$

Dolar

47,5314

Euro

54,7778

£

Sterlin

64,0551

Frank

58,7751

Gram Altın

6.183,6700

Bitcoin

2.986.031

$

Dolar

47,5314

Euro

54,7778

£

Sterlin

64,0551

Frank

58,7751

Gram Altın

6.183,6700

Bitcoin

2.986.031

Türkiye

Bunalım çağında mucize arayışı

Bugünkü Müslüman akıl dünyadaki gelişmeleri nasıl okuyor? Hz. Peygamber (sav)?in müjdelerini nasıl algılıyoruz?

07.03.2009 - 01:52
Timeturk Editör
Bunalım çağında mucize arayışı
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

Hz. Peygamber (sav)?in Müjdeleri ve Müslüman Aklın Algılayış Biçimi

Dr. Casim es-Sultan*

Bugün Müslümanların içinde bulunduğu duruma baktığımızda düşmanlarının üzerlerine üşüştüklerini görüyoruz. En azından yakın bir gelecekte Müslümanların içinde bulunduğu bu trajedik durumdan bir çıkış yolu gözükmemektedir.

Bu süreçte bazıları söz konusu olumsuz koşulları değiştirecek bir mucize beklentisi içine girmektedirler. Bekledikleri mucize gerçekleşmeyince bu sefer ?fitne dönemi? içinde olduğumuz şeklindeki yorumlara sığınmakta ya da birisinin çıkıp ya bir destan yazmasını beklemektedirler. Son tahlilde içinde bulunduğumuz konjektüre ilişkin yapılan bu yanlış değerlendirme Müslüman muhayyilesinde, ahir zamanın gelip çattığı ve olayların her geçen gün daha da kötüleşeceği noktasında bir kanaatin oluşmasına yol açmaktadır. Bu mantık içinde bulunduğumuz olumsuz koşullardan kurtulmak için her hangi bir girişime ümit bağlamanında yersiz olduğu savını zımnen taşımaktadır. Buna göre yapmamız gereken tek şey Allah?ın kaderine teslim olmaktır. Çünkü baş edilmesi mümkün olmayan bu kuşatılmışlık tamda fitne dönemleri, ahir zaman alametlerini anımsatmaktadır. Kadere direnmek imkânsızdır.

Bu yaklaşıma göre İslam Dünyasının içinde bulunduğu konjektür baskın ve belirleyici olan Allah iradesinin bir tecellisidir. Benliklerimize işlemiş bu ümitsizliği, muhayyilemizde kemikleşmiş bu statik düşünce kalıplarını kazımak ve müminlerin kalplerine çöreklenmiş olan miskinliği bertaraf etmek üzere ?kıyamete kadar ümmetin içinde hak üzere bir taifenin var olacağı ve İslam Ümmetinin bu taife eliyle zaferler kazanacağı- müjdelerini içeren ayet ve hadisleri tam da bu noktada tekrar doğru anlamamız gerekiyor. Çünkü bu, müminlerin imkânsız gibi görünen birçok şeyi imkâna dönüştürecek bir çaba içine girmelerini sağlayacaktır. Bu çaba, hayal hatta ütopya zannedilen şeyleri gerçeğe dönüştürecek doğru adımların atılmasına zemin oluşturacaktır.

Lakin bazı insanlar da müjde içeren ayet ve hadislerde işaret edilen zaferin kaçınılmaz olduğu gerçeğine yaslanarak İslam Dünyasının içinde bulunduğu kaos ve krizi aşma noktasında bir proje geliştirme gayreti içine girmiyorlar. Evet, maneviyatımızın kuvvetlenmesi, moralimizin yerine gelmesi ve umutlarımızın yeşermesi için müjdeler çok önemlidir. Ancak, aksiyon bağlamında ve batılla hesaplaşma sürecinde sadece müjdelere sığınamayız.

Ashabı kirama ve tabiin efendilerimize baktığımızda onların müjde içeren ayet ve hadisleri çok iyi anladığını görebiliyoruz. Onlar Allah?ın vaadinin kendi elleriyle gerçekleşmesini arzuluyorlardı. Allah Resulü (sav) Constantin?in (İstanbul) fethini müjdelemişti. Lakin bu müjde hiçbir zaman Müslümanları atalete sevk etmedi. Aksine söz konusu müjdeyi gerçekleştirecek erlerden olma konusunda birbirleriyle yarıştılar. Hatta onlardan bazıları bu uğurda defalarca cenge katıldı.

İstanbul?un fethi düşüncesi ilk olarak Hz. Osman (r.a.) döneminde gündeme gelmiş ancak ilk fiili adım Muaviye bin Ebu Sufyan döneminde atılmıştır. Eba Eyyüb el-Ensari (r.a.) İstanbul surları önünde şehid olmuştur. Allah (c.c.) İstanbul?un fethi şerefini Fatih Sultan Mehmed?e verinceye kadar Fetih girişimleri tam sekiz asır devam etmiştir.

Zaferin müminler için olduğunu ifade eden müjdeler; Teorik ve Pratik olmak üzere iki kategoriye ayrılır. Bu müjdeleri her hangi bir toplum ya da dönemle sınırlandırmak, ilişkilendirmek zordur. Teorik açıdan baktığımızda müjde içeren naslar bizlere ümit vermektedir. Kişi bu müjdeleri işittikten sonra heyecanlanıyor. Ancak müjde içeren ayet ve hadislerin onun bulunduğu mekân, içinde yaşadığı zaman ve kendisini kuşatan insan toplumlarına işaret etmediğini düşünerek kendisine dönüp ?Peki bu nasıl gerçekleşecek?? sorusunu soruyor.

Tam bu aşamada mücadele yolunu gösteren ve söz konusu müjdelerin gerçekleşmesi için başvurulması gereken stratejilere işaret eden pratik müjdeler devreye girmektedir. Elbette ümmeti diriltmek, kalkındırmak için tek başına müjde içeren naslara sığınmak yeterli olmayacaktır. Müjdelerin gerçekleşmesi ve parlak geleceğimizin inşa edilebilmesi için bireylere, kurumlara ve hükümetlere düşen görevlerin neler olduğu ve bu bağlamda neler yapılması gerektiği noktasında açık ve net bir tasavvura sahip olmak gerekir.

?Zafer eninde sonunda inananların olacaktır? dememiz tek başına bir anlam ifade etmiyor. Bununda ötesinde zaferin nasıl kazanılacağına ilişkin bir projenin olması gerekiyor. Şayet Allah İstanbul?un fethi için gerçekten müjdeyi hak eden, parlak zekâya sahip zihinlerin ortaya çıkmasını nasib etmeseydi, harikulade taktik ve stratejilerin ortaya konulmasına imkân vermeseydi söz konusu müjdeler gerçekleşmeyecekti. Aynı şekilde Müslüman fatihlerin ısrarlı kuşatma çabaları olmasaydı ve gerçek anlamıyla Allah?a tevekkül etmemiş olsalardı İslami Fetih çabaları böylesine büyük bir zafer ve fetihle sonuçlanmayacaktı.

İslam Ümmetinin bugün müjde içeren ayet ve hadisleri her zamankinden daha doğru anlamaya ihtiyacı vardır. Mescidlerin dolup taşmakta olduğuna bakarak ?Allah bizlere fetih nasib edecek? gibi yersiz vehimlere kapanılmamalıdır. Allah (c.c.)?ın ortaya koyduğumuz gayret ölçüsünde bizlere zafer vereceğinin bilinmesi gerekir. Kim kalbinin temiz, niyetinin iyi olduğunu düşünerek Allah?ın kendisine yerin ve göğün hükümranlığını bahşedeceğine inanıyorsa ancak kendisini aldatır. Allah (c.c.) kesinlikle tembellere hiçbir şey bahşetmez. O, ancak basiret (bilinç) ve üretken akıl sahiplerine zafer nimetini tattırır.

İşte Halid b. Velid (r.a.) askerlerine yüreklerinde Allah?ın yardımının geleceğine ilişkin umutları coşturan bir konuşma yapmıştı? Bunun nasıl gerçekleşeceğini sorduklarında onlara şöyle cevap verdi. ?Allah?a tevekkül ediniz. Bize düşen savaşın kaderini belirlemek değil savaşmaktır? Sizce bir komutan olarak Halid b. Velid (r.a.) Allah?ın hakkını vermemiş miydi?

Kuşkusuz maneviyat silahı ve Allah?a güven duygusu, düşünce ve savaş için gerekli stratejiler ve hareket stratejisinin başarıyla uygulanması? Bütün bunlar son tahlilde Allah?ın kaderidir. Kim zafer için Allah?ın koyduğu şartlardan birisini göz ardı ederse bu ihmalkârlığın sonucuna da katlanır.

*Katarlı Müslüman düşünür. Medeniyet üzerine birçok çalışması bulunan yazarın Medeniyet üzerine bir vakfı da bulunmaktadır. Yazarın medeniyet üzerine yaptığı önemli çalışmalar, makaleler halinde yakında timeturk tarafından tercüme edilecektir.

Bu makale Abdurrahim Şen tarafından timeturk.com için tercüme edilmiştir.

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın