Bist

14.259,90

$

Dolar

44,8793

Euro

52,8737

Altın

7.011,23

£

Sterlin

60,7238

Bitcoin

$98,542

Bist

14.259,90

$

Dolar

44,8793

Euro

52,8737

Altın

7.011,23

£

Sterlin

60,7238

Bitcoin

$98,542

Kültür-Sanat

Sedat Yenigün'ü hatırlamak

Sedat Yenigün Türkiye'de yetişmiş ender sosyologlardandı. Geliştiridiği fikirleriyle gençlik üzerinde etkili olmuş ama 70'lerin kaos ortamında yitirilmiş bir değer...

07.07.2008 - 10:08
Timeturk Editör
Sedat Yenigün'ü hatırlamak
Fotoğraf: Arşiv

Kültür-Sanat/ TIMETURK

Sedat Yenigün 5 Temmuz 1980?de şehit edilmişti. Türkiye?deki bilinçlenme çabalarının önemli isimlerinden olan Sedat Yenigün?ün şehadetinin yıldönümü dolayısıyla gözlemlerinden Şehid Sedat Yenigün'ü hatırlayalım;

Hakkında yazılanlar;

MTTB Genel Başkanlarından Merhum Burhanettin Kayhan

Sedat'ın bence iki büyük vasfı vardır: Birincisi sarsılmaz imanı; ikincisi ise, örnek ahlakı. Onun imanı o kadar kuvvetli idi ki İslam için vermeyeceği hiç bir şeyi yoktu. İnsanın en büyük varlığı olan canını verebilmesi müslüman için ancak iman zirvesine ulaşmakla mümkün olur. Sedat bu iman zirvesine ulaştığı için ölümsüzlüğü göze almıştı. Bunun mükafatı olarak Cenab-ı Allah O'nu şehitlik mertebesine ulaştırmıştı.

Sedat çok okuyan, ne okuyacağını bilen ve okuduğundan istifade edebilen nadir kardeşlerimizden biri idi. O, bilgisiz İslam'a hizmet olunamayacağını, İslami kültür ve şuurun okumakla elde edileceğini iyi biliyordu.

Liseyi bitirdiği senelerde kendisini tanıdım. MTTB'de devamlı bulunur ve kütüphanesinden, kitaplığından hiç çıkmaz, nereye gitse elinde mutlaka bir iki kitap-dergi olurdu.

MTTB'de yetişmişti, fakat son bir kaç sene içinde MTTB'nin önünden bile geçmek istemiyor, tesadüfen geçse bile üzüntü ile MTTB'ye bakmadan geçiyordu. Çünkü hayatının en aktif dönemlerinde MTTB'de er olarak hizmet etmiş, basın yayın ve kültür işlerinde bulunmuştu. Böyle hizmet ettiği, çok sevdiği ve büyük hizmetlere müsait bir teşkilatın atıl kalması, bütün İslamcı gençlere kapalı bulunması hepimizi olduğu gibi onu da içten sarsmıştı.

Şimdi hatırlayabildiğim kadarıyla bir kaç hatıramızı anlatmak istiyorum:

Bir gün bir konu üzerinde oldukça varlıklı ve varlıklı olduğunu da hissettiren bir ağabeyin evinde toplantı yaptık. Dönüşte Sedat şunu söyledi, 'ağabey bu dava kurtulmaz' dedi. Niçin Sedat diye sorduğumda 'bu müslümanlar bu saltanata dalar böyle lüks içinde yüzer, benim Anadolu'dan gelen kardeşim yurt bulamaz, fakr-u zaruret içinde mücadele ederse bu İslami bir düzene manidir' demişti.

Başka bir hatıramda 1979 Aralık ayında olmuştur.

Afganistan mücahidlerini temsilen Cemaati İslami Genel Sekreteri bir heyeti Ankara'dan bana getirmişti. İstanbul'da bir basın toplantısı yapacaklar ve ertesi günü de Ankara'ya döneceklerdi. Ben aynı gün Ankara'ya gideceğim için eve götüremeyeceğimden otelde yer ayırmıştım. Sedat onların geleceğini daha önceden duyduğu için biraz para toplamış onlara vermek için benim yayınevime uğradı. Ben tanıştırdım. Misafirlere otelden yer ayırttırdığımı, ben Ankara'ya gitme zorunda olduğumu söyledim. Derhal otelde ayırtılan yeri iptal ettirtip, üç Afganlı misafiri evine götürmüştü. 'Müslümanlar kardeştir prensibini burada göstermeyeceksek ne zaman ve nerede göstereceğiz. Onları eve götürmek İslami görevim ' demişti.

En son ölümünden bir ay önce Çemberlitaş'tan Beyazıt'a doğru giderken rastlamıştım. Selamlaştıktan sonra 'Nasılsın ne yapıyorsun?' diye sorduğumda ve böyle tek başına gezmemesini söylediğimde O'da bana 'ağabey zaten cemiyette bir şey yapamıyoruz, yaşamamızla ölmemiz arasında ne fark var ki' diye cevap vermişti.

Sedat şu cemiyette çok nadir yetişen örnek kardeşimizdi. Ona kıyan kim olursa olsun O'nun şansına değil O'nun her hali ile temsil ettiği İslam'a düşmandır. O'nu komünistler öldürdü demek, ucuz ve basit bir izah olur. Şu anda katillerin hüviyeti meçhul, belki de meçhul kalacak. Fakat İslam davası ilelebet ilerleyecek. İslam düşmanı, düşünce ve ideolojiler yıkılıncaya kadar savaşımız devam edecektir.

HAMZA TÜRKMEN:

1950 Erzincan doğumlu olan Sedat Yenigün; ülke insanlarının ufuklarının daraltıldığı, yollarının tıkandığı, şaşkın kalabalıkların modernizm ve batıl ideolojilerin çukuruna itildiği bir dönemde bütün 1970'li yıllar boyunca tevhide, Kur'ani aydınlığa ulaşabilmek ve insanları hidayete yönelebilecekleri bir mücadeleye sevketmek amacıyla yoğun çabalar sarfeden ender simalardan biriydi.

Sedat, İslam'ı yaşama aşkının, İslami bilinçlenme sevdasının, İslami kardeşlik ve İslami mücadele ruhunun mümtaz taşıyıcılarındandı. Onun İslam'ı kavrayışında gösterdiği fikri ve eylemsel gelişmeler bir nevi Türkiye'deki tevhidi bilinçlenme grafiğine uyum sağlayan bir seyir izlemiştir. O, İstanbul Vefa Lisesi'nde okuduğu yıllardan itibaren ulaştığı doğruları, ilgi gösterecek veya ilgisi uyandırılacak kişilere mutlaka yazılı veya sözlü olarak aktarma gayreti içinde olmuştu.

Sedat, bilginin peşinden; aydın olmak, kariyer yapmak, statü kazanmak kompleksi ile değil, daha iyi bir amele ulaşmak, daha sahih ve organize bir mücadeleyi güçlü kılabilmek amacıyla, mümince bir sorumluluk azmi içinde koşmuştu.

O, Türkiye coğrafyasında tecrübe kazanmış ve örnekliği bulunan bir mirası devralmadı. O, özellikle düşünsel netleşme ve tevhidi yeniden keşfetme sürecinde bir çok süfli alışkanlığı ve anlayışı tartışarak, deneyerek düzeltme çabası içinde oldu. O ve onun gibiler 1980-1990 kuşağına büyük çabalarla taşıdıkları ve devrettikleri birikimi kolay elde etmediler. Sağcılık'tan Müslümanlığa, bölgecilikten evrenselliğe, milliyetçilikten ümmetçiliğe, muhafazakarlıktan inkılapçılığa, taklitçilikten tahkiki bilince, sığınmacılıktan bağımsız bir kimliğe ulaşmak kolay olmadı. Nice ithamlar, karalamalar, taassuplar ve nice hatalar, deneyimsizlikler aşıla aşıla ilerlendi.

Sedat'ın yaşamında istikamet açısından bazı tartışılabilecek eksiklikler ve yanlışlıklara rastlamak mümkündür. Ama onu, hayattan kopuk, dayanışma ve istişareden kopuk, İslami kardeşliğin denetiminden müstağni bir eyilim içinde görmek mümkün olmamıştır. Zaten kendisini geleneksel kültürden Kur'ani kültüre yönelten en önemli amil de, bu ciddiyeti, kişilikli tavrı, samimi ve istikrarlı çizgisi değil miydi?

O, müslümanları kuşatan emperyalist politikalar karşısında ciddi bir hassasiyet taşırken, aynı zamanda Müslümanları itikadi, sosyal ve kültürel alanda kuşatan zaaf ve bozulma hallerinden arınmaya yönelen sürekli bir sorgulama çabası içinde olmuştu. Onun karanlık güçler tarafından genç yaşta şehid edilmesinin en önemli nedeni, çevresinde gittikçe etki uyandıran daha berrak, daha tevhidi, daha Kur'ani bir kimliği oluşturma süreci içinde rol alması ve taraf olmasıydı.

Peki, Sedat'ın katilleri kimdi? O günler tedhiş modasına bakacak olursak komünistleri veya ülkücüleri muhtemel fail olarak gösterebilir miyiz? Bu çok zayıf bir ihtimaldir. Cinayetin işleniş seyrine, kamuoyuna yansıtılış biçimine, arta kalan delillerin ortadan kaldırılış becerisine ve dosyanın unutturuluş tarzına bakacak olursak bu operasyonun çok planlı ve uzunca düşünülmüş bir senaryonun sonunda gerçekleştirildiği görülebilir.

BEŞİR ERYARSOY:

Sedat Hoca, üniversite yıllarından beri kitle ilk muhatap olma yolunu seçmiş ve bunu sağlayacak kurumlarda -ya da konumlarda- görev almıştı. Bu amaçla yeri geldi MTTB'de ortaöğretim komitesinde görev aldı; yeri geldi etkileyici üslubuyla güzel yazılar yazdı; yeri geldi öğretmenlik yaptı; yeri geldi yurtlardaki öğrencilerin her türlü dert ve sorunlarıyla ilgilendi, onlarla sohbetler düzenledi, yeri geldi İstanbul Kültür Ocakları'nın (İKO) kurulmasında -gayri resmi de olsa- olanlardan ve çalışmalarını yürütenlerden oldu; İslami Hareket gazetesinde müslümanların gündemi ile yakından ilgili yazılar yazdı; o dönemin şartlarına göre normal seviyenin ilerisinde İslami şuur örneği verdi. Bütün bunlarla birlikte İslami anlayış ve bakış açısının her geçen gün daha bir netleştiği de görülüyordu. Çünkü Sedat Hoca, statik bir insan değildi... Okuyor, okuyordu... Bu arada insanlara güzel yaklaşabilme özelliği ile de eğittiği öğrencilerinden tutun, değişik konumlarda çevresinde az-çok kitleler bulunan bir takım şahsiyetleri bile yönlendirebilecek nitelikte özel İlişkiler kurabiliyordu... Bu kadar geniş bir yelpaze ile ilişki kurmak ayrı bir hüner; bunları ayrı ayrı etkileyebilmek ayrı bir kabiliyetti...

İşte baştan beri saydığımız sebeplerden ötürü Sedat Hoca kimi mihraklar için tehlikeli idi ve ortadan kaldırılmalı idi...

HASAN GÜNEŞ:

Yaşı otuzun altında olanlar şehidimizi tanımazlar. Ancak eserlerinden, hâtıralarından ve toplumdaki izlerinden tanımaya ve anlamaya çalışabilirler. Yazılarını biraraya getirerek yayınladığımız 'Bir Şehidin Notları'nda Sedat Yenigün'ün düşünceleri, ihlâsı, vekarı, ilim, aşk ve cihadı sezilebilir.

Şehidimiz ile beraberliğimiz, daha çok 'İslâmî Hareket' mecmuası (aylık, 1977-80) çevresinde oldu. Çıkışından itibaren kıymetli yazılan, inceleme ve araştırmaları ile mecmuanın politikasında belirleyici bir fonksiyonu vardı. Lise edebiyat öğretmenliği, idareciliği, seminer ve sohbetlerle cemiyet faaliyetleri, diğer dergilere hazırladığı yazılar ve ailevî mükellefiyetler geceli-gündüzlü mesaisini alırken, ek olarak 'İslâmî Hareket' teki yazıları gençlere yol gösteriyor, Müslüman şahsiyeti oluşmasına büyük katkılar sağlıyordu. Dahası, 19/8'de kurucuları arasında bulunduğumuz kısa adı İKO olan İlim ve Kültür Ocağı'nda fikirlerine sık sık başvurduğumuz, sohbetlerinden istifade ettiğimiz, hatta lise ve üniversite öğrencilerine verdiğimiz bursların temininde azim ve gayretle koşturanımız da yine Sedat Hocamızdı.

Sedat Hoca her zaman ve her yerde insanlara mesajı olan ve kendini fikren yenileyebilen bir eğiticiydi. O, sadece dergi ve gazetelerde yazarı, yahut yalnız mümtaz kişilerle muhatap olan entellektüellerden değildi; öğrencilerinden sokaktaki minibüs şoförüne kadar herkese sözünü dinletirdi, Bu bakımdan Sedat Hoca fikrini her an yaşayan ve anlatan, hayatın içinde olan bir münevverdi. Dersine giren taraflı tarafsız herkes O'na saygı duyardı. Dersini âdeta kendinden geçercesine, yaşayarak anlatırdı. Okuldan çıkınca, öğrencilerini bazen bir yurt odasında, bazen de bir dernekte veya camide toplar, onlara hayatın mâna ve gerçeklerini en güzel biçimde anlatırdı. Sohbetlerinde ilmihal bilgileri, edebiyat, tarih ve siyaset gibi konular yanında öğrencilerinin şahsî problemlerini de ele alırdı.

1980 yılı her kesimden insanın 'fail-i meçhul' cinayetlere kurban gittiği yıllardan bir yıl. Belli mihrak(lar), 'seçmece' yaparak 'tetikçiler'i vasıtasıyla kararlarını infaz ettiriyorlar. Sedat Yenigün de sahip olduğu vasıfları, şahsiyeti ve misyonuyla bu mihrakların listesinde ismi üzerine kırmızı çizgi çekilenlerden oluyordu. İnfaz işi bu defa ' ülkücü' kesim içindeki 'tetikçiler'e verilmişti. Silahlar 5 Temmuz 1980 Cumartesi akşamı Sedat Yenigün'ün üzerine sıkılırken, Türkiyeli Müslümanlar bu yiğit evlâdını şehidler kervanına katıyordu.

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın