$

Dolar

47,5574

Euro

54,8602

£

Sterlin

64,2310

Frank

58,9165

Gram Altın

6.175,3700

Bitcoin

2.984.143

$

Dolar

47,5574

Euro

54,8602

£

Sterlin

64,2310

Frank

58,9165

Gram Altın

6.175,3700

Bitcoin

2.984.143

Türkiye

AB bizim için nedir ne değildir?

Avrupa Parlamentosu'nun, karar niteliğindeki Türkiye raporu, kısa bir süre önce Strasbourg' da oylanarak kabul edildi.

15.03.2009 - 11:23
Timeturk Editör
AB bizim için nedir ne değildir?
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

Mehmet KOÇAK*

Elbette günün şartları çok önemlidir. Ancak tarihi olaylarda bizim için aynı değere sahiptir. Tecrübe ve deneyimler, yaşanan olaylarla kazanılır ve devletlerarası ilişkilerde oldukça önem arz eder. Bu gerçeklerden hareketle AB ile olan ilişkilerimizin öncesi ve sonrasını ele almadan önce muhataplarımız olan AB üyesi ülkelerle aramızdaki tarihi münasebetlere bir göz atalım. Papa Osmanlı Devleti'ne karşı Avusturya, Lehistan, Rusya, Malta ve Venediklilerden oluşan bir ittifak sonucu haçlı seferlerini başlatır. Uzun süren savaşlar sonunda Osmanlı Devleti yorgun düşer. Böylece; 1683 Viyana Bozgunu ile başlayan on altı yıllık harp neticesinde, devletin asırlardan beri elde ettiği yerler Macaristan, Erdel, Podolya, Ukrayna, Mora gibi geniş bölgeler, Bosna ve havalisinden mühim yerler 26 Ocak 1699 tarihindeki zorunlu Karlofça Antlaşması ile elden çıkmış oldu.

Karlofça Antlaşmasından sonra Avrupalı Devletler Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmak için büyük çaba göstermişlerdir. Antlaşma sonrası İngiltere, Hollanda, Venedik gibi devletlerin İstanbul'da bulunan elçileri, Adalar'a yakın yerlerdeki konsolosları aracılığı ile, Hıristiyan halkın vergilerine talip oldular. Hıristiyan halka sahip çıkarak Osmanlı?ya karşı örgütleme girişimlerinde bulunduklarını haber alan Osmanlı Devleti ilgili devletleri içişlerine yönelik bu girişimlere son vermeleri konusunda uyarmıştı. İşte o günden bu güne Avrupa Ülkelerinin Osmanlıya ve devamı olan Türkiye Cumhuriyetinin içişlerine karışma alışkanlığı ve ukalalığından vazgeçmemişlerdir. O tarihten günümüze asırlar geçmiş olmasına rağmen Batılı Ülkeler hala bu yanlı ve yanlış tavırlarından vazgeçmiş değillerdir. Yarım asrı aşkındır AB ilişkilerimizde bir arpa boyu yol alınamamıştır. Hala baskı ve dayatmalarla içişlerimize müdahale vardır.

Tarihin derinliklerinden gelen İslam ve Türk düşmanlığının halen farklı boyutlarda devam ettiği bir gerçektir. Biz ne kadar değiştiğimizi iddia etsek de, onlar hala bizi Osmanlı olarak görmektedirler. Almanya Başbakanı Angela Merkel ve onun gibi düşünen Avrupalı siyasiler bunu açıkça söylüyorlar. Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso usta bir siyaset yaklaşımı içinde ?Türkiye'nin üyeliği için Avrupa kamuoyunun desteğini kazanmak gerekir? diyor. Her ikisi de aslında aynı anlamı taşıyor.

Çünkü Avrupa'da vatandaşların çoğunluğu Türkiye'nin üyeliğine ya kuşkulu bakıyor ya da tamamen karşı çıkıyor. Bu düşüncelerin değişebileceğine dair herhangi bir işaret de yok.

Yeni Dayatmalar?

Avrupa Parlamentosu'nun, karar niteliğindeki Türkiye raporu, kısa bir süre önce Strasbourg' da oylanarak kabul edildi. Türk hükümeti, son dönemde istikrarlı, demokratik ve çoğulcu bir Türkiye'nin modernizasyonu için reformlara devam etti. Kürtçe televizyon yayın hayatına başlandı, AB ilişkilerin daha sağlıklı devam etmesi için yeni bir baş müzakereci atandı. Ermenistan'la diyalog için Türkiye?nin uzlaşımcı ve yaklaşımcı tavrı sayesinde görüşmelere devamı sağlandı. Alevi vatandaşlarımız ile daha yakın ilişkiler kuruldu ve Alevi açılımı konusunda ciddi mesafeler alındı. Diğer yandan Rusya ve Ukrayna arasındaki doğalgaz krizinde de alternatif transit rota olarak Türkiye'nin enerji politikaları alanında önemi daha da arttı. Peki tüm bunlar AB tam üyeliği yolunu açmak için yeterli değil mi? Türkiye hükümetinin devrim niteliğindeki bu reformları cesaretle yapmış olmasının sizce hiç mi bir kıymeti yok? Oylanan raporda yine uyarılar ve tavsiyeler ile emir niteliğinde baskılar yer aldı. Türkiye'de politik reform sürecinin yavaşlamış olmasından yakınılıyor. Peki Türkiye?nin tabusunu versek acaba tatmin olacaklar mı?

Allah aşkına AB üyeliği için raporda yer alan şu yeni dayatmalara bir bakın?

?Toplumsal uzlaşı yoluyla laik bir Anayasa, Ergenekon suç örgütünün üstüne gidilmesi, ama bu davada adil yargının da güvence altına alınması, Kürt sorununun çözümü için siyasi girişim, Avrupa standartlarında ifade ve basın özgürlüğü, zorunlu din derslerine son verilmesi, azınlık haklarının garanti altına alınması, yeni bir sendikalar kanunu, 1 Mayıs?ın Taksim 'de kutlanabilmesi, IMF ile sıkı işbirliği, yolsuzlukla mücadele, Ermenistan'la siyasi ve ekonomik ilişki, Gümrük Birliği?nden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmesi, Kıbrıs?tan asker çekilmesi, Nabucco boru hattı projesinin desteklenmesi, Deniz Feneri ve İslami Yatırım Fonları davalarında Avrupa hükümetleriyle işbirliği ve kaçak göçmenlerin iadesi konusunda Avrupa Birliği ile anlaşma imzalanması?

Burada zikredilen bazı konuları tartışabiliriz ancak içişlerimize karışmak şöyle dursun, milli egemenliğimize müdahale niteliğindeki dayatmaları kabullenmek mümkün değildir. Bu gidiş Türkiye?den çok AB?nin geleceğini olumsuz etkileyecektir. Çünkü Türkiye?nin bu isteklere boyun eğmeyeceğini ve AB ile ilişkilerini yeniden gözden geçireceğine inanıyorum. Bu konuda hükümetten bazı sinyaller de gelmeye başladı bile.

Yarım asırda ne değişti?

AB ile ilişkilerimiz 31 Temmuz 1959 tarihinde başladı. O tarihten bugüne bakıldığında AB içinde, Türkiye ve dünya?da çok önemli gelişmeler yaşandı. Dünyanın siyasi haritası bile bu gelişmelere göre yeniden dizayn edildi. Varşova paktı bu süreçte tarihe karıştı. Sovyetler Birliği dağıldı ve bu gelişmelere paralel olarak Balkanlar ve Kafkaslar ile Orda doğu?da çok kanlı savaşlar yaşandı. Değişen dengeler beraberinde belirsizliği getirdiği gibi eski dostluk ve düşmanlıklar yer değiştirdi. AB içinde gelişmeler ışığında açılımlar ve yeni yapılanmalar gerçekleşti. Dünya siyasi tarihi bu gelişmeler doğrultusunda yeniden yapılanırken değişmeyen tek şey oldu. Türkiye?nin AB ilişkileri bir arpa buyu yol almadı.

Daha önceleri demir bedre ülkeleri statüsünde olan ve bizden her alanda çok çok gerilerde olan ülke ve ülkecikler bugün AB içinde en itibarlı üyeler olarak tanımlanmakta ve çok ciddi bir şekilde desteklenmektedirler. Daha önce hiçbir üye ülkeye şart gösterilmeyen reformların Türkiye?ye dayatılmak istenmesi hiç mi hiç doğru değildir. İçişlerimize müdahale anlamında bir takım reformlar konusunda ısrar edilmesi ve egemenliğimiz ile milli hassasiyetlerimizin zorlanması ilişkilerimizi çıkmazlara sürüklemektedir. Bütün bu gerçekler bize dünyada çok şey değiştiği halde Türkiye?nin AB üyeliği konusunda değişen hiçbir şey olmadığını göstermektedir. Bu gidişte bir değişim için en küçük bir işaret de görülmemektedir.

Neden istenmiyoruz;

Birincisi İslam ve milli kimlik değerlerimiz. İkincisi tarihten gelen Türklere karşı var olan ve değişmeyen ön yargılar. Üçüncü sebep Türkiye?nin genç nüfusu yani Potansiyel varlığımız. Kısacası; Türkiye'nin kültürel olarak AB'ye uymadığı hissi var. Türkiye'nin nüfusu şu an 70 milyondan fazla. Uzmanlar, genç nüfusu ile demografik olarak Avrupa?nın en büyük ve en etkili ülkesi Almanya'yı yakın zamanda geçecek. AB'ye girmesi durumunda Türkiye Birliğin en kalabalık nüfusa sahip ülkesi olacak ve ağırlığıyla AB politikalarını büyük ölçüde etkileyebilecek. Sözün özü şu; Bir Hıristiyan kulübü olan AB, Moral değerleri yüksek, genç ve dinamik bir Müslüman ülke olan Türkiye?yi aralarında görmek istemiyor?

Bence de, bunu istemekte en tabi haklarıdır. Bizde kendimize dönerek bu konuda kedimizi kabul ettireceğimiz yeni açılımlara yönelmeliyiz. Elbette AB ile iyi ilişkiler içinde olmak ve karşılıklı menfaatlere dayalı işbirliği sürdürülmelidir. Her şeye rağmen bu birliğin içinde bize üyelik gibi bir yerin olmadığı gerçeğini artık kabullenmeli hesap ve programlarımızı ona göre yapmalıyız.

*Araştırmacı-yazar.

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın