DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

İSTANBUL

19:54:00

İftar vakti

BURSA

19:53

04:41
19:53
SAHUR
İFTAR

ANKARA

19:37

04:27
19:37
SAHUR
İFTAR

SİVAS

19:20

04:11
19:20
SAHUR
İFTAR

ERZURUM

19:04

03:54
19:04
SAHUR
İFTAR

HAKKARİ

18:51

03:51
18:51
SAHUR
İFTAR

İSTANBUL

19:54:00

İftar vakti

ANKARA

19:37

04:27
SAHUR
19:37
İFTAR

ERZURUM

19:04

03:54
SAHUR
19:04
İFTAR

İran?ın gücünü hafife almayın

Ortadoğu uzmanı Pepe Escobar?dan silâhaltındaki İran hakkında düşündürecek ve İran?ın satranç tahtasının şifresini daha iyi çözmeye yaracak beş yol.

09.05.2008 07:06:00

Silâhaltındaki İran nasıl soğukkanlı oynuyor


Pepe Escobar*

İki yıldan fazla süre önce, Seymur Hersh ABD Başkanı George W Bush?un İran?a karşı stratejik nükleer saldırılar düşündüğünü New Yorker dergisinde ifşa etti. O zamandan beri o ülkeyi şeytan gibi gösterme kampanyası acımasız Terminatör tarzı yolla sürdürülüyor. Bush yönetimi Irak?a işgal çıkarmadan önceki dönemde çok tanıdık olan aynı teknikleri ve anlamsal kıvırmaları şimdi İran?a uyguluyor.

Kampanyanın en büyük gözdeleri geniş ölçüde bilinen: ?Ayetullahlar? Şii nükleer bombası yapıyorlar; İran silahları Irak?ta Amerikan askerlerini öldürüyor; İran hücum botları Fars Körfezinde ABD savaş gemilerini provoke ediyor. Kısaca İran ABD?nin kalbine hedeflenmiş yeni el Kaide, terör devleti. Amerikan yaygın medyasının en iyi sonucu alacak şekilde ayarlanan yıldırım savaşını bağlama koyabilecek herhangi bir araç teklif etmesini beklemek boşunadır.

İşte devam eden kampanyanın son birkaç örneği: Savunma Bakanı Robert Gates İran?ın ?nükleer silah edinmede kararlı? olduğunda ısrar ediyor. ABD Genel Kurmay Başkanı Oramiral Michael Mullen Pentagon?un İran?a yönelik ?potansiyel askeri hareketler? planladığını söylüyor. Irak?taki ABD komutanı General David Patreus ile birlikte Mullen İran?ın Irak?ta ?artan ölümcül ve zararlı etkisinden? bahsetti. Gene de ?yakın gelecekte? İran?a saldırı ?ümidi? beslenmediğini iddia etti ve ?(İran?ın) yüksek derece liderliğinin dâhil olduğunu kanıtlayacak hiçbir ateşlenmiş silahın olmadığını? kabul etti.

Ancak 2003?deki Büyük Saddam paketinin bir şeyi kanıtladığını aklınızda tutun: ?ateşlenmiş bir silah? sonunda alakasız kalıyor. Ve bu hafta ABD?nin Fars Körfezine ikinci savaş grubu uçak gemisini indirmesi kötüye alamet.

Peki, İran?ın kendisi bu hesaplar ve tehditler fırtınası altında ne yapıyor? Buna ne anlam veriyor? Dünya Tahran?dan nasıl görünüyor? Silâhaltındaki İran hakkında düşünmek ve İran satranç tahtasının şifresini daha iyi çözmek için işte beş yol.


1. Şii İslam?ın gücünü hafife almayın: Dünyanın petrol rezervlerinin yüzde yetmiş beşi Fars Körfezindedir. Körfez nüfusunun yüzde yetmişi de Şii?dir. Şiilik eskatolojik ? ve devrimsel ?  romantizm ile kozmik hüznün tutkulu bir karışımıyla körüklenen bir dindir. Egemen Sünni İslam?a korku telkin edebildikçe, bazı Batılılar anlamsız maddeci dünyaya karşı entelektüel Şiiliğin neredeyse Sartre tarzı bulantısına empati duymalılar.

1000 yıldan fazla süredir Şii İslam?ı aslında - kendi çapında bir Dördüncü Dünya türü ? bir Şiilik galaksisi olarak sürekli siyasi dışlamayla ve amansız ekonomik marjinalleşmeyle lanetlenmiş, sürekli kendisiyle son derece dramatik tarihi bakış açısı taşımakta.

İranlı dini liderlerin bir ulus devleti, hırçınlıkla da olsa, yönetimde karşılaştıkları çelişkiyi yakalamadan İran?ı anlamak mümkün değildir. İran?ın dini liderlerinin akıllarında ulus devlet kavramı derin şüpheyle karşılanır, çünkü küresel Müslüman topluma, ümmet fikrine gölge düşürür. Onların gördüğü gibi ulus devlet Şiiliğin ve saf İslam?ın son zafer yoluna giden yolda bir istasyondur.

Tarihin mevcut sahnesinin ötesini göze almak için Şiiliği bir sığınak olarak sunan ulus devleti sağlamlaştırma gerekliliğinin farkına varıyorlar ? ve elbette bu da İran oluyor. Şiilik sonunda - her halükarda Batı?nın mirası olan - ulus devlet kavramını başardığında, ortadan kalkacak ve yerine Hazreti Muhammed?in isteğine göre düzenlenmiş bir toplum geçecek.

Doğru anlaşıldığında inanın bana bu güçlü bir mesajdır. Kısacası meşhedi oldum ? İran-Afgan sınırının dört saatlik batısındaki Meşhed?deki İmam Rıza?nın kutsal türbesini, Cennete açılan ayrıcalıklı Şii bahçesini ziyaret ederek hacı oldum. Günbatımında yüksek duvarlı türbenin her metrekaresini dolduran kara çarşaflı ve beyaz türbanlı dindar bir kalabalık içinde kaybolmuş tek yabancı olarak muazzam bir duygusal şok hissettim. Üstelik inançlı bile değildim, sadece basit bir kâfirdim.

2. Coğrafya kaderdir: İran?da merkezi çöllerin sınırladığı kutsal Kum şehrine ne zaman gitsem, büyük Ayetullahların endişelendiği kadarıyla yüce misyonlarının İslam?ın geri kalanını ? kurulu sosyal ve siyasi düzeni sürekli eleştiren bir din olan ? Şiiliğin asli saflığı ve devrimsel gücüne dönüştürmek olduğunu şüphesiz hatırlıyorum.

Tahran?daki Şii bir lider bile tek başına dönüşümle ve vaaz ederek yaşayamaz. Gene de İran Arap, Türk, Rus ve Hindu dünyalarının önemli kesişiminde bir ulus devlet olarak bulunmaktadır. Ortadoğu?ya, Fars Körfezine, Orta Asya?ya, Kafkaslara ve Hindistan alt kıtasına kilit geçiş noktasıdır. Üç denizin arasında uzanmaktadır. (Hazar denizi, Fars Körfezi ve Umman denizi). Avrupa?ya ve Asya kapılarına (Güney Batı Asya kısmına) yakın olan İran nihai Avrasya dört yol ağzındadır. Ülkenin üçüncü büyük şehri Isfahan, Paris ve Şanghay?dan kabaca eşit uzaklıktadır. ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney?in ?Pavlov köpekleri gibi salyasını akıtarak? (rock?n roll jeopolitikacıları Rolling Stones grubunun sözleri) İran?ı kontrol etmesi hiç garip değil.

Kuzey Tahran?daki üst orta sınıf İran üyeleri İran?ın Fars imparatorluğu tarafından bir zamanlar elde edilen geniş etki alanını yeniden yakalama rüyalarını görebilir; ancak Dışişleri Bakanlığındaki ipek halı gibi Kum diplomatları büyük bölgesel bir güç olarak saygı duyulan İran?ın gerçek hayalleri olduğuna sizi temin edeceklerdir.

Bu amaçla, küresel ?tek süper gücün? düşmanlığıyla yüz yüze kaldılar ama çok yönlü bir karşı kuşatma dış politikası uygulamak için küçük bir seçenekleri var. Yine de İran şu anda tamamen 11 Eylül sonrası Afganistan, Orta Asya, Irak ve Körfez ülkelerinde Amerikan askeri üsleriyle çevrili. Afgan, Irak, Pakistan ve Fars Körfezi sınırlarında ABD askeriyle karşılaşıyor ve sürekli gergin ABD ekonomik yaptırımıyla yaşıyor, hem de Bush yönetiminin devam eden davul sesi İran?ın nükleer (ve muhtemelen diğer) tesislerine olası hava saldırıları içerecek şekilde tehdit ediyor.

İran?ın yaptırımlara ve hilekâr ya da dışlanmış bir ülke olarak şeytanlaştırılmasına karşı yanıtı ?Doğu?ya Bakan? bir dış politika geliştirme oldu, yani kendi içinde Körfez?deki Amerikan enerji hegemonyasına bir meydan okuma oldu. Bu politika Hindistan Bangalor?da eğitim gören Dışişleri Bakanı Manuçehr Muttaki tarafından büyük beceriyle yürütülüyor. Bir taraftan Çin, Hindistan ve Pakistan ile yoğun enerji anlaşmalarına odaklanırken, bir taraftan da Afrika ve Latin Amerika?ya önem veriyor. Amerikan yeni muhafazakârlarının korkusuna kıtalar arası ?şer ekseni? hava yolu İran Hava Yoluyla Tahran-Karakaş uçuşları zaten mevcut.

İran?ın diplomatik (ve enerji) menzili şu anda çarpıcı bir durumda. Bu yıl ben Bolivya?dayken, Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales?in jetinde İran elçisinin Venezüella?ya gittiğini öğrendim. Elçi, söylendiğine göre, Morales?e ?Amerikan emperyalizminin? etkisini dengelemek için ?istediği her şeyi yapmayı? teklif etti.

Bu arada Türkler, İranlılar, Ruslar, Çinliler ve Amerikalılar arasında şiddetli bir enerji yarışı gelişiyor ? Orta Asya?dan petrol ve doğal gaz akışı olarak hangi ticari rotaların gelecekte önemli olduğu üzerine bahse giriyorlar.

Oyuncu olarak İran kendine petrol ve gaz yakıtlı yeni İpek Yolunda ? yeni Asya enerji güvenlik gridinin bel kemiği ? kaçınılmaz pazar devleti olarak yer bulmaya çalışıyor. Krallar Kralı Darius döneminde sahip olduğu üstünlüğün birazını ancak bu şekilde yeniden elde edebilir. ABD yeni Soğuk Savaşçılarının, Siyonist muhafazakârların, koltuk emperyalistlerinin ya da bunların hepsinin böyle kolektif ? ve tehdit edici ? bir kriz çıkarmalarının aslında ana sebebi bu.


3. Ahmedinejad neyin peşinde?: Eski İran devlet başkanı Muhammed Hatemi?nin ?medeniyet diyalogu? önerdiği günlerden beri İranlı diplomatlar sürekli İran?ın nükleer programındaki resmi konumunu tekrar ettiler: barış içinde; Uluslar arası Atom Enerji Ajansı  (IAEA) askeri nükleer güç gelişimine dair bir kanıt bulamadı; dini liderlik atom silahlarına karşı çıkıyor; ve İran ? ABD?nin tersine ? geçmiş çeyrek milenyumda herhangi bir ulusa saldırmadı ya da işgal etmedi.

George W Bush ve İran Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinejad?ı yeni Cazcı Kardeşler olarak düşünün: her ikisi de Tanrı?dan gelen bir misyon yüklendiklerine inanıyorlar. Her ikisi de köktendinci. Ahmedinejad dokuzuncu yüzyılda ?ortadan kaybolan? ve saklı kalan Şii mesihi Mehdi?nin yakında zuhur edeceğine şevkle inanıyor. Bush da kıyamete ve Mesih İsa?nın döneceğine şevkle inanıyor. Ancak güncel işgalleri ve değişmeyen tehditlerine rağmen sadece Bush Batılı ideoloji makinesinden (bir nevi) serbest geçiş alıyor, Ahmedinejad ise yeni Musevi Katliamında Hitler tarzı bir inanan olarak tanımlanıyor.

Ahmedinejad kızgın, tamamen mantıksız, Yahudilerden nefret eden, ?İsrail?i haritadan silmek? isteyen, Musevi katliamını reddeden İslam faşisti olarak acımasızca gösteriliyor. Bağlam dışında kabak tadı vererek tekrar edilen bu meşhur alıntı pek bilinmeyen bir Siyonist karşıtı öğrenci konferansındaki Ekim 2005 konuşmasından geliyor. Farsçadan kelimesi kelimesine çeviride Ahmedinejad?ın dediği şuydu; ?Kudüs?ü işgal eden rejim zamanın sayfalarından yok olmalıdır '. Aslında 1979 İslam Devrimi lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni?nin ilk kez 1980?lerin başlarında söylediği sözleri alıntılamıştı. Humeyni Filistinlilere karşı adaletsiz olan bir rejimin yerine daha eşitlikçi bir rejim geleceğini umut ediyordu. İsrail?e atom bombası atmakla tehdit etmiyordu.

İran-Irak savaşının en şiddetli yıllarında, 1980lerde Humeyni nükleer silahların üretiminin, sahipliğinin veya kullanımının İslam?a karşı olduğunu açıkça dile getirdi. İran?ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney daha sonra aynı şartlarda bir fetva ? dini karar emri ? verdi. Bununla beraber teokratik rejim için İran nükleer programı, İran?ın tüm sosyal sınıfları ve eğitimsel alt yapıları tarafından geniş ölçüde Anglo-Sakson sömürgeciliği olarak düşünülmesine karşın güçlü bir bağımsızlık sembolüdür.

Ahmedinejad İran nükleer programına düşkün. Ülke içi popülerliği bağlamında yağlı ekmeği. İran-Irak savaşı esnasında Saddam Hüseyin karşıtı Kürt güçlerini destekleme takımının bir üyesiydi. (şu anda Irak?ın Kürt devlet başkanı olan Celal Talabani ?Amca? ile dost olduğu zamandı) Gerilla savaşında eğitilen çok fazla devlet başkanı yoktur. Tahran?da spekülasyonlar yayılmış vaziyette. Ahmedinejad?ın, Kudüs Gücü liderliğinin, İran Devrim Muhafızları Ordusunun seçkin bir bölümünün, sıkı gönüllü militanların, (İran?da ?20 milyonluk ordu? olarak bilinen) Basij kuvvetlerinin ülkenin teokratik rejimi ve hizipleşmesini güçlendirmek için İran nükleer tesislerine bir ABD saldırısı olacağına bahse giriyorlar.

Reformcular Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin?in geçen Ekim ayında Tahran?a ziyaretine gönderme yapıyorlar. Dini Lider tarafından karşılanmıştı (bu çok ender yapılan bir onurdur). Şiddetli tartışmalara yol açan İran nükleer dosyasını halletmek için Putin yeni bir plan önerdi: İran topraklarında nükleer zenginleştirmeyi durduracaktı, karşılığında Rusya, Avrupalılar ve IAEA (Uluslar arası Atom Enerjisi Kurumu) ile birlikte barış içinde bir nükleer işbirliği ve geliştirmesi olacaktı.

O sırada İran?ın nükleer baş müzakerecisi, Dini Lider Hamaney?in yakın dostu Ali Larijani lider kendisi olduğundan bu fikrin ciddi olarak düşünüleceğinin bilinmesini istedi. Ancak Ahmedinejad hemen kamuda Dini Lideri tekzip etti. Hatta daha da şaşırtıcısı, açıkça liderin razı olmasına rağmen, Larijani?yi görevden alıp yerine ideolojik ilke ve kararlarından vazgeçmeyen kadim dostu Said Celili?yi getirdi.


4. Yumuşak bir devrim görünmüyor: 2005 İran seçimlerinden önce, Dini Lider?in evinde yönetici Ayetullahlarla gizli, yüksek seviyeli bir toplantıda Dini Lider o zamanki mazlum kitlelere çekici gelen popülist söylemi ve dindar muhafazakarlığıyla Ahmedinejad?ın rejimi yeniden canlandıracağı sonucuna vardı. (Oldukça ilginç bir şekilde Ahmedinejad?ın kampanya mottosu şuydu: ?Yapabiliriz.?)

Ancak yönetici Ayetullahlar yanlış hesapladı. Gücün tüm kilit noktalarını ? Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi, Muhafızlar Konseyi, Hâkimlik, bonyadlar (ekonominin geniş bölümünü kontrol eden İslami vakıflar), ordu, İran Devrim Muhafızları Heyeti (1979?da Humeyni tarafından kurulan ve son zamanlarda Bush yönetimi tarafından terörist örgüt olarak etiketlenen benzer ordu), medya ? kendileri kontrol ettiğinden, kendini ?halkın sokak çöpçüsü? olarak niteleyen birini kontrol edebileceklerini sandılar. Ne kadar da yanıldılar.

Hamaney?in kendisi için bu büyük bir işti. 18 yıllık durmaksızın iç mücadeleden sonra sonunda yasama, yargı, IRGC, Basij ve Kum?daki önemli Ayetullahları olduğu kadar yürütme gücünün tam kontrolünü de ele geçirmişti.

Ahmedinejad kendi açısından gündemini serbest bırakmıştı. Pek çok reformcu düşüncede diplomatların olduğu Dış İşleri Bakanlığı?nı tasfiye etti; İçişleri Bakanlığı ve Kültür ve İslami Rehber Bakanlığını eğlence sanayi ürünlerinden bayanlar için renkli Hindistan malı başörtülerine kadar her tür ?menfur? Batılı etkileri yasaklamayı teşvik etti; ve kabineyi İran-Irak savaş günlerinden devrimci arkadaşlarıyla doldurdu. Bu arkadaşlar yönetimsel olarak yetersiz oldukları kadar ? özellikle ekonomik politika bağlamında ? sadık olduklarını ispat ettiler. Dini Lider Hamaney altındaki teokratik liderliği sağlamlaştırmak yerine Ahmedinejad popüler olmayan yönetici seçkinleri giderek parçaladı.

Bununla beraber, Ahmedinejad?ın ekonomik yetersizliğiyle rahatsızlığı cadde barikatlarına dönüşmedi ve muhtemelen dönüşmeyecek de; ya da yeni muhafazakârların fantezi toprak senaryolarına karşın İran?ın nükleer tesislerine bir saldırı dahi popüler bir ayaklanmayı provoke etmeyecektir. Her bir siyasi grup yurtsever gururun dışında nükleer programı destekliyor.

Burada kesinlikle çarpıcı bir paradoks var. Rejim enerji zengini bir toprakta zorunlu sertlikten ve sosyal devingenliğin sanal yokluğu alabildiğine benimsenmemiş olabileceğinden rağbet görmemiş olabilir ancak milyonlar için özellikle taşradakiler ve uzak şehirlerdekiler için hayat hala katlanılabilir. Geniş şehir merkezlerinde ? Tahran, Isfahan, Şiraz ve Tebriz ? çoğu insan adetlerin özgürleştirilmesiyle birleşen piyasa odaklı ekonomiye yönelecektir (rejim diğer yöne gitmekte ısrar etse bile). Bununla beraber, ufukta hiçbir yumuşak devrim görünmüyor.

Bugünkü İran güç siyasetinin Fars minyatürü gibi karışık oyununda en az dört ana grup onamakta ? ve diğer ikisi, devrimci sol ve laik sağ, tamamen marjinalleşse de unutulmamalıdır.

Aşırı sağ grup ciddi biçimde muhafazakâr ama ekonomik olarak sosyalist ve başından beri Mısırlı Müslüman Kardeşler ile aynı çizgide. Ahmedinejad bu grubun yıldızı.

Dini Lider?den binlerce bölgesel dindar karakterlere kadar din adamları tamamen muhafazakar, hatta aşırı sağcılardan daha fazla yurtsever, gene de Ahmedinejad?ı genel olarak sevmezler. Ama önemli bir iç bölünme var. Oldukça zengin olan bonyadlar -  tüm ekonomik alanlarda aktif olan İslami vakıflar ? Batı ile ciddi uzlaşma istiyorlar. Batılı hiziplerin baskıları altında ulusal menfaate karşı hem sermayenin hem de beyinlerin devamlı kaçışı olacağını biliyorlar.

Tahran?daki ekonomistler İran?ın Fars Körfezindeki petrol monarşisine 600 milyar dolarlık bir fonla yatırımda bulunabileceklerini tahmin ediyorlar. En iyisi ülkeden kaçırmaya devam etmek. Ancak İslami kuruluşlar yaptırımlarla daralan ekonomik yapının Ahmedinejad?ın otoritesini zayıflatabileceğini biliyorlar. Geniş ekonomik menfaatleriyle hükümetin kilit noktasında olan aşırı etkili devrim muhafızları da bu iki grubun arasında. Sünni Arap ülkeleriyle yakın ilişkiler geliştirmek adına Siyonizme karşı savaş açmış durumdalar ve nükleer programın devam etmesini istiyorlar. Aslında devrim muhafızlarının büyük bölümü sadece ?Amerika Şeytanından? gelecek saldırıyı önlemek için değil aynı zamanda Orta Doğu ve Güney Batı Asya?daki politik ve asker güç dengesini dağlamak amacıyla da İran?ın nükleer ülkeler kulübüne girmesi taraftarılar.

Solun şimdiki partizanları aslında Humeyni?nin oğlu Ahmed Humeyni?nin eski partizanlarıydı. Sonra, Sovyet tarzı sosyalizmden bir tür dini demokrasiye geçmelerinden sonra yeni ikonları eski devlet başkanı (?medeniyetler diyalogu? ile ünlü) Muhammed Hatemi oldu. Neticede gençlerin ve kadınların oylarını alan, Alman filozof Jerman Hebermas?ın İran?daki demokratikleşme olasılığına olduğu kadar sivil topluma da uygulanabilecek düşünceleri hakkında yazan bir İslami devlet başkanıydı. Maalesef bu ?Tahran Baharı? çok sürmedi ve çoktan gitti.

İran?da şüphesiz anahtar pozisyonundaki bir isim de iki dönem devlet başkanlığı yapmış olan ılımlı Haşimi Rafsancani. Rafsancani 86 din adamından oluşan Danışma Konseyi?nin başı durumunda ve İslami Şura?nın yetkileri arasında İslam devletinin Dini Liderini azletmek gibi oldukça kritik yetkiler bulunuyor. Şu anda ülkenin aydın kesimi ve kentlerdeki gençler tarafından destekleniyor. Halk dilinde ?Köpek Balığı? olarak bilinen Rafsancani tam bir Makyavelli. Washington?daki anahtar oyuncularla yakın bağları olan ve ülkenin değişen gücü olarak Hatemi ile Hamaney arasında gidip gelen yetenekli bir hokkabaz.

Rafsancani ülkenin Dini Liderlerinin her zaman destekçisi olmuştur. Rejimin fiilen ikinci adamı olarak arayışı sadece 1979 İslam devrimini ?kurtarmak? değil, aynı zamanda İran?ın bölgesel gücünü sağlamlaştırmak ve ülkeyi Batı ile uzlaştırmak. Büyük şehirlerde İran gençleri arasında estirilmeye çalışan İslam karşıtlığı rüzgârının farkında olan Rafsancani küresel modernlik seçkinleriyle bütünleşme taraftarı.

Şayet Bush yönetimi uçak gemilerini Körfeze indirmeyi gerçekten isterse ve Tahran?da kendisini dinleyecek ve konuşacak birini arayacak olursa, bu kişi kesinlikle Rafsancani olacaktır.

5. Yeni İpek Yolunda Başı Çekmek: Tahran?daki reformcu arkadaşlar bana ülkenin büyük ölçüde 1960lardaki Çin?de veya 1980lerde Küba?daki Kültürel Devrime benzer bir atmosfer olduğunu söylüyorlar. Washington?un hayal edebileceği ?kadife? veya ?portakal? ya da ?lale? gibi Batılı tarzda bir hareket henüz ufukta görünmüyor.

Bu şartlar altında İran?a bir Amerikan hava saldırısı olursa neler olabilir? Dini Lider 2006?daki konuşmalarında kendi tarzında tehditlerini sundu. İran?a saldırılırsa, dünyanın herhangi başka bir yerinde ABD menfaatlerine karşı şüphesiz güçlü bir misilleme olacağını söyledi.

Güney Irak?taki Amerikan üslerinden Hürmüz Boğazına kadar İranlılar askeri güce sahip olmasa da Amerikan güçlerine ve menfaatlerine ciddi zarar verebilecek durumdalar ? özellikle dünya petrol fiyatlarında artışa neden olabilirler. Böyle bir ?savaş? kesinlikle herkes için bir felaket olacaktır.

Bununla beraber, İran dini liderliği Bush yönetiminin ve ABD askeriyesinin Irak ve Afganistan?daki savaşlarda tükendiğinden saldırmayacağından emin görünüyor. Sırtlarında bir gelgit hissediyorlar. Bu arada artan enerji fiyatlarıyla öne çıkan ?Doğuya Bak? stratejisi meyvesini veriyor.

Ahmedinejad Güney Asya?daki turunu yeni tamamladı ve Amerikan yeni muhafazakârları umutsuzluğa düşürecek Asya enerji güvenliği gridi hızla gerçekleşiyor. İki yıl önce Tahran?daki Petrol Bakanlığında İran?ın ?Asya ve Fars Körfezinin jeo ekonomik politikalarda karşılıklı dayanışmasının? tam temini üzerine oynadığını duydum.

Bu yıl İran nihayet doğal gaz ihraç eden bir ülke haline geldi. ?Barış? borusu diye de bilinen 7.6 milyar dolarlık İran-Pakistan-Hindistan boru hattı taslağı başladı. Bu her iki Güney Asyalı ABD müttefiki Bush yönetiminin isteklerini dikkate almıyor ve İran?la hızla ekonomik, siyasi, kültürel ve ? önemli derecede ? jeo stratejik bağlarını güçlendiriyor. İran?a bir saldırı kaçınılmaz şekilde Asya?ya karşı yapılmış bir saldırı olarak görülecektir.

Bunu yapmak büyük felaket olacaktır ve şu anda her zamankinden daha fazla Cheney?in Washington?daki grubu (gelecekte olası devlet başkanı John McCain?den bahsetmeye gerek yok) bombalamaya hazır görünüyor. Belki de Mehdi?nin kendisi ? gizemli bilgeliğiyle ? yeniden doğmak üzere Kum şehrine doğru yürümek için Asya?ya karşı ABD savaşına oynuyordur.


*Pepe Escobar  Globalistan: How the Globalized World is Dissolving into Liquid War (Küreselleşme: Küreselleşen Dünya Nasıl Sıvı Savaşında Çözülüyor) (Nimble Books, 2007) ve Red Zone Blues: a snapshot of Baghdad during the surge (Kızıl Bölge Mavileşiyor: Kuvvetlerin geçici olarak güçlendirilmesi sırasında bir Bağdat enstantanesi) kitaplarının yazarıdır. Yazara [email protected]. adresinden ulaşılabilir.

 

Bu makale Hale Akman tarafından TİMETURK için tercüme edilmiştir.

 

 

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

YORUMLAR (0)

Görüş Bildir Bizimle Paylaş