İsmail ZELVİ / TİME TÜRK
Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü ve Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Derneği tarafından düzenlenen Türk - Arap İlişkileri Sempozyumu, Boğaz?da muhteşem bir yat turuyla sona erdi. Marmara Üniversitesi'nin Sultanahmet'te bulunan tarihi rektörlük binasında 3 gün süren sempozyumda günümüz olaylarına ışık tutacak ilginç tebliğler sunuldu.
Kudüs İbrani Üniversitesi?nde de araştırmalar yapan Pamukkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yasemin Avcı, 19. Yüzyılın son çeyreğinde Filistin?in yükselen limanı Yafa, başlıklı tebliğiyle Yahudilerin Filistin topraklarına yerleşmelerinin hikayesini anlattı.
YAHUDİ GÖÇLERİ NÜFUSU PATLATTI
19. Yüzyıl başlarında Filistin?in liman kenti Yafa?da bölgeye yönelen Yahudi göçü ve Avrupa merkezli ekonomik sistemin şekillendirdiği bir kolonizasyon süreci yaşadığını anlatan Avcı, ?Bu yıllarda Yafa?da meydana gelen nüfus artışı olağanüstü boyutlardadır. Yüzyılın başında 2 bin 750 olan nüfus 1917 yılında 29 bin kayıtlı olmak üzere 40 bini geçtiği tahmin edilmektedir. 1860?a kadar surlarla çevrili kentte 1864 yılından itibaren sur dışında bina yapılmasına izin verilmiştir. Eski kent dışındaki yapılaşma hamlesine Osmanlı yönetimi bazı idari binalar inşa ederek iştirak etti. 2. Abdülhamit?in 25. culus yıldönümü olan 1901 yılında saat kulesi yapıldı? dedi.
YAHUDİ MAHALLELERİ KURULDU
1890 sonrasında Siyonizm akımının ve örgütlerinin yönlendirmesiyle bölgeye gelen Yahudi göçmenlerin sur dışındaki bölgelere yerleşmeye başladığını anlatan Avcı, ?Birbiri ardına Neve Zedek, Neve Shalom, Mahane Yehuda, Yefe Nov ve Ahva gibi Yahudi mahalleleri kuruldu. Kentte bu yaşanırken kırsal bölgede de ihracata yönelik tarım işletmeleri olarak gösterilen koloniler kurulmaya başladı. Avrupa ülkeleri ve Amerika?dan gelen Yahudi kolonileri daha sonra kitlesel boyutlara ulaştı.? Şeklinde konuştu.
OSMANLI MİRİ ARAZİ İLAN ETTİ
Yafa?da yatırım yapmak isteyen Tüccar ve yatırımcıların kendi çıkarları yanı sıra sömürgeci devletlerin çıkarlarına hizmet ettiklerini anlatan Avcı, ?Yafa?da yabancı uyrukluların kentsel arazide mülkiyet hakları elde etmeye başlamaları tüm İmparatorlukta olduğu gibi 1867 yılında çıkarılan kararnameden sonra gerçekleşti. Kentte ve kırsal bölgede büyük ölçekli arazilerin şahısların ve yabancı misyoner örgütlerinin eline geçmesiyle, özellikle ekonomik etkinliği olan bölgelerde hızlı bir kolonizasyon süreci başladı. Alman Templar tarikatı Filistin bölgesinde 40 bin dönüm toprak satın aldı. Osmanlı devleti toprağın elinden çıkmasına önlem almakta gecikmedi. 1858 tarihli AraziKanunnamesi?nin ikinci maddesine göre arazi-i haraciyenin ikinci kısmı olan harac-ı muvazzafa tabi mülki arazi olan Yafa arazisi özel kişiler tarafından alınıp satılabiliyordu. 1867?de yabancı uyruklulara mülk edinme hakkı tanınmasıyla arazi spekülasyonları arttı. Yafa ruhsatsız yapılaşmanın süratle büyüdüğü bir kent oldu. 1891 yılında Osmanlı hükümeti Yafa arazisini mülk olmaktan çıkartıp miri araziye dönüştürdü. Alımı ve satımı sadece padişah iradesi ile mümkün oluyordu.? Dedi.
AHIR VE SAMANLIK İZNİYLE YERLEŞİM ALANLARI KURULDU
Yafa?da kadostro haritalarının çıkartılması hususunun akamete uğradığını anlatan Yrd. Doç. Avcı, ?Osmanlı yönetiminin Yafa kent arazisi üzerinde denetimini güçlendirmek istemesinin en önemli sebebi Siyonist akımın harekete geçirdiği Yahudi göçleriydi. 1880?li yıllardan itibaren Filistin?e yönelen Yahudi göçünü engellemek maksadıyla çeşitli tedbirlere başvuruldu. Osmanlı yönetiminin koyduğu yasaklara rağmen konsolosların yardım ve himayeleri sayesinde Avrupa uyruklu göçmen Yahudilerin sayısı her geçen sene biraz daha arttı. 1867?de çıkartılan bir tamim ile yalnız Osmanlı tabiyetinde olan Yahudilere emlak ve arazileri alım-satım hakkı tanındı. Yahudi Kolonizasyon Derneği ve Siyon Aşıkları gibi Siyonist örgütler, Osmanlı tabiyetli yahudileriaracı yaparak çok yüksek meblağlar ödeyerek arazi alıyorlardı. Tapuları ise Osmanlı uyruklu yahudinin oluyordu. Miri arazilerin üzerine kurulacak yapıların padişah iradesi ile onaylanmasına rağmen Yahudiler Miri statüdeki araziyi türlü hilelerle mülk olarak kaydettiriyorlardı. Samanlık ve Ahır yapmak üzere aldıkları ruhsatlar ikamet yapıları için kullanılıyor. Kurulan bu yapılar yerleşim yerinin çekirdeği haline getiriliyor kısa süre sonra da etrafta çok katlı binalar, hatta fabrikalar yükseliyordu.? Şeklinde konuştu.
YABANCI DESTEĞİ İLE YÖNETİMDE SÖZ SAHİBİ OLDULAR
Filistin?e yerleşen Yahudilerin zamanla kent yönetiminde de söz sahibi olmak istediklerini dile getiren Avcı, ?Yabancı yerleşimcilerin istek ve arzuları, Avrupalı konsolos yardımcıları vasıtasıyla konsoloslara ve hükümetlerine iletiliyor. Avrupa hükümetleri ise yerleşimcilerin isteklerinin yerine getirilmesi için Osmanlı yönetimine sürekli baskı yapıyordu. Osmanlı yönetimi şehre ve bölgeye yapılacak yatırımlar için gerekli finansal kaynağa ve yeterli uzman kadroya sahip olmaması yüzünden yabancı şirketlere imtiyaz veriyordu. Osmanlı hükümetinin yabancı yatırımcılara bağımlılığı arttıkça Avrupalı sermayedarlarla yeni etkinlik alanları açıldı. Bu durumdan yabancı şirketler ve onların mensubu olduğu devletler karlı çıktı. Şirketler kendi çıkarlarının yanı sıra emperyalist devletlere siyasi ve ekonomik çıkarlar sağlanması için tampon oluyorlardı.