$

Dolar

47,3794

Euro

53,9466

£

Sterlin

63,2658

Frank

57,9281

Gram Altın

6.168,0600

Bitcoin

3.048.629

$

Dolar

47,3794

Euro

53,9466

£

Sterlin

63,2658

Frank

57,9281

Gram Altın

6.168,0600

Bitcoin

3.048.629

Türkiye

Sekülerizmin sınırları

Sekülerizmin belki de çelişkili, kendini felç eden en çarpıcı özelliği siyasi despotlukla teorik ve pratik benzerliğidir.

02.02.2009 - 10:26
Timeturk Editör
Sekülerizmin sınırları
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

John Keane*

Kışkırtıcı bir soru: Sekülerizmin demokratik ideali bizim halen tecrübe ettiğimiz gibi özgür düşünceli demokratik çoğulculuğu tehdit eden bir dogma olabilir mi? Muhtemel bir cevap: Sekülerizmi düşünmeden kutsayan pek çok çağdaş seküleristin bu tavrının, sekülerizmi teminat altına aldığı, şüpheli bir konudur. Bu kişiler için ?sekülerizm yoksa demokrasi de yoktur? ifadesi kutsal bir denklemdir. Seküleristlere göre son birkaç nesildir dini yanılsamalar kademeli olarak görünmez olmuşlardır ve bu gelişme de önemli bir şanstır. Zira dini hassasiyetler; yasa, yönetim, parti politikaları ve eğitim gibi alanlardan dışlanmış (devlet ve kilisenin ayrılması) ve böylece vatandaşlar irrasyonel önyargılardan kurtarılmış ve açık zihinli tolerans desteklenmiştir. Bu da kendi başına çoğulcu demokrasinin vazgeçilmez bir unsurudur. Seküleristler daha da ileri giderek Tanrı?nın dünyadan ayrılmasıyla ortaya çıkan boşluğun, kilise ve devletin ayrılığı inancı ve dini inançların kişiye özel alana hapsedilmesinin yedek oyuncular olarak Tanrı?nın yerine alınmasıyla doldurulabileceğini düşünmektedirler. Kişisel değer ve kurtuluş hakkındaki modern araştırma ?kendini ifade? ve ?kendini anlama?nın ?görünmez dini?ne (Thomas Luckmann) dönüştürülebilir. Seküleristlerin vardığı sonuca göre dünyevileştirilen eğilimler aslında modern hayatın gerçekleri haline gelmektedirler ki; bunlar da herhangi bir yerdeki insanların daha az önyargılı, daha rasyonel bir hayat sürdürebilmelerini sağlamış, dini kılıfa bürünmüş dünya ile başa çıkmalarına yardım etmiş, dünyevi tecrübeleriyle yüz yüze kendi hayatlarını sürmelerini temin etmiştir.

Egemenliğine karşı artan meydan okumalara rağmen sekülerizmin geleneksel doktrininin sağlamlığı sürmektedir. Şüphesiz bunun sebeplerinden birisi entelektüel köklerinin derinlerde olmasıdır. Bu köklerin kapsamlı akademik bir soyağacının yazılmamış olması şaşırtıcıdır. Ancak modern dünyanın sekülerizmin lehine dini kurumları geri döndürülemez bir şekilde yıkmakta olduğu inancı, 19. yüzyıl Avrupa?sına ait yeni bir şey olduğu halde Avrupa medeniyetine has ?seküler? kavramının çok daha eski olduğu açıktır. Konstantin döneminde Hıristiyanlığın, imparatorluğun resmi dini olarak benimsenmesinden beri dini ve dünyevi seküler güçler arasındaki ilişki hep çatışma yönünde olagelmiştir. Hatta 13. yüzyılın sonlarında ?seküler? sıfatı (Latince saecularis) İngilizce?de ilk olarak ortaçağda dünyanın daha geniş bir bölümünde yaşayıp çalışan papazlar ile manastırda inziva hayatı süren ?dindar? papazları ayırt etmek için kullanılmıştır. Sonraki yüzyılda yaşayan William of Ockham ve John Wyclif, sivil, laik ve dünyevi kurumları dini ya da ?ruhsal? olduğu açık olanlardan ayırarak seküler kelimesinin bu manasını güçlendirecek yazılar yazmışlardır. Suçluları cezalandırmak için Kilise?nin başvurduğu güç olan ?seküler kol? (Latince brachium seculare) kavramına yapılan ilk atıflar ve tanımlamasının aslında bir rahip ya da bir keşişin işlevleriyle yetkilendirilmemiş olduğu halde keşiş ünvanından ve gelirlerden faydalanan kimseyi tanımlamakta kullanılan ?seküler keşiş? de seküler kelimesinin yukarıda bahsedilen anlamıyla aynı doğrultudadır.

16. yüzyılda, dini kuralların boyunduruğu dışındaki ?maddi? olanın dünyevi alanı (kiliseye ait, dini ya da kutsal olmayan alan) manasında, ?seküler? kelimesinin bu köken olarak olumsuz yan anlamları eski gücünü kaybetmiştir. ?Seküler? kavramı kutsal şeylere saygısızlık ya da tam Tanrısızlık ile birlikteliğini kaybetmeye başlamıştır. Ayrıca bir modernizasyon sürecine maruz kalmıştır. ?Sekülerize? etme (Fransızca seculariser) seküler hale getirme yani bir şeyi ya da birini kiliseye ait olmaktan sivil alana ait olmaya dönüştürme manasındadır. Öte yandan ?sekülerizasyon?, yasal çevrelerde ve kilise tarafından dini kurumların ve mülkün laik mülkiyet ya da dünyevi kullanıma aktarımı anlamında kullanılırken, bir taraftan da dinin etkisinin azaltılması sürecini tanımlamaktadır. Dr Johnson's Dictionary (1755) de yine aynı paralelde sekülariteyi ?Dünyevilik; dikkati mevcut yaşamın varlıklarına yöneltmek?, ?sekülerize?yi ?kiliseye ait mal varlığını ortak kullanıma açma ve dünyevileştirme? ve ?sekülerizasyon?u da ?seküler hale getirme? olarak açıklamaktadır.

Bu kelime üreticiler bilmeseler de 19. yüzyılın ortalarındaki Avrupa'da köklenen ve bugüne kadar gelişen sekülerist inanışın tohumları için entelektüel sahayı hazırlamaktaydılar: Kilise ve dünya istemeden de olsa tarihi bir mücadeleye girmişlerdi ve bu mücadelede dünyevilik yavaş ve geri döndürülemez bir biçimde üstünlüğü ele geçiriyordu. Bu entelektüel eğilime ilk örnekler Feurbach'ın ?dinin öz olarak insan doğasının gerçekliği ve kutsallığı dışında bir şeye inanmadığından? dinin bizzat kendisinin ateizmi öğrettiği ısrarı; Nietzsche'nin gündüz aydınlığında elinde fenerle dolaşan, bir kasabanın pazar yerine koşan ve Tanrının öldürüldüğünü bağırarak duyuran çılgın adam hikayesi; Herbert Spencer'ın (Data of Ethic?'te) ?ahlaki emirlerin, kutsal varsayılan kökenleri tarafından verilen otoritelerini kaybetmekte olduğu ve ahlakın sekülerize edilmesinin zorunluluğunun? hatırlatması; ve ahlakiliğin mevcut hayatta insanoğlunun iyiliği ile ilişkili olduğu düşüncesinin sağlanması ve Tanrı ve öteki dünya inancından kaynaklanan tüm düşüncelerin dışlanması yoluyla dinin etkisini kaybetmesi sürecinin desteklenmesinin gerektiğini düşünen George Holyoake, Charles Bradlaugh ve diğerlerinin dikkat çeken, orijinal sekülerizm doktrinleridir.

Bu geriye bakışta sekülerizmin öncüleri; varsayım, kehanet ve zamanla kazanılmış haklardan eşit ölçülerle davalarını ?mayaladılar? ki bu da T.S. Eliot'un Choruses from ?The Rock? (1934) ta dikkat çekici şekilde alaya aldığı gibi akademik ve edebi sonuçlara varılmasına yol açtı: ?Ancak görünen odur ki daha önce hiç gerçekleşmemiş bir şey olmaktadır: Ne zaman ya da niçin ya da nasıl ya da nerede olduğunu henüz bilmesek de. İnsanlar Tanrıyı başka tanrılar için değil, hiç bir tanrı olmaması için terk ettiklerini söylemektedirler; bu daha önce hiç olmamıştır.? Bu gibi sonuçlar hiç şüphesiz inananlar arasında korku ve nefret doğursa da çok sayıda akademik araştırmaya sahip seküleristler kendi lehlerine olan tecrübi bulgulara güçlü bir şekilde yönelmişlerdir. Kanıt için en eski parlamenter demokrasilere bakmamızı söylemektedirler. Britanya'nın yetişkin nüfusunun neredeyse yarısı ve gençlerin dörtte üçü asla kiliseye gitmemektedir; vatandaşların üçte ikisi dinin genel olarak etkisini yitirmekte olduğunu düşünmektedir; önemsiz bir bölümü de bunu 'her şekilde kötü' olarak görmektedir; (halen üçte bir olan) ve sayıları gittikçe artan bir kısmı da İsa'nın ?yalnızca bir insan? olduğuna inanmaktadır; önemli bir çoğunluk da (halen dörte üç) şeytanın varlığını kabul etmemektedir.

Seküleriteyi destekleyen çağdaş siyasi teorisyenler, modern yaşamın sekülerize edilmesinin siyasi avantajlarına işaret ederek bu gibi olayları sekülerite hakkındaki iddialarını netleştirmek için delil olarak kullanmaktadırlar. Örneğin; Charles Taylor, kısa bir süre önce saeculum kelimesinin etimolojik anlamına işaret ederek sekülerite ve demokrasinin birbirini tamamlayıcılığı iddiasını ortaya atmıştır. Bu anlamın kökeni belli olmamasına rağmen klasik Latin metinlerinde 'bir çağ ya da uzun bir döneme ait olma' şeklinde düzenli bir şekilde kullanılmıştır. Sözde ?seküler oyunlar? (Latince ludi saeculeres) üç gün ve üç gece sürmüştür ve her 120 yıllık sürede bir kutlanmıştır. Hıristiyan kullanımında Taylor saeculum?un, 'dünyevi' yani kiliseye karşı olan dünya manasında kulanıldığını belirtmektedir. Taylor, seküler zamanın modern tecrübesinin kutsal zaman (Tanrı'nın zamanı, sonsuzluk olarak zaman, gelecekteki olayların anlamını dikte eden, tesis edici faaliyeti temel alan bir birlikte toplanma zamanı) mantığına karşı durduğunda ısrar ederek bu temayı geliştirmeye çalışmaktadır. Zamanın kutsal dışı olarak konumlandırılması, başka türlü sebepler ya da isim anlamlarıyla ilişkisiz olacak olayların tek bir zaman çizgisiyle aynı noktada meydana gelmenin erdemiyle ilişkili olması gibi, Tanrının İradesi gibi toplum üstü ilkeler tarafından oluşturulduğu şekliyle toplum fikrine engel teşkil etmektedir. Seküler zaman bunun yerine, bir demokraside kamu yaşamı için hayati olan ve diğer tüm temel ilkelerden önemli olan siyasi ilkeyi, dünyevi bir kamu sahasında tüm vatandaşların konuşma ve davranış etkileşimi ilkesini besler.

Sekülerite için farklı ancak paralel bir mesele kısa bir süre önce Richard Rorty tarafından ortaya konmuştur. Onun savunduğu şey; Jefersonian tavizi olarak adlandırdığı bir versiyondur. Rorty, modern demokrasilerin ?dini önemsizleştirmeden özel hayata mahsuslaştırmaları? gerektiğini öne sürmektedir. Dini tecrübe ?yalnızlığımızla ne yaptığımız? için uygundur ve açık bir toplumda beraber yaşayan vatandaşlar dini ibadette tam bir özgürlük yetkisine sahiptirler. Ancak buradaki problem dinin, özellikle inanan vatandaşlara ait dindar toplum dışında kalanlar için bir ?diyalog durdurucu? işleve sahip olmasıdır. Dini kökenlere yapılan dogmatik atıfların beslediği sessizlik, düşmanlık, taassup ve şiddet vatandaşlar arasındaki iletişimi tehdit etmektedir. Demokratik bir siyasetin bir paktı desteklemekten başka şansı yoktur: İnanan dindarlar, inanmayanların sivil toplum ve devlete ait açık alanları içinde dini taassup ve aldatılmadan uzak bir yaşam sürme hakkı karşılığında Tanrılarına ibadet özgürlük garantisine sahip olmalıdırlar.

Rorty'nin sekülerizm savunması, önerilen Jefersonian tavizinin bazı bağlamlarda bizatihi bir diyalog durdurucusu olması açısından tu quoque (aynı suçlama ile karşılıklı olarak birbirini itham etme) eleştirisine karşı savunmasızdır. Modern kamu sahasının mantığı konusunda Taylor'un az yoğunluklu tanımı da tarihçinin eleştirisine açıktır: İlk modern kamu alanlarının ortaya çıkışında dini söylev, bilinen her durumda temel bir önkoşuldur ve bu söylev kutsala saygısızlık yasaları, dini tatiller ve halk ibadetleri gibi meselelerde Hıristiyanlığın güçlü izlerini uygun şekillerde göstermiştir. Daha nihai bir eleştiri göz önüne alınırsa bu sorgulamalar bir kenara konabilir: Sekülerizm doktrininin çağdaş savunucuları ?seküler? ideallerin ve kurumların sürekliliği ve açıkzihinliliğini abartmaktadırlar ve böylece din ve siyaseti daha demokratik bir şekilde anlamayı başaramamaktadırlar. Zira sekülerizm ilkesinin kendi içinde çeliştiğini görememekte, böylece demokratik sivil toplum ve siyasetlerin yasa ve kurumları içinde serbestçe etkileşen vatandaşlar için görece istikrarlı bir rehberliği pratikte sağlayamamaktadırlar.

Çağdaş sekülerizmin kendi çelişkileri altında dağılmak üzere olmadığı önemli derecede doğrudur; zira vatandaşlar ve temsilciler arasında eski Judeo-Hıristiyan iktidar kavgasının tassup ve vahşetinin zorunlu olarak geçmişe ait olduğu konusundaki ortak hissi beslemiştir. Ancak bu önemli başarıya rağmen sekülerist fikir ve kurumlar yaşama kabiliyetlerini denetleyecek ve hatta sekülerizmi yok etme taleplerini kışkırtacak bir dizi zorluk yaratma temayülündedir. Buna en açık örnek dini kurumlaşma özgürlüğünün kendisiyle çelişen etkileridir. Sekülerist demokrasinin kilise ve devlet ayrımı ile kurumlaşmış din ve dini söylevin sivil alana hapsedilmesine ihtiyaç duyduğu, seküleristlerin ortak bir söylemidir. Sekülerizasyon vatandaşların devlet ve kilise diktasından azat edilmelerini talep etmektedir. Sezar?a ait olan şeylerin Sezar?ın denetiminde olması şu anlama gelmektedir: Sezar, kendisine ait olmayan şeylerle doğrudan ilgilenmez. Pratikte böyle bir dini özgürlük herkesin başkalarının dogmatik inanç ve davranış kodlarından bağımsız olarak yaşayabileceği şekilde çoğulcu yapıya ve vatandaşların sertlik ve katliamdan uzak durabileceği boşluklara gereksinim duyan açık ve toleranslı bir sivil toplum öngörmektedir. Diğer bir ifadeyle sekülerizm, vatandaşların dinin reddedilebilmesini kabul etmelerini gerektirir ki bu da nihayetinde Voltaire?nin Traite sur la Tolerance (1763) adlı eserinde söylediği gibi dinin çok az rol oynayacağı ya da hiç rol oynamayacağı bazı sivil boşluklar olması gerektiği manasına gelmektedir. Dini özgürlük dini eşitliği gerektirmektedir. Vatandaşlar her cemaatin diğerleri üzerinde ahlaki ve siyasi bir kontrol oluşturduğunu kabul ederek başkalarının farklı dini düzenine hoşgörülü olmalıdır ve barışçıl rekabet, nezaket ve başkalarının hisleri arasında ayrımcılık yapmamak; ticaret ve alışveriş dünyasında olduğu gibi dinde de faydalı bir şeydir.

Sekülerizmin zımni bilinemezciliği ve potansiyel tanrıtanımazlığı tanrının dindarlara gönderdiği beklenmeyen bir hediyedir. Sekülerizasyonun dindarlığı marjinalleştirme ya da yok etme potansiyeline sahip olduğu kanaatinde olan dindarlar dinin görülen zayıflamasına karşı tepki olarak sivil toplumun kendilerine verdiği kurumlaşma özgürlüğünden faydalanmışlardır. Bazıları dinin hayatın tümü ile ilgilendiği vurgusunda bulunarak, Hıristiyanların köprüde yatan dilenci Lazarus?u görmezden gelen zengin adama benzememeleri gerektiği uyarısında bulunmuşlardır. Bunun yerine İsa?nın hayatı örnek alınmalıydı: Ahlaki endişeler açlık, muhtaçlık, evsizlik, düzenli tıbbi korunmadan yoksunluk ve hepsinden öte daha iyi bir gelecek umudu taşıma boyutuna kadar genişletilmeliydi. İsa?nın krallığı bu dünyaya ait olmayan Pilate hakkındaki yorumundan hareket eden diğerleri ruhsal erginlik, inanç ve gayretin önemine vurgu yapmışlardır. Bu yeni dindarlar İncil?in açıklama olması, İsa?nın çarmıhta kefaret olarak kurban edilmesi ve İsa?nın muhtemel yeniden dönüşü gibi ilkelere vurguda bulunmuşlardır ve bu ilkeler sırasıyla ailenin, ahlakın ve ülkenin korunmasıyla bağlantılıydı. Kişisel inanç yeterli değildi; inananlar siyah gözlüklerinden kurtulacakları, tekerlekli sandalyeden kalkacakları ve Tanrı?nın kutsallığını ilan edecekleri ?ev kiliseleri? ve halk toplantıları gibi forumlar vasıtasıyla başkalarından önce tanıklık etmeye çağrılmışlardır.

Zeitgesit?in[i] bu solukları (Hannah Arendt?in ifadesiyle) ve dini etiğin kamuda yeniden doğrulanması açık toplumlar için bugünlerde basmakalıp bir şey haline gelmiştir ki; bunun sebebi özellikle sekülerleşen sivil toplumların ikinci bir tutarsızlığı göstermiş olmasıdır: Dindarlığı varoluşsal belirsizlik ile değiştirme temayülleri, günlük hayatta kutsalın geri dönüşünü kışkırtmıştır. Modern sivil toplum dinamizmi ve kompleksliliği vatandaşları doğdukları, yetiştikleri ve öldükleri toplumsal bütünlüğü anlamak şöyle dursun, tamamiyle kavramaktan alıkoyan ?akıcı? sosyal kurumlar ağından oluşmaktadır. Vatandaşların girişim ve iş istihdamı, eğitim kalitesi, kişisel kimliğin göçmen bölümleri ve ev halkının yaptırımları gibi konularla ilgili sonuçta oluşan belirsizlik duyguları onları gerginlik ve kafa karışıklığına ve nihayetinde, özellikle kişisel kriz dönemlerinde başta gelen örnekler olarak kiliseler, tarikatlar ve haçlı seferleri, sarsıntı emici kurumlarla içli dışlı olmaya açık hale getirmiştir. Gerilmiş ve zorlanmış bir dünyada dini kurumlar sarsılanlar arasındaki dayanışmanın önemini hatırlatma görevinde bulunmaktadırlar. ?Aile yaşamı? gibi icat edilmiş geleneksel kurumlarla olan duygusal bağlantının korunmasına yardım ederler ve seküler zamanın egemen olduğu bir dünyada dini kurumlar teolojik zaman denizindeki doğum, evlilik ve ölüm gibi olayları vaftiz ederek, bu suretle ölümlü insanoğluna, varoluşsal bir söylemle, hayatın kaçınılmaz bir yıkım olduğunu hatırlatarak, hayatın geçit törenlerinin esrarengiz öneminin anlamını arttırırlar. Ve sivil toplum üyeleri, en azından, Heinrich von Kleist?in ?dünyanın kırılgan kurumları? olarak tanımladığı şeyi tipik olarak tecrübe ettikleri için bir başka şeye, insan düşüncesi, konuşma ve etkileşiminden önce gelen hayatın büyük düzenine mutlak bağımlılık duygusunu tecrübe etmeye (ve bu şekilde rahat hissetmeye) eğilim gösterirler. Friedrich Schleiermacher?in (Uber die Religion?da [1799]) dinin özü olarak ele aldığı, bugünlerde İnanç Denizi şebekesi ve Yeniden Yapılandırmacı Yahudilik gibi dini insiyatifleri besleyen ve büyük çoğunluğun (Britanya?da yaklaşık yüzde 75) ?din? ve öbür dünyaya inandığı en seküler ülkelerdeki sürpriz kamuoyu yoklamalarını açıklamaya yardım eden, dünyaya şaşkınlık ve saygı tecrübesidir (?umut edilenler için teminat, görünmeyenler için inanç? [Hebrews 11.1]).

Sekülerizmin belki de çelişkili, kendini felç eden en çarpıcı özelliği siyasi despotlukla teorik ve pratik benzerliğidir. Seküleristler, sekülerliğin geleneksel olarak sebeplere açıklık, yobazlıktan özgürlüğe uyum göstermeye istekli olma ve kilise ile devletin kurumsal ayrılığını içerdiğinde ısrar ettiklerinden bu kafirlik uyarısını muhtemelen dikkate alacaklardır. Bazı haklı nedenlerle, John Neville Figgis gibi kimi uzmanlar sekülerizm doktrininin köklerini ortaçağ dindarlarının din ve vicdan konularının, kendi siyasal iktidarlarının ancak ruhani otoritelerin izin verdiği zamanlarda var olduğunu kabul etmeyen siyasal sınıfların kontrolüne geçmekte olduğuna ilişkin maruz görülebilir kaygılarına ? William of Ockham?ın Octo quaestiones de potestate papae?si (1334-1347) bir örnektir ? kadar izlediler. Ancak sekülerite mücadelesinin farklılıklara hoşgörü mücadelesi olduğu görüşüyle ilgili bir sorun bu görüşün sekülerizmin temel dogmatizmini aydınlatmada başarısız olmasıdır. Sekülerizmi kurumlaştırmak için bulunulan sayısız siyasi girişimleri (Fransa, Türkiye ya da başka yerlerde) delik deşik eden yalnızca ?Uluslararası sömürgecilik?te (Catherine Audard) denenmesi yeterli olan baskı ve şiddet değildir; ya da ilkesel seviyede seküler özgürlüklerin ilk dönem (Hıristiyan) savunucuları başkalarının ? örneğin Yahudiler (Şeytanın çocukları) ve Romalı Katolikler (bir fahişelik yapısının üyeleri) ? bu tür özgürlüklere sahip olmasını kabul etmemişlerdir. Bu durum iyi huylu seküleristlerin kendi evrensel ilkelerini başkalarına doğru genişletirken aksi takdirde geçici bir hayal kırıklığı, cesaret ya da isteklerini kaybetmeleriyle sonuçlanacakmış gibi gerçekleşmiştir. Gerçekte sorun çok daha derinlerdedir; zira ?Hıristiyanlığın bizzat kendi önemli motiflerinin idrakini sunan? (Bönhoffer) sekülerizm ilkesi, Hıristiyan olmayan diğerlerinin ne düşünüp söyleyebileceği veya hatta bir şey düşünüp söyleme yeteneğine sahip olup olmadıklarını belirleme ihtiyacı çerçevesinde, tartışmalı şekilde Hıristiyan inancının yüceltilmiş bir versiyonu üzerine tesis edilmiştir.

Sekülerizmin normatif idealinin Müslümanlara karşı doğal düşmanlığı, bu tür bir dogmatizmin en kaygı verici güncel örneğidir. Bu eski ama hala varlığını sürdüren düşmanlık konusunda iki açık ipucu vardır. Birincisi Birleşik Devletler, Fransa ve Almanya gibi ülkelerin başka türlü ?dinsiz? ve hoşgörülü vatandaşları, şu anda yaşlı demokrasilerde kalıcı durumda olan ve sayıları giderek artan Müslümanlara ? sadece Avrupa Birliği?nde 20 milyondan fazla ? karşı tamamiyle hoşlanmama, derin şüphe ve hatta cani kavgacılık tavrı göstermektedirler; bu da hoşgörülü seküleristlerin peçe takılması, helal et, prensiplerinden dönmeme konusunda konuşmalar ve şiddet içeren şehitlikle karşılaştıklarında sanki kaçamak cevaplar vermeleri ya da bağnazlaşmaları gibidir. Diğer bir ipucu ise Arapça, Farsça ve Türkçe konuşulan toplumlarda ?sekülerizm? teriminin sürekli alevlendirdiği öfkeli bir tartışmadır. Arapça?da seküler, sekülerite ya da sekülerizmi tanımlayacak bir terimin olmayışı önemli eksikliktir. Fransızca laisizm terimine bir karşılık olarak seçilen yeni sözcük ?alemeniye?, ilk olarak 19. yüzyılın sonunda Lübnanlı Hıristiyan araştırmacı Butros El-Bustani?nin sözlüğünde kullanılmıştır. Alemeniye, alem?den (dünya) türetilmiştir zira kelime tercümesi olan la-diniye (dinsizlik), kendileri için maddi ve manevi olan arasındaki ayrım (İslam; din ve devlettir ilkesi gereğince) gerçekten düşünülemez olan Müslümanlar tarafından tamamen reddedilmiştir.

?Sekülerizm? terimi yalnızca etimolojik sebeplerden değil aynı zamanda ? sözümona dünyaya ve açıklığın kendisine açılan ? seküler Avrupalıların normal olarak, Hıristiyanların yeni Müslüman olmuş Arapları vebadan çok az daha iyi olarak algıladıkları zamanlara uzanan, Müslüman karşıtı önyargılar beslemesinden dolayı çoğu Müslümanın kulaklarında sonradan bir hakaret halini aldı. Özellikle Osmanlı imparatorluğunun Hıristiyan Avrupa?nın Balkan bölgelerinde hakimiyet kurmasıyla, ?seküler? ve ?sekülerizasyon? gibi kelimeler ?medeniyet?e karşı tehlikeli bir nefret duyan ve çoğunlukla bir bellum contra barbaros (barbarlara karşı savaş) ile karşılanması gereken kötü Türklere karşı verilen mücadelelerle iç içe olmuştur. Voltaire?nin Muhammed?e büyük bir siyasi düşünürlük ile dini masallarla ruhları esir eden bir prototip dolandırıcı arasında bir muamele göstermekte tereddüt etmesi gibi zaman zaman bu önyargılar değişkenlik ve yumuşama göstermiştir. Ve yeni sekülerite dilini konuşanlar bazen Osmanlı?nın dini azınlıklara hoşgörüsüne dikkat çekmiş ve İslam dünyasının süslü renkler ve muhteşem kumaşlar, hasırın üstünde oturup yemek yiyen erkeğin egemenliğinde yaşayan peçeli kadınlar altın, gümüş ve mermer dekorasyonlu saraylar, artan fakirliği sadece tüm bu cazibeyi yükseltiyor gibi görünen bir dünya, kendi belirtilerini dünyanın geri kalanına kapatan bir yaşamın harika hayali olarak resmedilen sözümona ?egzotik? nitelikleri hakkında meraklarını ifade etmiştir. İslam dünyasına verilen bu ayrıcalıklar çoğunlukla temsiliydi; zira Müslümanlara karşı genelde çirkin bir düşmanlığın dostane gülüşleri olarak tipik bir işlev görmüşlerdi. Yeni model sekülerizm doktrinine sarılanlara kağıt üstünde kolaylıkla yok edilebilecek hayali Müslümanları hedef alan ?galip hayal gücünü yoksayma? (R.W. Southern) üzerinde özgür bir hükümranlık verilmişti. İslam dünyası ayrıca hile ya da şiddet yoluyla Hıristiyanlığın yararına kulanılacak lüks şeylerin ? fildişi, değerli kumaşlar, baharatlar, mineraller, zeytinyağı ? gerçek kaynağı muamelesi görmüştür. İsa?nın mesajını duyma ve Batı tarzı seküleritenin faydalarını paylaşma ayrıcalığından uzak oldukları için ne oldukları söylenen paganlara yapılan zulüme genellikle son verilmesini isteyerek ? Siyonistlerin ve Filistinlilerin İsa?nın öğretilerini benimseyerek beraberce uyum içinde yaşamaya duydukları ihtiyacın ahlaki yönlerini açıklayan son gün Ulster rahibini andıran saçma bir barış çağrısı ? taviz verme taraftarı olanlar da vardı.

Bugün İslam?a ? bizatihi kelime baskı, şiddet, yoksayma, kadından nefret etme, fanatizm, ulsulararası komplo çağrışımları yapmaktadır ? karşı ?seküler? düşmanlık ve eski İslam satanizmi temasının açıkça yeniden ifade edilmesi ve çeşitlemesidir çok sayıda çağdaş Müslüman uzmanın sekülerizmin açık idealine niçin güvenmediklerini ya da onu reddettiklerini açıklamaya yardım etmektedir. Türkiye?nin önde gelen İslamcılarından Ali Bulaç, Avrupalıların seküleriteden konuşurken küstah ve gururlu oldukları şeklindeki yaygın izlenimi ve bunun Müslümanların yalnızca, dini terk etmek dahil, Batı?nın çizdiği yolu takip ederek ilerleyeceğini düşünen ikiyüzlü kimseler için daima bir örtü olduğunu tekrarlayarak kısa bir süre önce bana ?Sekülerizmin Tanrıyı taklid eden Şeytan? olduğunu söylemişti. Muhammed Mehdi Şemseddin ve Raşit Gannuşi gibi bazı İslamcı uzmanlar Avrupa bağlamında sekülerizm doktrininin Hıristiyan köktenciliğinin uysallaştırılmasına ve uygarlık ile güç paylaşımı değerlerinin beslenmesine kesinlikle yardım ettiğini kabul etmektedirler. Ancak 20. yüzyıl İslam dünyasındaki sekülerizasyon girişiminin diktatörlük, devlet zorlamalı din, insani ve sivil hakların ihlali ile sivil toplumun zayıflaması ya da tamamen yıkılması sonuçlarına yol açtığında da ısrarlıdırlar. Sekülerite tek kelimeyle Müslümanları küçük düşürmesiyle ? Kuveyt, Cezayir ve Filistin?de Batı?nın çifte standardı ile, komprador yönetimlerin kuralsız despotluğuyla, ve Amerika önderliğindeki Batı?nın ekonomik, teknolojik, politik, kültürel ve askeri gücü tarafından ezilmek şeklindeki daimi tehdit vasıtasıyla aşağılamıştır ? ün kazanmıştır.

Fas?tan Mindanao adalarına kadar uzanan coğrafi hilalde, sekülerizme karşı militan İslami karşı çıkış Batı?yı anlaşılır şekilde endişelendirmektedir. Maddi şanslar yüksektir ve hadiselerce test edilmemiş olsa da sekülerizm karşıtlığının uysal şekilde güç paylaşımı yerine kanlı iktidar mücadelesine örtü olduğunu ispatlayacağı endişesi keskinliğini sürdürmektedir. Kaygıların merkezi Hama?dır ? sekülerizmin silahlı güçlerinin düşmanlarını kan banyosunda boğdukları zaman ne olacağına dair dehşetli bir sembol, konuşulmamış olsa da korkuyla hatırlanan, Suriye?de bir kasabanın adı. Yaşlı demokrasilerde yaşayan vatandaşlar için böyle bir savaş; sekülerizmin şiddetli hoşgörüsüzlüğü barındırdığının ve daha genel olarak dini tepkinin, kutsalın geri dönüşünün ve siyasi ve sosyal hayatta sekülerlikten uzaklaşıldığının öne çıktığı bir zamanda yaşadığımızın bir hatırlatıcısı işlevi görmelidir.

Çok az sayıda uzmanın, - Reinhold Bernhardt?ın Zwischen Grossenwahn, Fanatismus und Bekennermut, Gilles Keppel?in La Revanche de Dieu ve Ronald Thiemann?ın Religion and Public Life adlı çalışmaları yakın zamandaki istisnalardır ? hayal gücüne dayanarak bu eğilimlerin yanlışlığını göstermesi tuhaf bir durumdur. Halkın yoksayılması ya da önemlerinin özellikle sert seküleristler tarafından açıkça inkar edilmesi de çok yaygındır. Ancak, sekülerizmin engelleyici etkileri hakkında;gerçek kamuoyu hoşnutluksuzluğunun boşlukları, dinin susturulması ve şahsileştirilmesi hikayelerinden kurtulmuş yeni bir siyasi felsefe çağrıları; ve sivil toplum örgütleri, hükümet çevreleri ve mahkemelerde, inanmayanların ve inananların tercihlerini aynı şekilde barındıracak, yeni siyasi uzlaşmalar ? çalışanların bayram ve ibadet zamanı koşulları, inananların bazı sivil yasalardan muafiyeti, Müslüman okullarının Britanya?daki devlet kontrolü dışındaki gönüllü destekli sektöre alınması önerisi ? şekillendirmek için pratik çabalar her yerde bulunabilir. Burada sekülerizmin sınırları hakkında kışkırtıcı yeni bir soru gündeme gelmektedir: Bir yüzyıl sonra bile çoğu demokrasinin üstüne titrediği ve gerçekte çatışma üretici bir ideoloji olan 19. yüzyıl sekülerizm doktrini demokrasi hatırına bir balondan yüklerin atılması gibi atılmalı mıdır? ?Kilise? ve ?devlet? terimleri dini uygulamaların ve devlet düzenlemesine tabi ahlakın artan farklılığı ile başa çıkabilmek için yeterli kompleksliğe sahip olmaması nedeniyle, son sorulanın anlamı sekülerizmden miras alınan kilise ve devlet kategorileri, uyumlu fikir ?ayrılma? ile birlikte, terk edilmeli midir? Buradan itibaren dini ele almak için evrensel ilkeler (sekülerizm gibi) aramayı bırakmalı mıyız? Bunun yerine, özel şartlarda doğan sekülerizm ve dini söylev dahil tüm ahlakları tanıyan contekste bağlı yargılara, dindarları bulutlarla çiftleşen ve seküleristlere denk canavarlar büyüten Ixion gibi gören sekülerist görüşe ve böylece şimdi ihtiyaç duyulan inananlar-inanmayanlar desekülerize edilmiş uzlaşmasına mı öncelik vermeliyiz? Yani, inananların ve inanmayanların aynı derecede özgürlüğünü ? evrenselcilik iddiaları artık güvenilir olmayan bir doktrinin ürettiği adaletsizlikten halihazırda yakınanlara özel bir önem vermek suretiyle ? son haddine getirmek için yeni yollar aramaktan başka bir seçeneğimiz kalmamış mıdır?

[i] ?Almanca zamanın ruhu anlamına gelen ve metafizik ya da tarih felsefesinde, fikirlerin, eğilim ya da yönelimlerin, felsefeyle toplumsal yapının, iktisat anlayışıyla siyasi yapının, bir kültürün belli bir çağdaki durumunu ve düzeyini belirleyen, bileşkesini anlatmak üzere kullanılan terim. Bu doğalcı yaklaşım, olayları belirleyen, yönlendiren ve denetleyen şeyin, içinde bulunulan ekonomik, siyasi ve entelektüel koşullar veya Zeitgeist olduğunu söylediği için, tarihi daha çok yaratıcı insanların yaptığını söyleyen büyük adam teorisinin kişiselci yaklaşımına karşıttır.?, D. Özlem, Metinlerle Hermeneutik (Yorumbilgisi) Dersleri, 2. baskı, İstanbul, 1996, Ahmet Cevizci, Paradigma Yayınları, 6. Basım: İstanbul, 2000, s. 127. (çev. Notu).

*Sivil toplum ve devlet ilişkileri alanındaki araştırmalarıyla ün kazanmış bir siyaset kuramcısı.

Bu makale Gürkan Bayır tarafından TİMETURK.com için tercüme edilmiştir.

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın