DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

DOLAR

18,0939 ₺

EURO

18,2542 ₺

ALTIN

1.019,21 ₺

BİST

3.020,01 ₺

Amerikan Savaş Kültürü

Güç mantığıyla yetiştirilmiş bir kültürün evlatlarına, güç tercihinin kendilerini bir felakete götüreceği yönünde bir kanıt sunmalıyız.

20.10.2008 01:16:00


Salih es-Senusi*

Amerika?daki seçim kampanyasıyla birlikte başkan adaylarının hiç birisinin görmezden gelemeyeceği bir gerçek ortaya çıktı. Bu gerçek, Amerika?nın sadece kendini savunmaya hakkı olan bir devlet değil, 20. yüzyılın başlarından itibaren girdiği savaşlarda güç yoluyla elde ettiği stratejik mevkileri elinde tutabilen ve yeni yerler işgal edebilen bir imparatorluk yapısını koruma olgusudur. Hatta bu konular üzerindeki tartışma, başkanlık koltuğuna kimin oturacağının belirleneceği her seçim randevusu yaklaştığında daha da artmaktadır.

Demokrat aday Barak Obama, kendisine yönelik güvercin suçlamasını göğüslemeye çalışmaktadır. Şayet güvercinlerden olduğu ortaya çıkarsa, onun seçimlerde kaybedecek olması, üzerinde kimsenin tartışmadığı bir husus olur. Bu nedenle Obama?nın, hiçbir şekilde McCain?in Amerikalıların gözünde, kendisinden daha şahin görünmesine izin vermemeli ya da işgal politikalarını benimsemeye ondan daha az kudretli olduğunun ima dahi edilmesine göz yummamalıdır. Bu nedenle o, Başkan Bush?un gerçekleştirdiği işgalle, ülkeyi tehdit eden büyük tehlikelerden kurtardığını söylemek durumunda kalmıştır.

Amerikan tarihinde, bizatihi savaşın kendisinin yanlış bir şey olduğunu anlamaya çağıracak bir lider henüz çıkmamıştır. Tersine bütün liderler, şayet seçilmek istiyorlarsa, hiçbir çekince olmaksızın Amerika?nın selameti ve ABD?nin çıkarı için yeryüzünde işgal edilemeyecek herhangi bir toprak olmadığını avazı çıktığı kadar bağırması gerekir. Ancak Amerikan vatandaşlarının güvenliği kavramı, başka halkların güvenliği ve huzurunu tehdit etmektedir:

Birincisi: Böyle bir güvenlik kavramı, dünyadaki başka bir ülkenin vatandaşının güvenlik kavramından tamamen farklılaşmaktadır. Çünkü bu kavram, Amerikan vatandaşının ülkesi içerisindeki güvenliğiyle ilgili olmayıp imparatorluğun zor kullanarak, yeryüzünde yaşamakta olan başka ülke insanlarının aleyhine olarak geliştirilmiştir. Halkların yeraltı ve yer üstü zenginlikleri, yönetim biçimi, silahlanma türü, denizleri, kanalları, geçitleri; işte tüm bunlar Amerikan vatandaşının stratejik güvenliğiyle ilgilidir.

Ayrıca bu halkların bağımsızlık yönünde meşru çerçevede gerçekleştirmek istedikleri en ufak bir hareket, bu ülke halkı tarafından Amerikan çıkarları Amerikalıların algısıyla öncelikler listesinin başına alınmaması durumunda, Amerikan vatandaşının güvenlik ve çıkarına saldırı olarak algılanmaktadır.

Öyleyse bu kavram açısından Amerikan vatandaşının güvenliğinin sınırları, yeryüzünün tamamını kapsamaktadır. Bu ise Avrupa emperyalist imparatorlukları döneminde yaygın olan bir anlayıştır.

İkincisi: Amerikan vatandaşının güvenliği kavramı, Amerikan karar yapıcısının tasarrufu altında üzerinde istenildiği gibi oynanan bir kavramdır. Sahip olduğu devasa teknolojik gücünü başka ülkelerin yıkımı ve tahribi için kullanmakta, başka ülkelere ani saldırılar düzenlemekte, Amerika?daki karar yapıcının bakış açısıyla yeryüzünün herhangi bir yerindeki durum ABD?ye tehdit oluşturmaya başlamışsa bir ülkeyi işgal edebilmektedir.

Bu kavrama ve bu yaklaşıma göre Amerikan başkanlığına aday olan her kişi, rakibiyle aralarındaki ihtilaflar ve farklı yaklaşımlarla ilgili ayrıntılar ne olursa olsun, Amerika?nın çıkarları ve ulusal güvenlik konularında farklı düşünmemektedir. Buna göre Beyaz Saray?a kim gelirse gelsin önünde kendisini bekleyen mutlaka bir savaş projesi bulacaktır.

McCain, kampanyasının başında Amerikalıların gerekirse Irak?ta yüz sene bile kalabileceği yönündeki açıklama yaparken belki de hiç de abartı yapmıyordu. Japonya?nın Amerikalılar tarafından işgal edilmesinin üzerinden ne kadar geçerse geçsin Amerikalılar, kendilerine direnen Japon direnişçiler tarafından öldürülmeye başlanmadığı müddetçe, hiçbir zaman bu işgallerini sorgulamaz ve yanlış yaptıklarına dair bir şey söylemezler.

Obama, rakibi McCain?in partisi olan Cumhuriyetçilerin yaptıklarına değil de bu yaptıklarını böylesine aleni ve kışkırtıcı bir şekilde yapmalarına karşı çıkmaktadır. Ancak rakibiyle, bu yapılanlarla elde edilmek istenen sonuçlar ve hedefler konusunda hiçbir şekilde farklılaşmamaktadır. O ne hırsını gizlemekte ne de Amerika?nın Irak işgalinden elde edilecek sonuçlardan en ufak bir taviz vermeye bile yanaşmamaktadır. Bu nedenle önünde McCain?le komşu olmaktan başka çare bulunmamaktadır. Irak?ta Amerikan askerlerini ziyaret ederek onları desteklemekte ve sanki bu askerler, ülkeden binlerce kilometre ötede insanları katleden varlıklar değil de sanki Alaska sınırında bir yerlerde eğitim yapan askerleri ziyaret ediyormuş gibi davranmaktadır.

Amerikan toplumunda kökleşmiş bir takım yargılara muhalefet eden ya da toplum tarafından marjinal görülen kanaatleri savunan bir kimsenin, Amerikan toplumunda başkan olabilmesi mümkün değildir. Bu kanaatler, savaşı önemsememek, kahramanlıklar peşinde koşmak ve başkalarının sorunlarını küçümsemektir.

Bu sadece Amerikan toplumuna has değerlerdir. Bu tür bir güven, kendisini başkalarına karşı güçlü kılan ya da ifadeye bile değmeyecek kadar küçük kayıplarla istediğini yapabilme imkan ve gücü elinde bulunduran Amerikan toplumunda mevcut olan bir eğilimdir. Örneğin, tarihin bu diliminde ABD?nin yaptıkları bunun en bariz kanıtıdır.

ABD?nin işgal edemeyeceği ya da işgale yeltenemeyeceği yeryüzündeki ülke sayısı bir elin parmağını geçmez.

Biz yaygın Amerikan kültürü ifadesiyle, burada yaşayan Asya, Afrika ya da Latin kökenli Amerikalıların kültürünü kastetmiyoruz. Bilakis, kültürel hayata hükmeden kriterlerin kaynağı olan kavram, değer ve anlayışları kastediyoruz. Bu anlamıyla, Amerikan kültürü aslında, asli vatanı olan Avrupa kültürünü buraya taşıyan ve daha sonra adı Amerika olarak anılacak ülkenin köşe taşlarını belirlemiş olan, pamuk tarlalarında çalıştırdıkları zenci örneğinde olduğu gibi kimisini zorla kimisini de isteyerek gelmeleri için ülkenin kapılarını başka etnik kökenden insanlara açmış beyaz ve sarışın adamın taşıyıcılığını yaptığı ilk kurucuların kültürüdür.

Öyleyse toplumda barınabilmek ve kabul edilebilir bir kültür ve yaşantıya sahip olabilmek için; güç, işgal, ceberrutluğu esas alan ve başkalarının değerlerini hor gören bir bakış açısına sahip olmalıdır.

ABD, Avrupa?dan özgür dünyanın bayrağı olarak adlandırılan şeyi devraldığında sadece babasının mirasını sürdüren bir oğul gibi davranmadı; aynı zamanda yeryüzünün ezilmiş milletlerinin yüzyıllar boyu kendisinden çok çektiği bu korkutucu mirasın gücünü tazeleyen bir model de geliştirdi.

Başkanlığa aday olmuş herhangi bir Amerikan vatandaşı, toplumun kendisine dayattığı bu kültürden kaynaklanan kodları benimsemek ve halkına bu kültürün diliyle hitap etmek durumundadır. Örneğin McCain seçim kampanyası sırasında, Amerikan halkına, kendisi Vietnam?da esirken yaşadıklarını anlatmaktan başka bir şey vermemektedir. Bu nedenle o, seçim kampanyasında medyanın hayatının bu bölümü üzerine yoğunlaşmasını istemektedir. ABD?den kilometrelerce uzakta bir ülkenin insanlarını öldürmekle övünen ve savaştan kahramanca dönmüş bir Amerikan askeri edasıyla çektirdiği fotoğraflarının elden ele dolaşmasını istemektedir.

Barak Obama, McCain?i neredeyse hemen hemen her konuda eleştirmiş olmakla birlikte, bu kültürün temel değerlerine bağlılığın bir ifadesi olarak onun kahramanlığı konusunda en ufak bir laf etmemiştir. Hâlbuki McCain, toprakları ABD?den binlerce kilometre uzaklıkta bulunan bir ülkenin çiftçilerine havadan bomba yağdıran ve haksız bir savaşta köylerinde, tarlalarında ve ormanlarında yaşamakta olan Vietnamlı çiftçilerin kafasına binlerce ton bomba yağdırmış ve yarım milyon insanın katledilmesine katkı sağlamış basit bir pilottan başka bir şey değildir. Ancak Amerika?nın güvenliği ve selameti için savaşmış olması, onu, bu kültürün gözünde kahraman yapmaktadır.

Amerikalı seçmenlerin ezici bir çoğunluğunun yaşam standardı anlamında ekonomiye önem verirken birçok yerdeki işgallerde katledilen insanlara aldırış etmemeleri, onların aldırmazlıklarının ve başkalarının sorunlarına karşı duyarsızlıklarının en önemli göstergelerinden biridir.

Bu nedenle güç mantığıyla yetiştirilmiş bir kültürün evlatlarından, güç tercihinin kendilerini bir felakete götüreceği yönünde bir tecrübe ya da kanıt sunmaksızın, kendi güçlerinin kurbanları olan insanlara, ahlaki nedenlerle ilgi göstermelerini beklemek hikmetli bir davranış olmasa gerektir.



*Libyalı gazeteci-yazar

Bu makale İslam Özkan tarafından TİMETURK.com için tercüme edilmiştir.




Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

Görüş Bildir Bizimle Paylaş