Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı Durdu Kavak, 28 Eylül'de Lice ilçesinin Şenlik köyünde yaşayan 12 yaşındaki Ceylan Önkol'un güvenlik güçlerinin attığı havan mermisiyle öldüğü iddiasının ardından dün bir savcı ile iki patlayıcı uzmanının olay yerinde keşif yaptığını açıkladı.
Kavak dün yaptığı açıklamada patlamanın meydana geldiği yerin "teröre müzahir" (Arkalayan, destekleyici, arka çıkan, yardımcı) bölge olduğunu belirterek otopsi işlemlerinin Lice Cumhuriyet Savcısı tarafından, doktor eşliğinde ve aynı gün olay yerine en yakın kurum olan Abalı Jandarma Karakol Komutanlığı'nda yapıldığını belirtti.
Parçalar jandarmada
Lice Cumhuriyet Başsavcılığı'nca çok yönlü olarak yürütülen soruşturmanın yakından takip edildiğini belirten Kavak, şunları söyledi:
"Teröre müzahir bölge olan olay yerinde gerekli güvenlik önlemleri alındıktan sonra dün (önceki gün) Lice Cumhuriyet Savcısı tarafından Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nde görevli iki patlayıcı madde uzmanıyla birlikte mahallinde keşif yapılmıştır. Olay yerinde elde edilen patlayıcı maddeye ait parçalar ile diğer materyaller ve otopsi sırasında maktulün bedeni üzerinde elde edilen patlayıcı maddeye ait parçalar ile diğer materyaller incelenip, rapor düzenlenmesi için keşifte hazır bulunan patlayıcı madde uzmanlarına teslim edilmiş olup, rapor sonucu beklenmektedir."
Önkol ile ilgili adli muayene tutanağı ise ailesinin avukatı tarafından açıklanmıştı.
Cumhuriyet Savcısı Mustafa Kamil Çolak ve doktor Deniz Akelma'nın imzasını taşıyan tutanakta küçük kızın yüz bölgesi ve kollarında şarapnel parçası bulunmadığı, ancak göğüs bölgesi ve vücudun değişik yerlerinde irili ufaklı şarapnel parçası görüldüğünü ve bu parçaların olay yeri inceleme ekibinde görevli jandarma personeline teslim edildiği belirtildi.
Ceset üzerinde bilirkişi olarak inceleme yapan Akelma da tutanakta "ölümün patlayıcı madde sonucu ortaya çıkan balistik etkiyle iç organların parçalanması sonucu" meydana geldiğini ifade etti.
'Eteğinde taşıdı'
Taraf gazetesinin dünkü haberine göre olay yerinde inceleme yapan DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk da "devlet eliyle bir cinayet" işlendiğini savunarak, "Bir kız çocuğu annesine 'Makarna yap' diyor, dışarı çıkıyor. Beş dakika sonra o anne çocuğunun iç organlarının oraya buraya savrulduğunu görüyor. Bu parçaları eteğine koyarak taşıyor. O anneye barış sürecinde olduğumuzu nasıl izah edeceğiz. Bu insanlar affedecek mi devleti" dedi.
AHMET ALTAN TARAF'TA YAZDI
Biz, "kimse devlet ve rejimi korumak için hukuk dışına çıkamaz" diyen bir cumhurbaşkanına cevaben "konuşması yüreğimi kararttı" diyen bir ana muhalefet lideriyle, "konuşmasında hiç Türk kelimesi geçmedi" diyen bir başka muhalefet partisinin bulunduğu bir ülkede yaşıyoruz.
Bu düzeydeki bir muhalefet bir toplum için utanç vericidir bence.
Bazıları, muhalefetin eleştirilmesine, "muhalefete muhalefet edilir mi" diyerek karşı çıkıyor.
Eğer, hükümetin "demokrasi ve hukuk" dediği bir yerde muhalefet "ne demokrasisi, ne hukuku" diyorsa, evet, muhalefete muhalefet edilir.
Bugünkü hükümet Avrupa Birliği yolunda adımlarını yavaşlattığı, ihale yasasını savsakladığı, anayasayı değiştirmeyi bir türlü beceremediği için eleştirilir, demokrasiyi genişletme çabalarında ve Kürt açılımı konusunda da alkışlanır.
Avrupa Birliği'ne, ihale yasasına, 12 Eylül anayasasının varlığına ses çıkarmayıp, demokrasiyle hukukun sağlamlaştırılmasına karşı çıkan muhalefete muhalefet edilir.
Tabii demokrasiden ve hukuktan yanaysan böyledir bu.
Ama Ergenekon soruşturmasının üstünün kapatılmasını istiyorsan, JİTEM'in araştırılmasına karşıysan, türbanın özgür bırakılmasını, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmasını istemiyorsan, sen muhalefete muhalefet etmezsin.
Hükümetin yaptığı "gerçek hataları" görmezden gelir, demokrasi yolundaki açılımlarına karşı çıkmayı da "gerçek muhalefet" diye yutturmaya kalkarsın.
Sonra da 12 yaşındaki bir kız çocuğu roketle vurulup parçalandığında sesini bile çıkarmazsın.
Bunun da "gazetecilik" olduğuna inandırmaya çalışırsın insanları.
Bekir Coşkun, AKP'ye oy veren insanları tarif ederken "göbeğini kaşıyanlar" demişti.
Daha sonra Sanem Altan'la yaptığı konuşmada böyle yazdığı için pişman olduğunu da söylemişti.
Bence talihsiz bir yazıydı.
Ama derdim Bekir'in yazısını tartışmak değil.
Onun, "gerçekleri" çok da yansıtmayan bu kavramını ödünç alıp, başka bir gerçeği daha iyi anlatabilmek için kullanmak.
Bu ülkede "göbeğini kaşıyan adamlar" sanıldığı kadar çok değil ama "göbeğini kaşıyan gazeteciler" tahminlerden çok fazla.
Bu gazeteciler toplumun çok gerisindeler.
Bu sistemin asıl yüzünü gösteren gerçek bir olayla karşılaşıldığında başlarını öbür yana çevirip "göbeklerini kaşımaya" koyuluyorlar.
On iki yaşında bir çocuk bir roketle parçalandı.
Üç gün önce oldu bu.
Taraf gazetesi dışında tek bir gazete bu olaya değinmedi.
CNNTürk dışında tek bir televizyon bu olayı haberlerinde görmedi.
Başka gazetelerde sadece bir yazar bu olay hakkında yazı yazdı.
Bir çocuğun öldürülmesi hiçbirinin ilgisini çekmedi.
Üstelik bu gazeteciler "birbirlerinden" farklı kampları destekliyorlar, birbirleriyle çatışıyorlar.
Ama iş, Güneydoğu'da vurulan bir çocuğa geldiğinde ağız birliğiyle susuyorlar.
Çocukların öldürülebilir olmasından rahatsız değiller, vurulan sahipsiz bir Kürt kızı, niye başlarına dert alsınlar, birbirleriyle dalaşırlar, birbirlerine isimler takarlar, karşılıklı göbeklerini kaşırlar.
Hükümetin bu konuda sesi bile çıkmıyor.
Ne oldu peki muhalif gazetecilere, niye hükümeti eleştirmiyorlar, niye göbeklerini kaşıyıp duruyorlar?
Cumhurbaşkanının konuşmasını "içinde Türk sözü yok" diye eleştiren Devlet Bahçeli, vurulan çocuk Kürt olduğu için mi böyle sessiz?
"Demokrasi ve hukuk" laflarını duyunca "yüreği kararan" Baykal'ın, vurulan bir Kürt çocuğu için kararacak bir yüreği olmadığı zaten bu lafından belli.
Peki, muhalif gazeteciler hükümeti bu konuda eleştirmedi de, hükümet yanlısı gazeteciler muhalefeti bu konuda eleştirdi mi?
Yoo, hep birlikte göbeklerini kaşıdılar.
Biz onların bu "göbek kaşıma" seanslarına daha önce de şahit olmuştuk.
Küçücük bir kız çocuğunu vurup öldürdüler.
Olay yerine savcı yerine imam gönderildi, otopsisi karakol bahçesinde yapıldı, bu trajedinin her adımı haber...
Tabii sen gerçekten gazeteciysen.
Umuyorum ki bu "göbeğini kaşıyan" gazeteciler kalabalığından dürüst ve yürekli birileri çıkıp Ceylan'ın hesabını geç de olsa soracak.
Bu medya, "yandaş medya" ve "Doğan medyası" diye ikiye ayrılmıyor, bu medya "vicdanlılar" ve "vicdansızlar" diye ikiye ayrılıyor.
Vicdanlı insanlar iki gruptan da çıkacaktır, göbeğini kaşıyan gazetecilerin iki gruptan da çıkacağı gibi.
Ceylan'ın annesi o vicdanın sesini duymayı bekliyor.
Çok uzakta, ıssız bir mezrada bekliyor.
Sesinizi duyurmanız için yüksek sesle bağırmanız gerekiyor.
AHMET ALTAN'IN DÜNKÜ YAZISI
SUSACAK MISINIZ?
Bazen tek bir olay, bütün bir ülkeyi anlatır. Şu Ceylan'ın korkunç hikâyesine bakın, Türkiye'yi göreceksiniz. Bu ülke, bir roketle bir kız çocuğunun paramparça edilebildiği bir ülke. Bir sosyal demokrat, bir siyasetçi, bir insan olan Deniz Baykal, "Kürt açılımının içi boş, doldursunlar konuşalım" diyordu.
Ceylan'ı vuran roket o "açılımın" içini dolduramıyorsa hiçbir şey dolduramaz. Açılım denilen şey bu işte Deniz Bey. "Anne, bana makarna pişirsene" dedikten sonra evinden çıkan kızın bir roketle parçalanmaması. Bu kadar basit işte. O kızın ölmemesi açılım. Buna karşı mısınız? Bunun içini boş mu buluyorsunuz?
Aslında bu soruları Baykal'la Bahçeli'ye Başbakan Erdoğan'ın sorması gerekiyordu. Onun cesareti yetmediği için sormak bize düşüyor. Başbakan, o roketin bir askeri birlikten atıldığının ortaya çıkmasından çekindiği için olacak ağzını bile açmıyor.
Gazze'de ölen çocuklara Türkiye'den sahip çıkmak kolay. Türkiye'de ölen çocuklara Türkiye'den sahip çıkın siz. Nedir bu sessizliğiniz? Kürsü kürsü dolaşıp bağıran Erdoğanlara, Baykallara, Bahçelilere ne oldu? Zor, değil mi bir çocuğu askerler vurunca konuşmak?
"Dağa çıkarım" diye bağırıyordu Bahçeli, o kadar yüreği varsa dağa çıkmasına gerek yok, siyasetçiliğini yaptığı ülkede vurulan çocuğun hesabını sorabilsin yeter. Bağırmak ne kolay Devlet Bey, bağırmak ne kolay. Bak senin memleketinin bir köşesinde bir çocuğu vurdular. Sesini çıkarmak bir yana yüzünü bile gösteremiyorsun. Bir çocuğa bile sahip çıkamıyorsun, dağa çıkıp ne yapacaksın?
Susuyorlar.
Ceylanın vurulması bize Türkiye'deki siyaseti, siyasetçileri gösteriyor işte. Susan sadece onlar mı?
Neredeyse bütün Türkiye susuyor. Şu medyaya bakın. Bu nasıl bir bıçak kesmez sessizlik Allahım. Bir gazete neye yarar vurulan bir çocuğun hesabını soramazsa? Onca kâğıda, mürekkebe, emeğe yazık. Bir kız çocuğunun bir roketle vurulup parçalandığı, devletin ortadan yok olduğu, savcının köye gitmediği, doktorun karakol bahçesinde otopsi yaptığı bir ülkede yaşıyorsunuz. Bunlardan hiç mi biri size tuhaf gelmiyor? Hiç mi birinde haber değeri bulmuyorsunuz?
Bu medya iki grupmuş da, birisi muhalifmiş de, öbürü başbakanı tutarmış da, muhalif olan demokrasi mücahidiymiş de...
Bunlar iki grup falan değil. Bunlar tek grup. Öyle ortak bir sessizlikleri var ki...
Hele o muhalif geçinenler...
Ne oldu muhalefetinize?
Bu hükümetin iktidarında bir çocuk vuruldu, niye hükümete hesap sormuyorsunuz, niye muhalefet yapmıyorsunuz? Hükümet "iyi bir şey" yaptığında muhalefet etmek için yerlerde yuvarlanıyorsunuz, muhalefet edecekseniz hükümetin bu "sessizliğine" muhalefet etsenize.
Olmuyor değil mi?
Roketi atan asker olunca sizin o muhalif dilleriniz tutuluveriyor. Ceylan'ın annesi, "Kızımın parçalarını etekliğimde taşıdım" diyor. Hiç mi içiniz acımıyor sizin?
Hiç mi vicdanınız yok? Bu sessizlikten hiç mi utanmazsınız?
Yarın bir gün çocuğunuz çıkıp gelse de, "Bir küçük çocuğu vurmuşlar, sen neden yazmadın" dese, ne diyeceksiniz?
Çocuğunuzdan da mı utanmıyorsunuz? Hadi vicdanınızdan, utanmanızdan vazgeçtik, gazetecilik merakınız da mı yok?
Üç askeri karakolun ortasındaki bir köyde bir küçük kız nasıl bir mermiyle parçalandı, merak etmiyor musunuz? Her konuda birbirinizden farklıyken bir küçük kız vurulduğunda ortaklaşa sesiz kalmayı size kim öğretti?
"Anne bana makarna pişirsene" dedikten sonra bir kız paramparça oldu.
İstediğiniz kadar susun. O ölü kızın çığlığı sizin sessizliğinizden büyük.
Siz sustukça o bağıracak.
Siz sustukça o bağıracak.
Ta ki siz de bağırana kadar.