Ferhat Kentel'in Taraf'ta yayınlanan yazısı da bu araştırmanın anlamı ve sonuçları üzerinde düşünmek için iyi bir fırsat; İşte o yazısı..
Bir araştırma ve Kürtlerin çığlığını duymak...
Geçtiğimiz haftalarda GENAR Araştırma Şirketinin İnsani Yardım Vakfı (İHH) adına gerekleştirdiği (ve benim de Ali Bulaç?la birlikte ?danışmanlığını? yaptığım) ?Doğu ve Güneydoğu Anadolu Yoksulluk ve Sosyal Durum Araştırması?nın sonuçları kamuoyu ile paylaşıldı. Ancak çok fazla veri taşıyan bu araştırma medyanın elinde derinliğini kaybetti... Birçok yayın organı, aslında adında ?yoksulluk ve sosyal durum? ibareleri geçse de, ?Kürt meselesi? ile ilgili olduğu herkesin malumu olan ve tam da bu yüzden herkesin ilgisini çeken araştırmada ?Kürt meselesi?ni görmemek için her türlü manipülasyona başvurdu. ?Mesele?nin karmaşık ve asla tek boyuta indirgenmemesi gerektiğine işaret eden araştırma bulgularının içinden Kürt boyutu görünmez kılındı. Bütün mesele ?ekonomik? ve ?işsizlik? boyutu etrafında özetlendi. Hatta bazı gazeteler karmaşıklığın ve meselenin zorluğunu tamamen hiçe sayarak, araştırmayı adeta siyaset-çilerin ?rating?ini ölçen bir kamuoyu yoklamasına, hatta ?kamuoyu? inşa etme işlevine indirgedi.
Bir ayağı Doğu ve Güneydoğu?da, diğer ayağı Doğu ve Güneydoğu?dan göç etmiş olan insanlarla Batı illerinde yapılan, yani hem Kürtler hem de Türkler ve diğer etnik kökenden insanlarla yapılan araştırmanın örnekleminin bu heterojen yapısının göz ardı edilmesi bu indirgemeciliğin işini kolaylaştırdı. Kamuoyunda yürütülen tartışmalarda incelenen kitlenin sadece Kürtlerden oluştuğu varsayımından hareket edildi. Ve meselenin ?Kürt sorunu? olmadığı, bütün meselenin ?ekonomik? olduğu bizzat Kürtlere ?söyletilmiş? oldu.
Diğer yandan, araştırmada kullanılan çoklu araştırma teknikleri gözardı edildi. Hem niceliksel (anket) hem de niteliksel (grup tartışmaları ve derinlemesine görüşmeler) yöntemlerin sağladığı çoğul bilgi yerine, sadece anketlerden derlenen bulgular öne çıkarıldı. Ancak rakamlarla ?ikna olan?, bilimselliği sadece rakamlarda gören ve topluma ?mühendis? gözlükleriyle bakan bir medya anlayışı, anket bulgularını bütünselliğinden kopararak, toplanan diğer bulguları gözardı etti.
Oysa bu araştırma sunulurken, önemli bir vurgu yapılmıştı: Mesele karışıktı ve hiçbir boyutun gözardı edilmemesi gerekiyordu. Araştırmada kullanılan farklı yöntemler tam da bu karmaşıklığı yansıtacak şekilde bilgi toplanmasına izin verirken, ?gerçekleşen araştırma?ya kıyasla ?medyanın kullandığı araştırma? adeta söz konusu medya organlarının kafalarındaki kabulleri ispat etmek için gerekçe haline geldi. Şimdi bu indirgemeciliğin örttüğü araştırmaya bir daha bakalım.
SORUN EKONOMİK Mİ?
Örneklemi daha dar olan Batı illerinin yanı sıra, araştırmanın önemli ayağı hem Doğu Anadolu bölgesinde hem Güneydoğu Anadolu bölgesinde yapıldı. Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı Güneydoğu ?adı konamayan? (ya da sürekli gerilim konusu olan ve çarpıtılan) sorunun esas olarak yaşandığı yani yoksulluğun yanı sıra köyleri yakılan, zorla göç ettirilen, onurları yıkılan, hayat kaynaklarını giderek kaybeden insanların bölgesi. Öncelikle o çok ?cazip? oranların rakamlarına bakalım. Evet, araştırmaya göre, sorunun bileşenleri arasında en can yakıcı olanı, en kolay gözlemlenebileni tabii ki ekonomik boyut. Anketi cevaplandıranların kökenlerine bakmadan ele alındığında, Doğu ve Güneydoğu?da kitlenin yüzde 55?i ilk sıraya ?işsizlik? sorununu koyuyor. Annesi Kürt olanlar (toplam kitle içinde yüzde 57) veya babası Kürt olanlar (toplam kitle içinde yüzde 57) için de benzer bir durum söz konusu. Hatta annesi ve/veya babası Kürt olan bu kişiler (toplam kitlenin yüzde 60?ı) arasında ekonomik sorunu ilk sıraya koyanlar yüzde 58?e çıkıyor. Ancak bir araştırmayı bütünüyle okumak demek, niteliksel veriler bir yana, en azından bütün rakamlara bakmak demek ve araştırmanın medya tarafından tüketilen rakamlarında gözönüne alınmayan ikinci, üçüncü ve daha sonraki sıralarında ortaya çıkan rakamları da ciddiye almak demek... Örneğin 2512 kişiden oluşan kitle içinde ?işsizlik? sorununu herhangi bir sırada dile getirenlerin sayısı 2507... Yani neredeyse kitlenin tamamına (yüzde 99,8) yakın bir sayı... Anne veya babası Kürt olan 1498 kişi arasında işsizliği herhangi bir sırada dile getirenlerin oranı da yüzde 100?e yakın. Hem genel kitle içinde hem de Kürtler arasında ?yoksulluğu? benzer şekilde herhangi bir sırada dile getirenlerin oranı da yüzde 100?e yakın...
Yani buraya kadar sunulan rakamlar, meseleye zorla ?ekonomik? adını koymaya çalışanların kolaylıkla sahiplenebilecekleri bir manzara sunuyor. Yani Kürtler de meseleyi ?ekonomik? olarak koyuyorlar. Ancak manzaranın devamı var. Aynı soruda dile getirilen başka ?sorunlara? baktığımız zaman ?etnik ayrımcılık? ve ?kültürel ayrımcılık? yapıldığını, ?Kürt kimliğinin yok sayıldığını? düşünen Kürtler?in oranı her birinde yüzde 89?u buluyor. Yani araştırma yapılan kitle ?Kürt kimliği?ne ilişkin bir sorun olduğunu dile getiriyor. Ek olarak, ?terör/şiddet? sorunu olduğunu düşünenleri ele alalım. Genel kitlenin yüzde 86?sı, Kürtlerin yüzde 84?ü bu soruna sıralamanın herhangi bir yerinde işaret ediyor. Ve genel kitlenin yüzde 47?sinin, Kürtlerin ise yüzde 53?ünün bu sorunu sıralamada en sona koyduğunu da belirtelim.
DUYULMAYI VE ANLAŞILMAYI BEKLEYEN KARMAŞIKLIK
Sorunun tespiti ve görüşülen kişiler tarafından nasıl adlandırıldığıyla ilgili bir başka benzer soruda da Kürtler tarafından sorunun sırasıyla ?ekonomik? olduğu (yüzde 60), ?Kürt sorunu? olduğu (yüzde 17), ?demokrasi ve insan hakları? sorunu olduğu (yüzde 6), ?terör sorunu? olduğu (yüzde 4) belirtiliyor. Ancak yüzde 3?lük bir kesim ise ?bölgede Kürt var ama Kürt sorunu yoktur? şıkkını işaretliyor. Yani bu kadar net bir ifadeye dayanarak, tersten şu da söylenebilir: Kürtlerin yüzde 97?si bölgede ?Kürt sorununun olduğunu? düşünüyor!
Yani bu rakamlar yığınından çıkan sonuç şu: Sadece sıralamada farklılıklar ortaya çıkmasına rağmen, adı konamayan mesele hakkında bütün varsayımlar doğru... Yani rakamlara her şeyi söyletmek mümkün ancak sıralamada göreli olarak alta düşen gerçeklik algısı, o gerçekliğin ?olmadığı? anlamına gelmiyor. En azından, örneğin, Doğu ve Güneydoğu genelinde ?bölgeye hiçbir yatırım yapılmadı? diyenlerin oranı yüzde 74 iken, Kürtlerde bu oranın yüzde 82?ye çıkması, yaşanan farklı tecrübelerin farklı kimlik tezahürlerine yol açabileceğini gösteriyor. Bir bakıma herkesin ekonomik sorunu var ama Kürtlerin yaşadığı ekonomik sorunun sadece ?ekonomik? olarak kalamayacağı, bunun ayrımcılıkla bağlantısının kurulabileceği görülüyor.
Sorun ya da Doğu-Güneydoğu gerçeği farklı katmanlardan oluşmaktadır. Hiçbir sorun sadece ?ekonomik? ya da ?kimlik? sorunuyla açıklanabilecek basitlikte değildir. İnsanlar ellerinde bulunan imkânlarla karşılarında buldukları ya da içinde bulundukları dünyaya cevaplar vermeye çalışmaktadırlar. Karşıdaki dünya -modernist, otoriter, milliyetçi- yaptırımcı bir dünyadır. Ancak bu insanlar bu dünyanın içinde olsalar da aynı zamanda başka bir dünyanın da içindedirler. Bu dünya geleneksel anlam dünyasıdır. İçinde İslamî öğeler bulunan ama asla sadece bu öğelerden beslenmeyen, hatta bu öğeleri farklı geleneklerle, farklı tecrübelerle yeniden yorumlayan bir dünyadır. Gelenekleriyle, yoksulluklarıyla, talep ettikleri kimlikleriyle ?kendilerine ait? bir anlam dünyasına sahip bu kitle aynı zamanda dünyayla hemhal olan ve hatta belki de tam da bu yüzden, farklılıklarını, içine düştükleri ötekileşmiş konumu daha da fazla beslemektedirler.
Güneydoğu?luların ve Kürtlerin Batıdakilerden daha ?mutsuz? olduğunu gösteren oranları, can alıcı ?sosyal adalet? sorununu gündeme getirmektedir. İnsanların kültürel kimliklerine yaptıkları vurgu, yaşanan ?ekonomik ayrımcılık? tespitiyle daha da yoğunlaşmaktadır. Bu sadece bölgeler arası bir karşılaştırma değildir. Bölge içinde de farklı kesimler farklı değerlendirmeler yapmaktadır. Başka bir deyişle bunlar uçurumun artmakta olduğuna dair ipuçlarıdır.
Güneydoğu-yoksulluk-işsizlik-terör-Kürt sorunu sadece Güneydoğu ile sınırlı bir sorun değildir. Güneydoğu?da her anlamda yaşanan güvensizlik ve süren şiddet ortamının yarattığı travma, karmaşık bir sorun bölge dışına taşmakta ve beraberinde dönüşüm geçiren sorunları da büyük şehirlere taşımaktadır. Göç başka bir hale radikal bir geçiştir ve yarattığı sonuçların da radikal olacağını tahmin etmek zor değildir...
Rakamların ötesinde ya da rakamlarla birlikte niteliksel verilere de bakmak gerekiyor. Grup tartışmaları ve derinlemesine görüşmelerden elde edilen bu veriler niceliksel anket tekniğinin gösteremediği yoğunlukları ve derinlikleri, sunulan üç-beş şıkka sığmayan karmaşıklığı göstermesi bakımından önem taşıyor. İşte araştırmanın topladığı bu veriler ?ekonomik? boyutun ?etnik-kültürel kimlik? boyutuyla ilişkisini gösteriyor.
?KİMLİĞİMİ GÖRMEZSEN BİR ŞEY ANLAYAMAZSIN!?
Doğu?da ve Güneydoğu?da ?işsizlik? ve ?yoksulluk? gibi ekonomik sorunların yanında bir ?kimlik? sorunu vardır. Ve kitlenin önemli bir kesimi bu meseleye kilitlenmiş durumdadır. Kangren olmuş bir kimlik meselesi yok sayıldıkça, Kürtlerin hayata başka türlü bakmaları ve ?normalleşmeleri? mümkün görünmemektedir.
Örneğin, derinlemesine görüşmelerde bölgedeki ?geri kalmışlığın nedenleri? sorulduğunda, görüşmecilerin çoğunluğu, bölgenin ?geri bıraktırılmış? olduğuna vurgu yapmış; geriliğin ?iktidarların cumhuriyetin kuruluşundan beri ayrımcı yönetimlerinden, yanlı politikalarından kaynaklandığını? belirtmişlerdir. Buna bağlı olarak, ?tek tip ulus inşası mantığı, bölünme paranoyası altında verilen sözler tutulmamış; çıkan Kürt isyanları bahane edilerek bölge özellikle geri bıraktırılmış; Kürtler ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmüştür.? ?Geri bıraktırılmışlığın? kökenlerini tarihte (ulusun inşasında) bulanların dışında, başka görüşmeciler bugüne kadar uzanan siyasal süreçlerin bıraktığı derin izleri dile getirmişlerdir. Örneğin, ?halkı bilinçlendirmek için değil, bastırmak için bölgeye gönderilen yöneticiler bölgeye önyargılı gelmiş?, ?bölge halkı terörist muamelesi görerek adalet mekanizmasından pozitif olarak faydalanamamıştır.?
Yani evet, bölgede insanların neredeyse tamamı sorunda ?ekonomik? boyutu ilk elde dile getirmektedirler. Ancak bu sorun devletin Kürtlere bakışıyla doğrudan ilgilidir ve bu yüzden ?ekonomik sorun? aynı zamanda ?kimlik sorunu?dur. Görünen sorun olarak ekonomik sorunu devletin kimlik politikaları üretmiştir. Çünkü tarımın bitmesi, topraktan kopan insanların daha da yoksullaşması göçten ve tabii ki ?zorunlu göç?ten ötürüdür. Görüşülen kişilere göre, bölgede tabii ki ?terör? vardır. Ve tabii ki ancak ?barış?la terör sorunu çözülür ve ancak o zaman ?istihdam? sorunu çözülür. Yani ?ekonomi ve Kürt sorunu birbirini destekleyen, birbirinin neden ve sonucu olan iki sorundur?. Dolayısıyla, ?bir yandan ekonomik önlemlerin alınması, yatırımların artırılması, işverenlerin teşvik edilmesi ve istihdam sağlanması gerekirken, diğer yandan Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesi, Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınması, anadilin yaygınlaştırılması, kamusal alanda kullanılması ve halk mağdur edilmeden güvenliğin sağlanması? gerekmektedir.
Araştırmanın niteliksel bulgularına göre, mesele en başta bir ?tanınma? talebi ve devletin halkıyla barışması çağrısı taşımaktadır. Sorunun ?ne? olduğuna dair ?yukarıdan aşağıya yapılacak bütün tanım dayatmaları, çözümsüzlüğü daha kuvvetlendirecektir.? Sorunun açıkça tartışılması, bunun için de ?demokratik ortam?ın tesisi gerekmektedir. Ve sorun ?sadece Kürt sorunu da değildir?; bütün ülkeye yayılan ve ?Kürt sorunundan dolayı oluşan güç odaklarının yarattığı psikolojik, fiziksel baskı? söz konusudur. Başka bir deyişle, ?sadece Kürtlerin sorunu olmayan ve etnik, kültürel, siyasi, ekonomik sorunların hepsini kapsayan bir Kürt sorunu? söz konusudur.?
Kısaca, Kürt meselesini ?ekonomik? olarak tanımlayıp, bunun yanı sıra ?terör? meselesine askeri çözümlerle yaklaşıldığı sürece, sadece ?çaresiz bir Kürt kimliğinin? inşasına katkıda bulunulmaktadır ve bu çaresizlik tüm Türkiye?ye yayılmakta ve mesele aynı zamanda bir ?Türk meselesi? haline gelmektedir.
Sonuç olarak, insan bütüncüldür. Modernist aklın ve onun çeşitli siyasal ya da medya versiyonlarının o insanı parçalama, kategorize etme çabalarına rağmen, insan çoğulluğuyla vardır. Şimdiye kadar toplum içinde kimliklerinden ötürü marjinalleştirilmiş olan Kürtler de bu çoğulluğun kimliğini ve dilini taşımaktadırlar.