Mahmut Öz / TİMETURK
Gündemimiz Ramazan? Yine oruç tutacağız, acıkacağız, dört gözle beklediğimiz iftarlarla sevineceğiz, aksatarak da olsa birkaç teravih kılacağız, daha kolay yorulacak, bir koşuşturma içinde bitireceğiz bu ayı bir kez daha. Her gün takatimizi tüketen bu meşakkatin intikamını alırcasına tüketeceğiz ve bayramla birlikte geride bırakacağız Ramazanı. 'Artık kurtardık paçayı ahirette de?' diye umutlarla gireceğiz bayrama.
Yine genişleyecek mezhebimiz ve hayat normale(!) dönecek. Peki; hayatı normal seyrinden çıkaran bu ayın farklılıklarını daha kabullenilir(!) hale getiremez miyiz? Örneğin eğlenceler düzenleyerek, zorlukları unutamaz mıyız? Malum 'eğlence' vakit geçirmek demek. Eskiler beklemesini istedikleri birine 'eğlen biraz!' diye seslenirmiş. Bir ilahi vardır hani ara sıra terennüm ettiğimiz: 'Hakk'a aşık olanların eğlencesi tevhid olur' diye başlayan. Bu anlamda ne ile eğlendiğimiz önemli.
'Gündemimiz Ramazan iken eğlence ile ne alakası var?' diyenlere de eğlenceyi bu ilahide geçen anlamıyla değerlendirenlere de ne mutlu. Çünkü Ramazanın eğlence ile alakası ancak bu bağlamda meşru bir daireye oturmakta. Peki; bugün gerçekleştirilen şekli ile 'Ramazan eğlenceleri' gündemimizin neresinde durmakta?
Bu ay öyle bir ay ki; içerisinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi bulunmakta. 83 yılı aşan bir ömre tekabül eder bin yıl. 364 gün uyuyup bir gece uyanık kalarak bu geceyi ihya etmek imkansız. Efendimiz (S.A.V) bu gecenin Ramazanın son on gününde gizli olduğunu bildiriyor. Tıpkı Rabbimizin, rızasını büyük küçük ayırmadan hayırlarda, gazabını da şer amellerde gizlediği gibi.
Öyleyse bu geceyi ihya edebilmenin yolu, son on günü, bunu başarmanın yolu da tüm Ramazanı ihya etmekten geçiyor. Ve Ramazanı ihya edebilmek için üç ayları, bunda muvaffak olabilmek için de belki de tüm yılı ihya etmek gerek. Bunu bir arayış olarak kabul etmeli. 'gece ibadet, gündüz oruç; bu tüm yıl nasıl olur?' diye düşünmemeli. Bütün bu zincirleme süreçten şunu anlamalı: 'Rabbimiz bizi; ibadetimizden ticaretimize, taharetimizden eğlencemize kadar her uğraşımızda, her an kendisini hesaba katarak, hayata sürekli müdahil olduğunu hatırda tutarak, bunun arayışı ve yönelişinde ömür sürmemizi dilemektedir.'
Bugün Ramazanla birlikte gündeme gelen eğlenceler ne derece bu bağlamda değerlendirilebilir ki? Hedef kitlesi Müslümanlar olan bu tür etkinliklerde 'Müslüman mahallesinde salyangoz satma' misali dekolte kıyafetlerle yapılan gösteriler, konserler, belden aşağı espriler vb. davranışlar sergilenebilmekte. Peki, bu durum bütün bu organizasyonları tamamıyla gayrimeşru ilan etmeye yeter sebep midir? 'Elbette değil. Yanlışları ayırırsınız, olur biter.' demek bayağı safdillik olur. Çünkü yanlışlar bunlarla sınırlı değil. Namaz, oruç vb. dini ritüeller de bu tür cüretkarlıklarla dile dolanmakta, böylelikle 'Ramazan eğlenceleri'; 'Ramazanla eğlenme'ye dönüşmekte. Öyle ki; iftardan sonra içki içmeye fetvalar verilerek açıkça bir büyük günahı meşrulaştırma çabasıyla küfrün yolu açılıyor. Halbuki Müslüman için bir gurbet hayatı olan bu dünyada Ramazan sevgilinin diyarına senelik izinde yapılan bir seyahattir adeta. Sevgilinin adı dilden düşürülmez sılada. Bu anmanın aslı da usulü de salih amellerdir. Aşığın gözü görmez ki başka şeyleri, onlarla eğlensin. Varsa yoksa sevgilisidir aşık için. Aşığı oyalamaya çalışanlar sevgilinin adıyla eğlenirse nasıl ortak zemin bulur ki eğlence?!... 'Yanlışları ayıklama' teklifi bu etkinlikleri ıslah etmeyi önermektir. Salih yani ıslah edici amellerle alay edilen etkinlikler nasıl ıslah edilir ki?
'Müslümanca nasıl eğlenilir?' sorusunun cevabına gelmeden gidişatın temel mantığını anlamalı. Dünya teknolojik gelişmeler ve özellikle iletişim araçlarının etkisiyle büyük bir köy haline geliyor. Kültürel çeşitlilik ve zenginlik can çekişiyor. Farklılıkları yok eden bu gelişme(!) tek tipleşmeyi doğuruyor. Globalleşmenin sunduğu nimetleri(!) savunanlar, süregelen sessiz direnişin temelini oluşturan kültür ve geleneklerin karşısına açıkça çıkamıyor. Bu gelenekleri istedikleri şekle büründürerek kendileri açısından zararsız hale getirebilmenin yollarını deniyorlar. İşte tevhid ekseninde gelişmeyen eğlencenin Ramazana yamanmaya çalışılması bu cüret ve gayretkeşliğin neticesi. Geldiğimiz noktada 'Ramazan Eğlenceleri' olarak sunulan pespayelikler batının her şeyine olduğu gibi eğlencelerine de duyulan hayranlığın bir sonucu. Lisan-ı hal ile adeta 'onların karnavalları, festivalleri var, bizim de ramazan eğlencelerimiz.' denilmekte. Bu her yönüyle ilerilik-gerilik tartışmasının bir neticesi. Unutmamalı ki ilerilik ve gerilik aynı yolun yolcusu olanlar için geçerli. Bizim yolumuzla onların yolu ne zaman aynı oldu ki? Eğer artık aynı ise kendimize sormamız gereken soru 'Biz kimiz?' olmalı değil mi?
Biz biz iken eğlenmeyi de bilmişiz halbuki. Ne teravihlermiş onlar! Her dört rekatta bir verilen selamlar arasında dağıtılan buz gibi şerbetler yudumlanırken getirilen salevatlar, okunan aşr-ı şerifler, hadisler, ilahiler? Müezzinlerin her kertesinde değiştirdiği, birbirini bütünleyen makamların verdiği lahuti hazlar? Kendini bilenler başkalarının değerlerine hiçbir ihtiyaç hissetmemişler. Onların sunduğuna hayran olmayınca da alternatif üretmeye de gerek görmemişler. Ve böylece 'Onlar, dinlerini eğlence ve oyun saymışlardır, dünyâ yaşayışı onları aldatmıştır.' (Araf 51) ayetinde anlatılanlardan olmamışlar?
İlgili makale için tıklayın:
Hatırayla gerçek arasında Ramazan