$

Dolar

46,9804

Euro

53,8299

£

Sterlin

63,1414

Frank

58,3318

Gram Altın

6.230,3800

Bitcoin

2.956.041

$

Dolar

46,9804

Euro

53,8299

£

Sterlin

63,1414

Frank

58,3318

Gram Altın

6.230,3800

Bitcoin

2.956.041

Türkiye

Finansal Balonun ve Krizin Sebebi

ABD ve AB devletleri ekonomi politikalarını, gözden geçirmek zorunda kalacaklar. Belki daha tutarlı politikalar geliştirip izlemeye başlayacaklar.

17.10.2008 - 01:01
Timeturk Editör
Finansal Balonun ve Krizin Sebebi
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

Finansal Balonun ve Krizin Ekonomik Sebebi

Fatih Yaşar Abbas

AB ve ABD'de aniden ortaya çıktığı bildirilen krizin nedenlerinin sadece finans piyasalarında olduğu sanılmaktadır. Çünkü ilk önce ipotekli ev kredisi piyasasında (mortgage) geri dönmeyen ve sıkıntıya giren kredilerle ve bankalarla ilgili olarak kendini gösterdiği tespit edildi.

Bankacılık ve kredi sektöründe görünürlük kazanan kriz, bankalar arası yüksek meblağlı kredi ve mevduat ilişkileri sayesinde, diğer mali kuruluşlara ve bankalara doğru genişliyor.

Krizin baş sorumlusu olarak derhal, ?serbest ve başıbozuk? piyasalar gösterildi. İlaveten, özellikle bazı bankacıların, bir kaç yöneticinin kazanç ihtirasları v.s. ortaya atıldı(*). Alışıldığı üzere, serbest piyasa ekonomisinin, devlet müdahaleleri olmaksızın ?kaçınılmaz başarısızlığı? gösterildi.

Oysa finans dünyasını az çok anlayanlar ve bilenler, para ve sermaye piyasalarının, gösterge (barometre) piyasalar olduğunu, ?reel ekonomilerde?, yani daha altta ve temelde oluşan ciddi sorunların, krizlerin, kendini finans piyasalarında da hissettirdiğini ve ?dışa vurduğunu? izah ederler.

Öte yandan, gerçekte, AB ve ABD ekonomilerinde devletler, piyasalara, bu tip krizler ve sıkıntılar nedeniyle, sürekli müdahale halindeydi, sürekli regülasyon vardı. İktisatçıların kavram olarak tarif ettiği ve teorik modellerle anlattığı, serbest piyasa ekonomileri yoktur.

Bu devletler, sürekli acık bütçe ve acık finansman politikası uygulayarak, her kriz algısında, piyasaları ve ekonomiyi daima canlı tutmaya çalışıyordu. Özellikle genel talebi, üretimi, istihdamı ve gelirleri artıracağı ümidi ve beklentisiyle artan, 'icat edilmiş' kamu harcamalarına başvuruldu. Bütçe açığını kapatır ümidiyle de, yapay düşük faiz ve açık finansman politikalarıyla destekleniyordu. Yıllar boyunca, devamlı uygulanmakta olduğu hatırlanmamaktadır. 1930'lu yıllardan itibaren de bizde bu politikalar, sürekli ve çok abartılı surette uygulanmıştır.

1929?daki büyük buhran ve J.M. Keynes?in önerileri hatırlanacak olursa devlet, piyasaları canlandırmak için, krizi aşmak için, ?devamlı cukur kazdırıp çukur doldurtarak? bütçe harcaması yapacak, açıkları da artan ve çeşitlenen vergilerle (enflasyonla), açık finansmanla kapatmaya çalışacak ve bu uygulamayı, sürekli bu şekilde döndürmeye çalışacaktı.

Suni olarak düşük faiz politikası, burada anahtar bir araç olarak kullanılmaktadır. Çünkü başka birçok soruna rağmen uygulanan, düşük faiz politikası, gelirleri yetersiz olsa da, tüketicilerin de, harcamalarını devamlı büyütmelerini teşvik ediyordu. Yine daralma ve durgunluk gösteren herhangi bir sektöre, panik havasıyla, kamu harcamasıyla suni talep yaratmak, sadece yapay ve gecici para bollaşmasına neden olur; ekonomik hayatta, ihtiyaç, talep, teşebbüs, üretim ve kalite yaratma yarışı ile hak edenin kazanması, gerçek ve reel gelir artışı istikrarlı gelir üretme süreçleri dinamitlenir, toplumda meşru kazanç anlayışı da yıkılır. İs ahlakı erozyona uğrar, örneğin, sürekli devlet desteğine ve devlet müdahalesine bağımlı, asalak ve madrabaz bir takim is adamları, teşebbüs karakteri ve zihniyeti türemeye baslar.

Krize sürüklenme surecinde özkaynaklarını büyütmek yerine, harcamalarını sürekli artırıp ucuz faizli krediler kullanmak, geliri hangi seviyede olursa olsun, herkese, her kesime, bir sure çok cazip gelir.

Böylece kamu kaynaklı kredi kullanım koşulları yapay olarak kolaylaştırılarak, krediler devamlı artırılıp, güya, para ucuzlatılmaktaydı.

Sonuç olarak insanların sırtında bir yandan yavaş yavaş artan banka-kredi borç yükü, geri ödeme stresi, diğer yandan, artan kamu harcamaları yüzünden artan vergi yükleri ve vergi borçları birikmeye başlıyor. Bu sonuçlar, toplumun çoğunluğu ve ekonominin likiditasyonu için, umulan gelir artışından daha fazla reel gelir kaybı ve efektif talep daralması ve üretimden kaçış anlamına gelir.

Reel gelir daralmaları çalışanların taşıyamayacakları noktalara gelince, ödeme sıkıntılarını gören kredi kuruluşları, durumu fark edip kredileri kısmaya başlıyorlar. Dert aynı ama sıkıntı bu kez çok daha büyük meblağda.

Böyle problemlerde yine, ayni politikayı teşvik için devletler, bankalar ve diğer kredi kurumlarına ?mevduat garantileri? ve 'kurtarma güvenceleri' verdiğinde, suni ve hiç gereksiz kamu harcamalarına giriştiğinde, kişiler gibi, bankalar ve finans kurumları da, ihtiyatlı, hesaplı ve rasyonel davranmıyorlar. Nasıl olsa devlet, kadir-i mutlaktır ve kurtaracaktır!

Sadece para ve sermaye piyasasında yaşandığı sanılan ve bankaları devralmalarla, aşmayı ümit ettikleri bugünkü krizde de, sorunlar aslında reel ekonomilerdedir.

Hisse senetleri ile tahvil, bono vb ve diğer kâğıtlardaki aşırı değer artışlarının -- piyasalarındaki şişmenin-- nedeni de bu devlet müdahalelerinin oluşturduğu, suni olarak yaratılmış ucuz para, kamu harcamalarıyla piyasaya sürülen ilave para devlet garantili banka kredileridir. Bu müdahaleler ve yapay para bollaşması, her seferinde 'büyük beklentiler, güvence ve iyimserlik' rüzgârları yarattığı için, para ve sermaye piyasalarında (finans piyasaları) geçici bir balon, şişme yaratmakta, para büyük risklere, çok riskli alanlara yönelebilmektedir.

ABD ve AB devletleri ekonomi politikalarını, gözden geçirmek zorunda kalacaklar. Belki daha tutarlı politikalar geliştirip izlemeye başlayacaklar. Ama devletler asil dipteki krizi, standart-mevcut önlemlerle, ayni tur müdahalelerle çözmeye uğraşacaklar. Maalesef, gerçek ve temel sorun göz ardı edildiği için, iyimser olmayı gerektirecek bir tablo yoktur.

(*Burada bankacılık sektöründeki olası suiistimalleri konumuz dışında tutuyoruz.)

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın