DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

DOLAR

17,9644 ₺

EURO

18,2958 ₺

ALTIN

1.017,14 ₺

BİST

2.980,00 ₺

Bir insan, bir aşk ve bir ülkenin tarihi

Birinci Dünya Savaşı. Kendi gemisinden kat kat büyük olan Alman gemisini büyük bir cesaret ve beceriyle batırıyor Kolçak.

16.10.2008 17:19:00

Sinemadan çıktık. Arkadaşım düşünceli, üzgün, şaşkın... Ben daha bir şey sormadan dudaklarından bir soru dökülüyor:

- Ama o bir alçak değil miydi? Acımasız bir düşman olarak bilmez miydik biz onu?

Sözünü ettiği Aleksandr Kolçak. Çarlık ordusunun en seçkin komutanlarından biri. 1917 Devrimi sonrasında Kızıl Ordu?ya karşı savaşan Beyaz Ordu?nun liderlerinden. Ve kısa bir süre için ?öteki Rusya?nın Yüksek Önderi?.

Arkadaşım, hayatının ilk yarısında SSCB yurttaşıydı. İkinci yarısında ise Rusya Federasyonu?nun yurttaşı.

Okuduğu tarih kitapları Kolçak?ın ?halk düşmanı? olduğunu yazıyordu. Bugün bir film izledik. Kolçak?ın ne denli güçlü ve dürüst bir kişiliği olduğunu, yıllarca ?dokunmadan yaşadığı? aşkını anlatan bir film. Ve bir ülkenin tarihine yeniden bakmayı deneyen bir film.

En zoru da bu galiba. Yıllarla birlikte etimize kemiğimize işleyen devlet propagandasına ?yanlış? diyen ve tam tersini savunan bir sanat ürününün yol açtığı küçük çapta bir şok.

Öğrendiğimiz tarih doğru muydu? Yoksa bunca yıldır aldatıldık mı?

* * *

Ben de kendi şokumu yaşıyorum. Sinemadan çıkarken içimden bir marş söylüyorum:

Beyazlar?ın elinde kalan
son kıyıya varmak için
dağlardan ve ovalardan
ilerledi partizan.


Ben Sovyet yurttaşı değildim. Ama onların bir süre sonra dağılacak olan devletlerini ve bugün tartışmalı hale gelen resmi tarihlerini savunurken coşkuyla Partizan marşını söylediğim de olmuştu, poliste susarak direndiğim de.

Yıllar içinde önce bugünün, sonra da dünün yalanlarla dolu olduğunu anlamaya başladım. Lenin?in emriyle yapılan katliamların belgelerini okudum. Stalin zamanında sürülen insanların akrabalarıyla tanıştım. Brejnev döneminin sahtekârlıklarını bizzat yaşadım.

Ama bütün bunları anlamak, daha doğrusu içine sindirmek o kadar zor ki. İnanın, sanki insan geçmişinden vazgeçiyor, çocukluğunu ya da gençliğini reddediyor gibi hissediyor kendini...

Ve tarihe yeniden bakışın bir sınırı yok. İşte ben, birçok şeyden vazgeçmemden 15-20 yıl sonra izlediğim bir filmle hâlâ sarsılabiliyorum.

* * *

Birinci Dünya Savaşı. Kendi gemisinden kat kat büyük olan Alman gemisini büyük bir cesaret ve beceriyle batırıyor Kolçak. Sonra yardımcısı Sergey Timirev?in eşi Anna ile bir baloda tanışıyor. Birbirlerine aşık oluyorlar. Karısına verdiği sözden dolayı aşkını içine gömüyor. Çar İkinci Nikolay 1916?da onu Karadeniz Filosu?nun komutanlığına atıyor. Ertesi yıl Geçici Hükümet?in başı olan Kerenski, ABD?ye kaçmasını emrediyor. Bir süre sonra ülkesine dönerek Sibirya?da yayılan direnişin lideri oluyor.

Ölümler gündelik ve sıradan bir gelişme. Dillerde ise büyük harflerle telafuz edilen ?devrim? ve ?karşıdevrim? kelimeleri... Devrim sonrasında ?dün bir hiçken bugün her şey olan? insanların keyfi, kaba, hatta cani tavırları... Kolçak ve arkadaşlarının ?asker gibi katı?, ?ruhsuz?, ama inanmış, kararlı tutumları, en önemlisi hayatlarını adadıkları yurtseverlik anlayışları...

Anna, ?her şeyin anlamsızlığını gördüğü ve ailesinin güvenliğini düşündüğü için? Kızıl Ordu?ya geçen eşini bir süre sonra terk ederek Kolçak?ın Beyazlar?ı yönettiği kent olan İrkutsk?a gider. Ama baştan ona görünmez. Sevdiği adamın en önemli meselesi olan büyük mücadeyi paylaşmak ister; savaşta hemşirelik yapar. Bir gün birleşirler, ama arada iki engel vardır: Birincisi, dindar ve dürüst bir insan olan Kolçak?ın önce Fransa?da yaşayan karısından resmen boşanmayı beklemek istemesi. İkincisi, Kızıllar?ın Sibirya?daki ilerleyişinin onlara fazla zaman tanımaması.

Tarih onlara aşklarını yaşayacak fırsatı bırakmamıştır. Kolçak Bolşevikler?in eline düşer ve Lenin?in gizli emri ile 7 Şubat 1920?de kurşuna dizilir. Cesedi Angara Nehri?ne atılır. Anna?nın payına da 37 yıllık bir sürgün düşmüştür.

İç savaş yılları Rusya?ya 10 milyonu aşkın ölüm, 2 milyon göç getirmiştir. Beyazlar?ın bir kısmı katledilmiş, bir kısmı Batı?ya veya Türkiye?ye kaçmış, orada yeni bir hayat kurmaya çalışmışlardır. İstanbul?da ?Beyaz Ruslar? kentin kültürel hayatına renk katmış, kimileri ?kısmen Türkleşerek? aileleriyle birlikte bugünlere kadar gelmiştir.

İlginçtir, Amiral Kolçak?ın kökeni de bizim topraklara, İlyas Kolçak Paşa?ya uzanır.

* * *

Amiral, şahlanan Rusya sinemasının son büyük eseri. Daha bir haftadır gösterimde olduğu halde büyük tartışmalar yarattı. Filme hayranlık duyanlar da var, ondan nefretle söz edip yasaklanmasını isteyen de.

Bu da doğal. Tarihin yeniden ele alınması, eski yaklaşımların gözden geçirilmesi uzun ve sancılı bir süreç. İleriye doğru atılan her bir adım direnişle karşılaşıyor. Devletin, resmi ideolojinin, partilerin, gazetelerin, ?sokaktaki adam?ın ve kuşkusuz ?insanın iç dünyası?nın direnişi bu.

?Ama o bir alçak değil miydi?? diyen arkadaşımın işi zor.

Ancak benim işim daha da zor. Benim aklımdaki yalnızca Rus tarihi değil. Bizim tarihimiz. Bizim çarlarımız, Leninlerimiz, Kolçaklarımız... Ve yıllardır dilimizden düşmeyen marşlar...

Hakan Aksay

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

Görüş Bildir Bizimle Paylaş