Suat Kınıklıoğlu, İzmir Ekonomi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ile Sosyal Bilimler Enstitüsü'nce ortaklaşa düzenlenen ''Türkiye-Rusya İlişkilerinin Dünü, Bugünü ve Yarını'' başlıklı seminerde yaptığı konuşmada, Türkiye'nin dış politikasının 2002'den itibaren başlayan ''komşuluk siyaseti'' ile biçimlendiğini söyledi.
Türkiye'de 1999 yılında yaşanan deprem sonrası dönemin Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile Yunan meslektaşı Yorgo Papandreu arasındaki yakınlaşma sonucunda yeni bir sürecin başladığına dikkati çeken Kınıklıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: ''2002'de Türkiye, Balkanlar, Karadeniz, Kafkaslar ve Ortadoğu ile yeniden entegre olma sürecine başladı. Bu süreç, Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilere de yansıdı. 2004'te Rus lider Vladimir Putin'in Ankara'ya ziyaretiyle iki ülke arasındaki ilişki güçlendi.
Türkiye ile Rusya arasındaki diyalog derinlikli ve düzenlidir. Bu siyasal diyalog her iki ülkenin çıkarlarına hizmet etmeye devam etmektedir.''
Kınıklıoğlu, Rusya ilişkilerin ticaret, enerji, turizm ve kültürel ilişkilerle kapsamlı bir duruma geldiğini, ancak iki ülke arasında sorunların da olduğunu bildirdi.
İki ülke arasındaki ticaretin ''dengesiz'' olduğunu belirten Kınıklıoğlu, yüksek enerji fiyatlarının bunda etkili olduğunu kaydetti.
Rusya Parlamentosu'nun alt kanadı olan Duma Milletvekili ve Rusya Siyasal Araştırmalar Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Sergei Markov da dünya çapında yaşanan ekonomik krizden ülkelerin daha da güçlenerek çıkabileceklerini belirterek, mevcut dönemde dünya devletleri arasında bir kargaşa ve kaos döneminin yaşandığını savundu.
Markov, sözlerini şöyle sürdürdü: ''NATO gibi eski güvenlik kurumları işlevini yitirmiştir. NATO, artık Rusya'nın korktuğu bir organizasyon değildir ve artık güçsüzdür. Artık yeni ortak politikalar oluşturmak gerekiyor. NATO, Afganistan ve Irak'ta yaşanan sorunları sağlıklı biçimde çözemedi. Avrupa'da yeni anlaşmalar yeni sorunları çözecektir.''
Rusya ve Türkiye'nin içinde olacağı ortak ekonomik bir alan oluşturulabileceğini ifade eden Markov, bu oluşum içine 30 yıllık süreçte Avrupa Birliği'ne üye olamayacak ülkelerin yer alabileceğini dile getirdi.
Söz konusu birliğin Avrupa Birliği karşıtı olmayacağını vurgulayan Markov, Avrupa Birliği'ne uygun kurumlar oluşturmak istediklerini söyledi.
Türkiye'nin, böyle bir oluşuma katılacağını açıklaması durumunda, Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye'nin adaylığını yeniden gözden geçireceğini ve süreci hızlandıracağını ileri süren Markov, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Davos'ta yaptığı çıkışın bugüne dek ''değeri bilinmeyen'' Türkiye'nin İsrail ile çatışmasının başlangıcı olduğunu sözlerine ekledi.