DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

DOLAR

15,8769 ₺

EURO

16,8435 ₺

ALTIN

942,56 ₺

BİST

2.372,35 ₺

Türkiye modeli geriliyor mu?

AK Parti?yi örnek edinen Fas?taki AKP, Türkiye modelinden vazgeçti ve liders Sadeddin Osmani?ni yerine bin Keyran?ı getirdi.

23.10.2008 07:54:00

 

Hüsam Temmam* 

Fas?taki Adalet ve Kalkınma Partisi?nin tanık olduğu dönüşümler, önemli soruların sorulmasına yol açarken bu partiyle ilgili gelişmeler, ülke sınırlarını aşan bir değişime şahit olunduğunu gösteriyor.

***

Parti tabanının 2008 Temmuzu?ndaki son seçimlerinde Partinin Genel Sekreteri Sadeddin Osmani?ye karşı oy kullanması ve onu koltuğundan ederek yerine Abdülilah bin Keyran?ı getirmesi, parti yetkililerinin öteden beri övündükleri demokratik olmayan bir ülkede parti içi demokrasiyi uygulayabilen tek İslami Parti düşüncesinin de ötesine geçen bir olguyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Böyle bir gelişmeyi, tabanın iki dönem partiye liderlik eden ve on seneden fazla partinin başında kalan (1998-2008) Sadeddin Osmani?yi değiştirme hevesi olarak görmek de yanlış olur. 2007 Eylülü?ndeki seçimlerde, herkes AKP?nin birinci parti olacağını tahmin ederken partinin iktidar partisi İstiklal?in ardından ikinci sıraya yerleşerek yaşadığı başarısızlık ve liderin vaatlerini yerine getirememesi üzerine tabanın liderini cezalandırması olarak da görülmemelidir.

Osmani?nin aldığı yenilgi, bazı parti yetkililerinin ifade etmeyi tercih ettiği gibi partinin iç işleyişiyle ilgili olarak Osmani?yi destekleyen ekibin son anda bu desteğini çekmesi ya da Osmani?nin kendisine yöneltilen suçlamalara cevap vermeyi reddetmesiyle de alakalı değildir, çünkü bu suçlamalar doğrudan Osmani?nin şahsını hedef aldığı ve onu diktatörlükle suçladığı için karşılıksız bırakılması düşünülemez.

*** 

Analizcilerin zikrettiği neden ve yorumların yeterli olmadığını, bu yorumların asıl değinilmesi gereken parti tabanında ve tercih edilen siyasi modeldeki değişimle ilgili konulara değinmemesi nedeniyle eksik kaldığını düşünüyoruz.

?Osmani?nin kaybı ve Bin Keyran?ın kazanması, Arap dünyasının batısındaki önde gelen İslami Partilerden biri olan Fas AKP?sinin tabanının siyasi tasavvurunun dönüşümüne işaret ediyor? şeklindeki bir yorumu mümkün kılacak bir çok şey vardır. Osmani?yle bin Keyran arasında yapılacak basit bir karşılaştırma, her halükarda aslında Osmani?nin lehine sonuçlanması gerekiyordu. Osmani, siyasi ve partisel tecrübesinin yanı sıra sahip olduğu İslami bilgi birikimi nedeniyle de başarının dinamiklerini elinde tutan bir insandı.

Kişiliği açısından bakıldığında son derece sakin ve dengeli bir kişiliği vardı. İnsanlarla iç içe ve konuşmayı seven bir yapıya sahipti. Rakipleri bile bu yönleriyle onu takdir ederdi. Gerek parti içinde gerekse diğer İslami hareketlerde (Tevhid ve Islah gibi) bulunan rakipleri arasında bile kendine yer edinmiş bir kişilikti. 2003 Mayısı?nda parti olarak kendilerine terör suçlamalarının yoğunlaştığı bir dönemde gerek diğer partiler gerekse devlet aygıtı içerisinde İslami çizgisiyle bilinen Adalet ve Kalkınma Partisi?ni yok etmek isteyen fanatik laiklerin düzenledikleri kampanyaların meydana getirdiği sıkıntıların aşılmasında da büyük katkısı olmuştur. Osmani, yürüttüğü dingin ve açık siyasetle Saray?ın partiye olan güvenini yeniden kazanmasına ve devlet içerisindeki itidal yanlısı kişilerin desteklenmesinde önemli rol oynamıştı.

Osmani ayrıca, Mağrip ülkeleri içerisindeki en tesirli parti olarak devlet mekanizmasında, araştırma kuruluşlarında partiyle ilgili mutedil tablolar sunmayı başarmıştı. Başta Fransa, İspanya ve ABD olmak üzere birçok Batılı ülke Fas AKP?sini Türkiye?deki Ak Parti?yle birlikte Batı?nın güvenini kazanması ve ülkeyi yönetmeye ehliyetiyle diğer İslam ülkelerine örnek olabilecek bir model olarak sunmayı başarmıştı. 

Osmani?nin kişiliğinin tersine bin Keyran, partinin en önde gelen lideri olmasına ve hatta partinin fiili kurucularından, partinin kurulma düşüncesinin fikir babası ve Mağrip bölgesindeki İslami hareketlerin en önde gelen bir lideri olmasına rağmen aslında üzerinde tartışılan ve ismi üzerinde konsensusun oluşmadığı bir kişilikti.

Tepkisel ve duygusal bir şahsiyete sahip olan Bin Keyran, gerek partisi içerisinde gerekse Fas?taki genel siyasi yaşam içerisinde bitmek bilmez kavgaların mimarı bir şahsiyettir. Siyasi söylemi çatışmacıdır, çabuk kızan bir kişiliğe sahiptir. İlişkilerinde kesinlik ve açıklığa sahip olması bir avantaj gibi görünse de manevra şansı tanımaması nedeniyle hem kendisini hem de partisini sık sık zor duruma sokmaktadır. Bu nedenle de gerek siyasi arenada gerekse yönetim mekanizmasında düşmanlar edinmektedir. Bu kişiliği nedeniyle sadece kendi partisi içinde değil aynı zamanda başka İslami hareket ve cemaatlerle da ihtilaf yaşamaktadır. Tüm bu nedenlerden dolayı bin Keyran, üzerinde tartışmaların olduğu ve bir türlü ismi üzerinde konsensusun sağlanamadığı bir kişiliktir. Belki de Tevhit ve Islah hareketiyle birlikte Parti?yi oluşturan en önemli unsurlardan ikincisi olan el-Müstakbel Derneği temsilcileri tarafından reddedilişinin nedeni de bu olsa gerektir.

Sürekli olarak medyanın ilgi odağı olmasına ve sürekli manşetlere çıkmasına rağmen farklı eğilimlere sahip basın ve medya kuruluşlarının hiç birisiyle sağlıklı ilişkiler geliştirememiştir. Güçlü zekâsına ve İslami hareketle ilgili yaptığı büyük fikri ve siyasi tercihlere rağmen Bin Keyran?ın düşünce dünyasıyla olan ilişkisi de pekiyi değildir. Osmani?nin sahip olduğu entelektüel-siyasi derinliğe ve dinginliğe sahip olmadığı gibi tutarlı bir fikri ve siyasi yapı inşa etmeye de sabrı yoktur. O daha çok ateşli söylemi ve karizmasıyla halkları hareket geçirecek siyasi liderlere daha yakın durmaktadır.

 ***

Tüm bu nedenlerden dolayı Osmani?yi deviren gelişmelerin sonuçlarını anlayabilme çabasının biraz da; Fas?taki parti yapısı Türkiye?dekinden çok daha eski olmasına rağmen, Türkiye?deki AK Parti?yi kendisine model alan Osmani?nin de içinde olduğu partinin çizgisine, fikri ve siyasi tutumuna yönelmesi gerekir. Özetle Fas?taki Adalet ve Kalkınma Partisi?nin tabanı, aslında Türkiye?deki modele karşıydı ve gösterdiği tavır da Fas?ın durumunun Türkiye?nin durumundan çok farklı olması hasebiyle bu farklılığın göz önüne alınmadan buraya uyarlanmaya çalışılmasına bir tepkiydi. 

***

Osmani aslında bir kısmı, partisinin geçmekte olduğu şartlarla ilgili bir kısmı da şahsi tabiatıyla ilgili olan bazı hatalar yapmıştı. O, sopayı ortasından tutan, dingin tavra ve mantıklı bir yaklaşıma sahip, olaylara teenniyle yaklaşan dengeli bir insandı. 2003 yılındaki terör saldırılarının ardından böyle bir yaklaşım gerekliydi ve Osmani?nin bu dönemin sıkıntılarının aşılmasında kişiliğiyle önemli katkılarda bulunmuştu. Ancak Osmani?nin vakıanın değişiminde bunu sabit bir unsur olarak görmesi ve o dönemki uzlaşmacı siyasetini sonra da sürdürmesi, AKP?yi partinin en akılcı adamlarının uygun görmediği bir tavır içerisinde gösterdi. Ayrıca partinin bu tutumu, Arap ve İslam dünyasında liderlerinden güç alan ve manevra yapabilecek esnek alanlarda değil de doğrudan çatışmaya girebilecekleri bir mücadele sahasında at koşturmaya daha yatkın olan diğer İslami partilere de pek uymuyordu.

Adalet ve Kalkınma Partisi, Osmani?nin bir çok tavır ve tutumuna karşı oy verdi. Ancak tabanın en çok karşı çıktığı şey ise partinin İslami kimliğinin ve bunun devamı olan İslami icraat ve söylemlerin göz ardı edilmesi oldu.

Osmani, davete ilişkin olanla siyasi olan, İslami hareketle onun bir kolu olan siyasi parti arasında bir ayrımı benimsemişti. Onun düşüncesine göre parti faaliyetleri, söylemi ve iştigal konularının doğası gereği davetle/dini faaliyetle ilişkisi olmayan siyasi bir kurum olarak partinin bağımsız olduğunu söylüyordu. Böylelikle Osmani, şer?i siyaset konusunda yazdığı bir makale aracılığıyla siyasetle din arasında ayrım yerine bu ikisinin birbirinden farklı alanlar olduğunu ifade etti. Bu yazısında Osmani, bir nebi olarak Allah Resulü?yle bir yönetici olarak peygamberi birbirinden ayırıyor, böylelikle peygamber efendimizin her iki durumdaki tutumlarının delillerinin birbirinden farklı olduğunu dile getiriyordu . Sonra bu söylediklerini vakıaya indiriyor ve parti yönetiminde İslami kimlikle doğrudan bağlantısı olan konulardan bütünüyle uzaklaşıyor ve hatta bu uzaklaşmada aşırıya giderek partinin ilgi alanını sadece Fas?la sınırlı görüyordu.

Geçtiğimiz yılın ortalarında Fas, İslami kimliğinden kaynaklanan birkaç önemli olaya şahit oldu. Patlak veren bu olaylarla ilgili Adalet ve Kalkınma Partisi?nin tavrı ya suskun kalmak ya da İslami bir niteliğe sahip olmayan partilerden bile daha cılız sesle protesto etmek ve bu konuda halkın da gerisinde kalmak oldu. İki aydan daha az bir süre içerisinde bu iki olay aynı anda vuku buldu. Birinci olay belediye idaresi Adalet ve Kalkınma Parti?ye ait tarihi başkent olan Miknas şehrinde halka açık bir düğün töreninde aleni olarak içki içilmesiydi. Diğer olay ise halkı dindarlığıyla bilinen el-Kasru?l Kebir?de eşcinsel bir çift düğün yaptı. Bu iki olay Fas?ta halkın tepkisine neden oldu ve halk AKP?nin görmezden geldiği bu olayları protesto etti. AKP son anda protesto trenine o da utangaç bir şekilde katıldı ancak durumu kurtaramadı. 

Bu olaylarla eş zamanlı olarak İspanya Kralı provakatif bir tutumla, Fas?a ait ancak İspanya tarafından işgal edilmiş bulunan Sebte ve Melile adalarını ziyaret etti. Partinin tepkisi olay karşısında soğukkanlı davranmak ve kökleri emperyalizme karşı yıllar süren mücadeleyi desteklemeye dayanan bir İslami partiden beklenmeyecek şekilde sessiz kalmak oldu. Benzeri bir tavrı parti, Atlas dağlarında yaşayan insanlara ve bazı fakir Faslılara yönelik misyoner heyetlerinin faaliyetleri karşısında da gösterdi. Bu iki olay da, varlığını Müslümanların yaşadıkları toprakları savunmaya borçlu olan ve meşruiyetinin kaynağını büyük ölçüde buradan almış olan İslami bir parti için son derece hassas konulardı.

Adalet ve Kalkınma Partisi?nin tabanı aslında burada şahıs olarak Osmani?ye değil, Türkiye?deki AKP?yi kendisine model olarak gören Osmani?ye karşı oy verdi. Ve onun siyasi olanla dini olan arasındaki farklılıkta abartıya kaçması nedeniyle, bu yaklaşım her ne kadar ?inanan bir laiklik? de olsa, Osmani?nin parti tabanına gerçek bir laiklik olarak gelmişti. Buna ek olarak; her ne kadar vakıada uygulamasa ve dinin gereklerini yerine getirmese de, Fas?ta krallığın dini bir meşruiyet üzerine oturmuş ve ülkeyi bu meşruiyet sayesinde idare ediyor olmasına rağmen Osmani, ısrarla partisinin İslami kimliğini vurgulamaktan kaçındı. Hâlbuki ülkedeki sosyalist ve laik güçler her ne kadar ülkenin İslami kimliğine saldırmaktan imtina etseler de ülkeyi kültürel ve toplumsal olarak laikleştirmeye ve anayasaya laiklik ülkesini sokmak için bütün güçleriyle mücadele etmekteydiler.

***

Mısır gibi kimlik tartışmasının yapılmadığı, İslami kimliğin saldırılara uğramadığı ve ülkenin laikleştirilme tehlikesini yaşamadığı ülkelerde tedbirli davranma, kimlik sorununu aşan bir söylem kullanma yönündeki bir tutum makbul ve anlaşılabilir bir tutum olabilir. Nitekim Mısır, İslami kimliğin bütün toplumsal güçler tarafından kabul edildiği, saygı duyulduğu ve üzerinde konsensuste bulunduğu bir ülkedir. Ülkenin anayasası da İslami değerleri genel hatlarıyla kabul etmiş durumdadır. Bu nedenle Mısır?daki İslami hareket, kimlik sorununu gündeme getirme ya da bu kimliği kendi tekeline alma ihtiyacı hissetmemektedir. Basın da bir çok farklı tutumuna rağmen İslami değerlere saygılı olup halkın değerleriyle çatışma içerisinde değildir. Hatta rejim de kimlik konusunda İslamcılarla yarış içerisinde olup halkın teveccühünü kazanmak için bu değerlere halel getirilmesine izin vermemektedir. 

Fas?ta ise durumlar farklıdır. Burada devlet her ne kadar meşruiyetini dinden de alsa kimlik konusu toplumsal kesinliğe ulaşan bir durum olmayıp basında, kültürel ve sosyal kurumlarda, yönetim kademelerinde ve finans merkezlerinde belirli bir güce sahip olan Frankofon ve laik güçler İslam?ı ve kimlik sorununu sürekli olarak bir tartışma konusu olarak gündemde tutmaktadırlar. Hatta İslamcılar, rejimin modern tezleri kabul etmesi, Batı?ya sınırsız bir açılım talebi konusunda yaşanan çatışmalarda en zayıf taraf olmaktadır. 

***

İşte Osmani?nin tüm bu hatalarından dolayı AKP tabanı, Bin Keyran?ı bilinçli ve görmezden gelinemeyecek bir şekilde sürekli saldırılara maruz bırakılan halkın ve devletin İslami kimliğine yeniden ve daha güçlü bir şekilde vurgu yapması için partinin başına getirmiştir. Bin Keyran hareket ettiği zemini, hitap ettiği kitleyi, siyasette düşüncelerin ağırlığını iyi bilen ve sahip olduğu kimliği siyasi zemine indirebilmeyi başarabilen birisidir. Kendisi dogmatiklikten uzak ve pragmatist bir tavra sahip olsa da ilk ve son tahlilde AKP?nin ?İslami? bir parti olduğunun bilincindedir. Belirli ölçülerde mutedil de olsa, onun itidali, İslami bir zemin üzerinde gerçekleşmekte olup bunu aşmamakta ya da bu kimliğinden sıyrılınamayacağını iyi bilmektedir. Faslı seçmenin, saldırıya maruz kalan İslami kimliğini savunmayı seçebileceğinin çok iyi farkındadır. Onu seçen taban da partinin ulaşabileceği belirli sınırlar olduğunu ve bu sınırların ötesine sarayın izni olmadan geçmesinin mümkün olmadığının farkındadır.

Bin Keyran, siyasetin sadece dengeler mantığı ve sakin bir tutumla gelişemeyeceğini, gerektiğinde çatışmacı bir üslubun benimsenmesi ve seslerin yükseltilmesini gerektirdiğini de çok iyi biliyor. Bu nedenle günlük siyasi çatışmalara girmeyi bilinçli bir şekilde tercih etmekte, böyle bir şeyi bulamasa bile (tıpkı Sakrkoz?yle parlamento üzerinden yaptığı polemikte olduğu gibi) kendisi üretmektedir. Çünkü o, partilerin siyasi polemik ve çatışmalardan beslendiğini, kıymeti ne olursa olsun salt soyut düşünceler üzerinden üretilemeyeceğini bilmektedir. Seçimleri kazanıp başkanlık koltuğuna oturmasından bu yana olayların peşinde koşan değil de ona önderlik eden bir lider olmayı başarmış ve tartışmaları üreterek insanların gündeminde olmayı becerebilmiştir.

Açıkça projesinin hükümete girmek ya da koalisyona ortak olmak olduğunu belirten Bin Keyran, itidal hattından çıkmayacaktır ancak o, amacına çatışma yaratarak ulaşabileceğinin farkında olan birisidir. Düşmanlarının, dişlerini göstermediği takdirde onu kabul etmeyeceğini çok iyi biliyor. Saraya Osmani?den çok daha yakın olmasına rağmen saraya vurmaktan da çekinmemektedir. Bin Keyran?ın siyasi durumları çok iyi kavradığını ve sarayın da geçtiğimiz Eylül ayından sonra giderek bitkisel hayata girme eğilimi taşıyan siyasi hayata kan pompalayan birilerinin olmasına ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum. Ayrıca saray, siyasi alanda sarayla teması olmayan ve rejimle çatışma içerisinde olan Adalet ve İhsan Partisi gibi İslami güçlere rakip olabilecek, ancak en önemli özelliği İslami kimliğe sahip olmak olan güçlü bir rakibin varlığına gereksinim duymaktadır. Bin Keyran, başkaları bunu iyi yorumlayamasa ve bundan ürkse de rakibinin, ?İslami? olmasını istemiştir.

Kimbilir belki de hala halkının önemli bir bölümünün ne kadar fakir ve ezilmiş olduğunu bilen Bin Keyran, tabanın oylarını ayağını kendi toprakları üzerine bastığı için almıştır. Bu nedenle kurumlaşmanın henüz layıkıyla gerçekleşmediği bir devletteki siyasetin doğasını anlayan bir mantıkla siyaset yapmaktadır. O, halen bu alanda faaliyet göstermekte ve insanların güvenini ve sevgisini, sosyal hayır kurumları ve hayır faaliyetleriyle çekmeyi başarabilmektedir. Ancak siyasi faaliyetlerle dini faaliyetlerin arasındaki farka vurgu yapmak ve soyut teorilerle meşgul olan Osmani bunu görememekte ve kavrayamamaktadır. 

*** 

FAS?taki AKP?de meydana gelen değişimler, Arap dünyasında Türkiye?deki AK Parti?yi kendilerine model olarak alan İslami örgütlere ve onların liderlerine Arap dünyasındaki vakıanın farklı, Türk?ün Türk Arap?ın da Arap olduğunu ve bu ikisinin bir yerde ikinci bir işarete kadar buluşamayacağı mesajını vermektedir.

*Mısırlı İslami hareketler uzmanı gazeteci-yazar.

Bu makale İslam Özkan tarafından TİMETURK.com için tercüme edilmiştir.

 

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

Görüş Bildir Bizimle Paylaş