle ekledi; "Orada tüm dünyada dönen ana çatışmalar, İslam üzerine ve İslam'ın kendi içinde çatışmalar olduğuna inanıyorum."

Barış sürecinde ümitler kayıp mı oluyor?

Mısır'dan yayımlanan El-Ehram gazetesi bugünkü "Barış treni hareket ediyor mu?" başlıklı yorumunda şu ifadelere yer veriyor; "Ortadoğu'da barış treni Netenyahu'nun ameliyle durdu. Araplar, yeni bir şey getirmeyen ve vakit kaybetmekten başka bir işe yaramayan müzakerelere devam etmenin bir faydası olmadığını anladı. Ayrıca İsrail'in, barış hakkında sözle oynamaya devam etmesine ve emri vaki uygulamalarına kimse kanmamaktadır. Amerika arabulucusu da Arap rağbeti ile İsrail'in inadı arasında kaldı. Aynı şekilde Avrupa Birliği ülkeleri; özellikle Fransa ve İskandinavya ülkeleri de fazla ses çıkaramadı. Arap ve Filistin tarafı, işlerin Arap ittifakına varılacak şekilde hareketini sağlayacak çalışmanın durmasına neden olacak bölünme aptallığına düşerken Avrupa tabi ki sessiz kalacak.

Tüm bunlara karşın Mısır'ın konumu açık ve İsrail'in hesaplarını karıştıracak türden. Aynı şekilde Mübarek'te somutlaşan ılımlı ses, hiç kimseye müzayede izni vermiyor. Bunun için Mübarek Fransa başkanı Sarkozy'nin konuğu olduğunda Fransa'nın başkentinden ittifakların uygulanmasıyla desteklenmesi gereken Arap konumuyla dönecek. Bunların en önemlisi de İsrail'in yerleşiminin durdurulması, Kudüs'ün Filistin'in başkenti olması ve 1967 sınırlarına göre barıştır. Kısacası toprak karşılığında barış. Büyük ihtimalle barış treni, uyum sağlanmadıkça hareket etmeyecek. Bundan daha önemlisi İsrail somut icraatlara başladığında Fransa ve Rusya'nın uluslar arası bir konferans yapılması girişimleri ya da işlerin ilerletilmesi için sunulacak yaratıcı yollar bir işe yaramayacak.

Artık barış sürecinin canlandırılması fırsatı hususunda büyük bir kötümserlik söz konusu. Avrupa liderlikleri Mübarek'in yıllar önce barışın şartları, bölge, Avrupa ve dünya için önemi hakkında açıkladıklarını anlamadı. Acaba gelecek daha mı kötü?"

Körfez ülkeleri Yemen için toplanıyor

Londra'dan yayımlanan Eş-Şarku'l Ewsat gazetesi yazarlarından Abdurrahman Er-Raşid bugünkü "Körfez liderleri Husilerin karşısında" başlıklı makalesinde şu ifadelere yer veriyor; "Suudi Arabistan sınırındaki Duhan Dağı'nı alev aldığı bir vakitte Kuveyt'in Körfez Zirvesi'ne ev sahipliği etmesi tesadüf oldu. Irak-İran Savaşı'nın bu gruba uzanması korkusu 30 yıl önce 6 Körfez ülkesini, dış düşmana karşı savunma hedefiyle ortak konsey kurmaya itti.

Bugün, belki henüz bir tehlike olarak görülmeyen ve ismi "Yemen'de Husi ayaklanması" olan bir sorun bulunuyor. Husilerin Suudi Arabistan'a sızması, hareketle ilgilenenlerce başka isimlendirmeler altında İran'ın niyetini gösteren bir gelişme olarak yorumlanıyor.

Dayanışma Konseyi Husilere karşı koymak için ne yapabilir? Benim kanımca Yemen'in menfaati için savaş kararı vermeme, İran tarafına, bir hareket yaratıp, çatışma dairesini genişletmek aracılığıyla bir kitlenin güvenliğini tehdit etmeye güç yetirebildiği mesajı verir. Husilerin askeri değerini abartmak istemiyorum. Ancak sadece sınırlı stratejik önemi bulunan uzak bölgelerde bir savaş içinde değiliz. Aynı zamanda tehlikeli İran yönelimiyle karşı karşıyayız.

İran'da ya da Körfez ülkelerindeki resmi yetkililerin, sınırlarında ya da sınırlarına yakın yerlerde aralarında dolaylı çatışmaların varlığından bahsetmemesi normaldir. Ancak birçok delil buna işaret etmektedir. İran'ın programlanmış kaos sistemini tamamlamak için bölgedeki çatışma alanını Mısır'a, Körfez'e ve Suudi Arabistan'ın güneyine doğru genişletmesi, neler olduğunu tasvir etmekten aciz kalıp, İran'ın tüm bunları yapmaya gücünün yeteceğine ikna olmayı reddedenlerin dediği gibi hayali bir hikaye değildir.

Körfez liderleri Kuveyt'te toplanıyor ve önlerinde tartışmalı-tartışmasız birçok mesele var. Ancak Husi sorunu ilk konu olacak. Çünkü bu dayanışma konseyinin 30 yıl önce kurulmasının asıl sebebi bu; yani İran tehlikesine karşı koymadır. Kendilerinden Yemen'in kuzeyindeki militanlara karşı toplu bir savaş başlatmaları beklenmiyor. Öncelikle bu endişe veren durumu kabul etmeleri, ikinci olarak isyancılara karşı Yemen'i desteklediklerini açıkça ilan etmeleri, son olarak da hedefi Husilere karşı koymada Yemenlilere yardım olan bir planı benimsemek gerekiyor."

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın