$

Dolar

46,4792

Euro

53,3552

£

Sterlin

61,5968

Frank

57,6227

Gram Altın

6.205,5000

Bitcoin

2.942.853

$

Dolar

46,4792

Euro

53,3552

£

Sterlin

61,5968

Frank

57,6227

Gram Altın

6.205,5000

Bitcoin

2.942.853

Türkiye

İdeoloji ve Söze Dair

İdeoloji sözcüğü kendisinden fiil türetilmesi neredeyse imkânsız olan bir sözcüktür. Bu, Hint-Avrupa dillerinin dehasından kaynaklanmaktadır.

16.04.2008 - 11:41
Timeturk Editör
İdeoloji ve Söze Dair
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

Abdulvehhab el-Mesiri*

Dilimizin siyasi terminolojisinde yaygınlık kazanmış olan ?İdeoloji?, Hint-Avrupa dillerine ait Yunan kökenli bir sözcük olup, iki parçadan [ idea (fikir) ve logos (köken olarak ?sözcük? ama kullanılan dilde ?araştırma? ya da ?bilim? anlamlarına gelen)] sözcüklerden müteşekkil bir kelime olup tam olarak ?sözcük/kelime? anlamına gelmektedir. İdeoloji sözcüğü, bizim düşünce ve dil sistemimizle ilişkili köklere sahip olup orijinal Grekçede bir şeyin kendisi ve zıttı anlamına gelen farklı anlamlara delalet edebilmektedir.

?Vakıayı zorunlu olarak basitleştirerek anlatan inançlar manzumesi? anlamını ihtiva ettiği gibi ?vakıayı aksettiren inanç manzumesi? veya ?Vakıanın sadece bazı yönlerini çarpıtacak şekilde basitleştirerek aktaran? ya da ?Vakıayı çarpıtan? hatta ?İnsanın vakıaya ilişkin düşüncesini tahrif ederek onun gerçeklerini görmesini engelleyen? anlamlarını da içermektedir.

Bu nedenle, bazen insan davranışına rehberlik etmeye yarayabildiği gibi bazen de aksi tesirler doğurabilir. (Buradan hareketle ideolojik düşüncenin, bilimsel ve objektif düşüncenin karşısında yer aldığı söylenebilir.)

Üstüne üslük, ideoloji, şiir formuna ya da kendisi aracılığıyla siyasi vakıanın kavranabildiği allegori formuna bu yönüyle çok benzemektedir.

İdeoloji, mesaj ulaştırma amacını taşıyan bir ifade aracıdır hatta yıkıcı olduğunda başarılı olur. Başka bir ifadeyle, bazı hakikatleri yok ederken bazılarını da teyit eder, kendisine inananlara bu şekilde mesaj verir ve onları kendi etrafında tutmayı başarır.

Faşist ya da Nazist ideolojiyi bu minvalde değerlendirebiliriz. İkisi de vakıayı rahatça basitleştirerek kitleleri seferber etme gücünü artırmışlardır. Komplo kuramları için de aynı şey söylenebilir.

İdeoloji bazı anlamlarıyla geçmişten neşet eder ve ona özlem duyar. Bazı anlamlarıyla ânı/yaşanan hali yansıtırken bir diğer anlamıyla ise geleceği ve en yüce ideali müjdeler. Dördüncü anlamında ise maziyi halle ve istikballe irtibatlandırır, böylece mazi, hali dönüştürmek için bir araç haline gelerek asr-ı saadete, yani geleceğe dönüşür.

Bu düşünceye göre ideoloji bir faaliyettir çünkü kitleleri gerçeklerden uzaklaştırır; başka bir görüşe göre de ideoloji, kitleler için gerçekleri basit ve algılanabilir hale getirmesi nedeniyle bir faaliyete dönüşmüştür. Tüm bu nedenlerden dolayı, ideoloji her şey ve zıddıdır. İdeoloji kelimesi, içerdiği anlam kapasitesi nedeniyle konuşan kişinin bakış açısına göre farklı anlamlara gelebilir.

Örneğin bir Marksist, çalışan sınıfların ideolojisinden bahsettiğinde, çoğu zaman yaşanan vakıayı reddeden ve söz konusu yükselen sınıfın bakış açısının ifadesi olan fikri manzumeler bütününü ve bu sınıf aracılığıyla gerçekleşecek olan tarihsel hareketi kasteder.

Ancak aynı kelimeyi bir sağ düşünür kullanırsa bu, kendisiyle tarihi anlamanın mümkün olmadığı çatışmacı düşünce ya da maddi gerçeklikle tamamıyla bütünleşmesinden kaynaklanan ve kendi dar maddi/sınıfsal çıkarlarının ifadesi olan bir düşünceyi anlatmaya çalıştığı anlamına gelir.

?Bu yönetici sınıf, ideolojik perspektife sahip değil? şeklindeki bir ifade ise, bu sınıfın mükemmel ve sistematik bir düşünceye sahip olmadığı ya da yaşanan vakıaya ilişkin bir bakış açısının olmadığı anlamına gelir.

?Bu salt ideolojik bir bakış açısı? ifadesi ise vakıanın parçalanmış bir anlayışının deruhte edildiği bir çizgiyi ifade eder; bu düşünce, vakıadan uzak olması hasebiyle kendini vakıaya yaklaştırmalıdır; ta ki gerçeklikle uyum arz etsin. Örneğin 1977 yılında Bağdat?ta gerçekleşen ?Siyonist Irkçılık?la ilgili bir konferansta Sovyet Bilim adamları heyetinin başı olan bir bayan, siyonizmin işçileri, köylüleri ve çiftçileri kovduğunu söylemişti. O, bu ifadesiyle tarihi, bir bütün olarak sınıfsal bakış açısıyla algılamaya çalışıyordu. Ben ona siyonistlerin sadece işçileri ve çiftçileri değil; onlarla birlikte kapitalistleri, derebeylerini ve proleterleri de kovduğunu çünkü bu insanların işçi ya da kapitalist oldukları için değil, sadece ve sadece Arap oldukları için kovulduklarını, hoşumuza gitmese ve hatta sevmesek bile tarihî gerçeklerle yüzleşmemiz gerektiğini hatırlattığımda, o fazıl ve değerli bilim kadını beni, metafizik düşünceye saplanıp kalmakla suçlamış ve siyonizmin gökten indiğini söylediğimi iddia etmişti. Benim söylediklerime cevap vermekle kendisini yormaya tenezzül etmemiş, sözlerimi bütünüyle tahrif ederek böyle kısa ve yetersiz bir karşılık vermekle yetinmişti.

Açıktı ki benim vakıayı yorumlama yöntemim onunkinden çok daha objektifti ancak onun söylemeye çalıştığı şey, benim onun basitleştirilmiş ancak bilimsel ve objektif teorisini yeteri kadar anlayamadığımdı.

Öyleyse ideoloji kelimesi, terminolojisi farklı anlamlara delalet eden bir ifade olup aynı zamanda dilimize de yabancıdır. Yabancı oluşu nedeniyle ona bir eylem atfetmek, bu sözcükten fiil türetmek oldukça zorlaşmaktadır. Abdullah el-Aravi, bunun için (yuedlec-ideolojileştirme) kelimesini tavsiye etmiştir. Özünde olumsuz bir anlamı olan bu kelime, zihne hiçbir şey çağrıştırmamaktadır. Sanki hiçbir şeye işaret etmeyen ya da sadece ideoloji kelimesinin içindeki harflerin ardı ardına dizilmesinden ibaret bir kelimedir. Ancak ideolojileştirme eylemini yapan kişinin bu eylemiyle ilgili hiç kimse bir anlam çıkaramamaktadır.

İdeoloji sözcüğü kendisinden fiil türetilmesi neredeyse imkânsız olan bir sözcüktür. Bu, Hint-Avrupa dillerinin dehasından kaynaklanmaktadır. Bu, tek bir fiilin temel birim olduğu ve bütün isimlerin, fiillerin ve sıfatların kendisinden türetildiği Arapçanın aksine merkezinde ismin bulunduğu bir dildir.

Bana göre, Arap insanı, isimle düşünmeyi bırakıp da fille düşünmeye başladığı andan itibaren daha yaratıcı olmaya başlayacaktır.

Fiil, bir hareketi bir aktiviteyi ya da bir hareketsizliği tanımlayan bir sözcüktür. Aynı anda hem faili (özneyi) hem de mefulu (nesneyi) içerebilir. (Üniversitedeki konferanslarımda özne-nesne sorunsalını çözümlemek amacıyla dilin, ?metni konuşturan? Arap formuna sık sık dönerim.) Metin ancak eleştirmen aracılığıyla kendini açar.

Bu, eleştirmenin sözcüğe istediği anlamı yükleyeceği manasına gelmemektedir. Anlatılmaya çalışılan, eleştirmenin metinle ilişkiye girdiği, ondan anlam istinbat ettiği, o dilin kurallarını keşfettiği, böylelikle dili konuşturmaya başladığı, gizemine vakıf olduğu ve bu sırrı açığa çıkardığı anlamına gelmektedir.

Konuşturmak, biri diğerini yok etmeden, özne aracılığıyla konuyu anlatmak ve konu aracılığıyla özneyi tanımak olmaktadır. Böylece metin, metin olarak; eleştirmen de eleştirmen olarak kalır. Metnin ya da yazarın ölümünden bahsetmek yerine (bütün bu terimler Nietzsche?nin ?Tanrı öldü? cümlesinde ifadesini bulan bütün büyük anlatıların, mutlaklıkların ve anlamın öldüğünü ifade eden yargılarından kaynaklanmaktadır) biz metinle eleştirmen arasındaki etkileşimden bahsediyoruz.

Hint-Avrupa dillerinde üretildiği gibi benzer bir türetime bizim dilimizde rastlamanın mümkün olduğunu sanmıyorum. Açıktır ki fiil, bizim epistemolojik modelimizde isimden daha çok yer almaktadır.

Fiille düşünmek, bizi tarihi geçmişimize daha da yaklaştıracak ve Arap dilinin özüne dönmemizi sağlayacağı gibi, ideolojileştirmelerde bulunan Arap entelektüeline fazla saygı duyduğunu sanmadığım Arap halk kitleleriyle yeniden ilişki kurmamızı sağlayacaktır.

Kültürel mirasa ve Arap sözlüğüne dönmek, milli benliğin şişirilmesi ya da Antika toplama merakından (ve hatta halka yaklaşmaktan) kaynaklanmıyor. Biz başka medeniyetlerden yararlanmayı reddeden insanlar olmadığımız gibi, onlardan kelime ya da terimler almaya karşı bir medeniyetin çocukları da değiliz.

Kadim dönemde Araplar bunu başarıyla ve cesaretle gerçekleştirdi. Dağarcıklarında ihtiyacı giderecek sözcük bulamadıklarında başka dillerden sözcük aldılar. Alçakgönüllü olduklarından ya da tembel olduklarından değil. (O yüzden onlar muzafferken biz, bu yüzyılın başında başlayan hezimetler silsilesine düçar olduk.)

Arapça sözlüğe dönmekten maksat, vakıayı gözlemlemekten aciz kalan ya da kendine has yöntemlerle bu eylemi gerçekleştiren Batılı ifadeler yerine ifade gücüne sahip ıstılahlar bulmaktır. Çünkü dile ilişkin manzumeler, fikrî manzumelerle ilişkilidir. (Sadece aradaki bağlantıdan bahsediyorum. Bu, dilsel manzumeyle fikri manzumenin bütünüyle örtüştüğü anlamına gelmiyor. Bir başka ifadeyle her insanın kendi dilsel ve epistemolojik dünyasına haps olduğunu ve insanlar arasındaki iletişimin imkânsız olduğunu savunan görececi nihilist biri olmadığımı söylemek isterim. Söylemek istediğim şey, ortak insanlığa ulaşmak için farklı yolların bulunduğudur. Ben Arap ve Müslüman olarak dilim üzerinden bu ortak dile ulaşmalıyım. Son tahlilde daha mutmain, yaratıcı ve içinde insanlığın daha fazla olduğu bir dünya görüşüne mensubum.)

İdeoloji kelimesini, Arapçayı kendisine esir etmemek için kullanmayabiliriz de. İdeoloji kelimesi yerine (Kale) ?dedi? kelimesini ve iştikaklarını/türevlerini öneriyorum. Yaptığım bu öneri, söz konusu kelimenin yerine geçecek veya bu kelimenin tercümesi anlamına gelecek bir şey değildir. Buradaki amaç, isimlendirmeye ihtiyaç duyan insan faaliyetinin daha geniş ortak paydasına işaret eden farklı bir başlangıç noktası yakalamaktır.

Her ne kadar ideoloji, faaliyet anlamına gelmese de Batılı epistemolojik modelde bu faaliyet ?ideoloji? olarak isimlendirilmiştir.

Buradaki isimlendirme, faaliyetin kendisinden çok sonuçlarına dönüktür Bu nedenle, İngilizler dillerine, süreç anlamını taşıyan process kelimesini eklemek zorunda kalmışlardır. Ideologize (ideolojileştirme) kelimesi ise son derece sınırlı bir kullanıma sahiptir ve bu kullanım en az Arapçaya olduğu kadar İngilizceye de yabancıdır.

Arapça sözlüklerde sözün (kavl) ?kelam? anlamına geldiği söylenmiştir ancak aynı zamanda ?kendisine inanılan görüş? anlamında da kullanıldığı görülür. Sözün nedir (Ma Kavluk?) ifadesi, ?Görüşün nedir?? anlamına gelir. Bazı Araplara göre, ?Yolcunun bugün geleceğini mi söylüyorsun?? cümlesinde olduğu gibi kendisinden sonra müpteda ve haberin geldiği, zan anlamı taşıyan bir ifade olarak da görülmüştür:

?El-Kavlu?l Fasl? (ayırma sözü/nihai söz) terkibi, batıl yani yalan ve sahte söze karşı ?hakla batılı birbirinden ayıran söz? anlamında kullanılmaktadır. Bu sözcükle bağlantılı başka önemli kelimeler mevcut olup kullanmak istediğimiz terminolojik ifadeyi zenginleştirmektedir. Bir de ?el-Kal? (söz, iftira, dedikodu) şeklinde insanlar arasında düşmanlığı artıran gereksiz söz anlamına gelen bir kelime daha vardır.

Peygamber (s.a.v.) kılu kal?den men etmiştir. Aynı kökten gelen ve ?Likulli Makamin Makal? (Her makamın kendine mahsus sözü vardır) cümlesindeki gibi ?el-Makal? ifadesi bulunmaktadır. (Makale, tez) anlamına gelen ?el-Makal?, (el-Makaletu?l iftitahiyye) örneğinde olduği gibi konuşma/hitap anlamına gelen ?el-Makale? ve (doktrin, felsefi) öğreti anlamına gelen ?Makule? de yine aynı kökten türemiştir.

Netice olarak kale (dedi/söyledi) fiilinin sonsuz imkanlara sahip olduğunu görüyoruz. Örneğin; (Yekulu lehu) ifadesinde olduğu gibi ?ona hitap etti/konuştu? anlamını içerdiği gibi, (Yekulu aleyhi) cümlesindeki gibi ?içtihat etti/görüş belirtti? manasını ve (yekulu bihi) ifadesinde olduğu gibi ?gördü/düşündü? anlamını tazammun etmektedir.

Arapça sarf ilmi, tek bir kökten yüzlerce kelime üretme kapasitesini bize sunmaktadır. Kale fiili ve onun iştikakları, düşünme ve açıklama sürecinden neşet eden geniş insani bir faaliyete işaret etmektedir.

Arapça sözcükler, düşünmeyle düşündüğünü açıklamayı birbirinden ayırt etmezler. Hatta zaman zaman aynı anlamı çağrıştıran olgular haline gelmiştir. (Başka bir ifadeyle düşünceyle onu açıklama süreci arasında organik olmayan bir birlik söz konusudur. İçinde devamlılık ve inkıtayı birlikte barındıran boşluklarla birlikte bir varoluşa sahip olan bir birliktir bu).

Şayet biz ?el-kavl? ismini ve ?kale? fiilini başlangıç noktası olarak belirlersek, örneğin İngilizcede ideoloji anlamında ideology, hitap/söylem olarak dilimize tercüme edilecek discourse, ya da herhangi bir kişinin söyledikleri anlamında sayings gibi birçok kelimenin bulunduğunu, ancak yakından bakıldığında, Batı dillerinde ?el-Kavl? sözcüğünü tam olarak karşılayan bir kelimenin bulunmadığını fark ederiz.

Ben, Arap medeniyetinde ?kale? (söyledi) kelimesinin mana delaletini belirleyip düşündüğümüzde bunu, İngilizceden sayings kelimesinin tercümesi olarak alıp sonra da bu ?el-kavl? kelimesini yetersiz bulup açıklamak istediğimiz şeyi karşılamayacak bir yüzeyselliğe sahip olduğuna kanaat getirdiğimize inanıyorum.

Sonra da kelimeleri çöpe atıyor ya da Batılı kelimelerden kazandığı yüzeysel anlamıyla kullanarak kendi kendimizi sınırlıyoruz. Batılı sözlüklerden kelimeleri alarak işe başlıyor ve söyleyenin dışında kimsenin anlamadığı ?edlece? (ideolojileştirme) gibi kelimelerle çıkmaz sokaklarla karşılaşıyoruz. Bu süreç, Batı?ya ezeli bir bağımlılığa yol açmakta ve beşeri bilimler alanında Arap-İslam insanının yaratıcılığına kökten darbeyi vurmaktadır.

Tüm bunlardan dolayı, düşüncenin yaşanan pratikle ve bilincin düşünceyle ilişkisi hakkında ortaya atılan felsefi sorunlara uzak kalmaksızın ?çünkü bu sorunlar temel ve hayati sorunlardır- ideoloji kelimesini unutmayı ve toplumsal hafızamızdan silmeyi öneriyorum.

Hatta ben ideoloji kelimesinin kullanımına son verdiğimizde bunun bizi, bu sorunların insani ve felsefi doğalarını anlamaya götüreceğini ve bu sorunların Batılı terminolojilerle ilişkisi nedeniyle sahip olduğu Batılı içeriklerinden arındıracağını düşünüyorum.

Biz Batılı ifadeleri olduğu gibi almak istemiyoruz, tersine bütün medeniyetlerle gerçekleştireceğimiz diyaloglar sayesinde düşünmek ve kendimize ait değerler üretmek istiyoruz. Arap atalarımızın, İslam dışı medeniyetlerle etkileşimleri sayesinde, fikri sorunla karşılaştıklarında ne yaptılarsa aynısını yapmalıyız. Bu sorunlarla girdikleri diyaloğu tamamen İslami bir epistemolojik çerçeve içerisinde yönettiler. ?Acaba Yunanca Poesis kelimesinin Arapçadaki karşılığı ?şiir? midir, değil midir ?? diye tereddüt etmediler. Sadece kelimenin anlamsal delaleti karşılayıp karşılamadığına baktılar.

Utanma ya da övünme gibi bir tavır içerisinde olmadan tezlerime, yeni konumuma ve terminolojime ancak İslami kavramsal çerçeve içerisinde ulaşabileceğimi söyleyebilirim. Şu ana kadar anlattıklarımı, Batı düşüncesi ve Batı Düşüncesini şu ana kadar en iyi eleştirebilen bir doktrin olarak Marksizmle ülfetim olmasaydı anlatamazdım diye düşünüyorum. Her ne kadar Marksizmin Batı düşüncesine yönelik eleştirisi, Batı?nın kendi epistemolojik sistemi çerçevesinde yapılmış olsa da?

Ancak Batı kültür mirasıyla etkileşim içerisine girmem ve yeni sorular sormam, buradan oraya intikal ettiğim anlamına gelmiyor. Tersine, onları takip etmemiz, ne söylediklerini iyi anlamamız ve bu takibin beraberinde getirdiği soruları kendimize sormamız anlamına geliyor. Bu, gerçekleştirilmesi kaçınılmaz olan bir süreçtir. Kimliğimizden, epistemoloji modelimizden ve dilimizden vazgeçmediğimiz, ortaya koyduğumuz sorular bize ait olduğu ve bu sorulara içerden ama ötekine boyun eğmeden ve ötekiyle girdiğimiz diyalogdan yararlanarak cevaplar üretmeye çalıştığımız sürece, yaptıklarımız, Müslümanların yaratıcılığını artıracaktır.

*Mısırlı düşünür ve yazar.

Bu makale İslam Özkan tarafından TİMETURK için tercüme edilmiştir.

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın