DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

DOLAR

16,7613 ₺

EURO

17,4923 ₺

ALTIN

976,15 ₺

BİST

2.443,77 ₺

Suruş?un açıklamaları çok konuşulacak

İranlı ünlü düşünür Abdülkerim Suruş, Hollanda radyosuna verdiği röportajda, Kur?an-ı Kerim?in Peygamberin zihninin ürünü olduğu iddia etti. İşte ses getirecek o röportaj;

04.04.2008 01:56:00

Haber Merkezi / TIMETURK

Hollanda radyosuna verdiği röportajda büyük tartışmalara yol açan İran?ın tanınmış düşünürlerinden Abdülkerim Suruş, Kur?an-ı Kerim?in Peygamberin zihninin ürünü olan üst seviye bir şiir olduğunu ileri sürdü. Suruş, Kur?an?ın mazmun olarak ilahi, kalıp ve metin olarak ise beşeri bir yönünün olduğunu iddia ediyor. Suruş ayrıca Hollanda?da tercümesi gelecek yıl yayımlanacak ?Nebevi Tecrübenin Açılımı? isimli kitabında ?Muhammed Kur?an?ın yaratıcısıdır!? diyor. İşte Suruş ile yapılan röportaj ve İslam dünyasında ses getirecek açıklamalar;

Bugün modern dünyada vahyi nasıl anlamalıyız?

Vahiy ilhamdır, ariflerin ve şairlerin sahip olduğu bir tecrübe gibidir. Her ne kadar peygamber bu tecrübeyi çok yüksek bir seviyede yaşasa da modern zamanlarda biz vahyi şiirin istiarelerinden faydalanarak anlıyoruz. Bir İslam filozofunun dediği gibi vahiy şiirin en yüksek derecesidir. Şiir ilim ve felsefe ile farklı bir işlevi olan bir bilgi vesilesidir. Şair harici bir kaynağın ilhamıyla bir şey bulduğunu hisseder. Ve şairlik vahiy gibi bir istidat ve kabiliyettir. Şair insanlara yeni ufuklar açabilir. Yine şair insanlara cihanı farklı bir manzarada gösterebilir.

Size göre Kur'an-ı kendi zamanının bir mahsulü olarak mı görmeliyiz? Eğer öyleyse bu, Kur'an metnin oluşmasında peygamberin faal ve etkin bir rolünün olduğunu da içerir mi?

Klasik bir rivayete göre Peygamber sadece bir vesiledir. O peygamber tarafından kendine bildirilen mesajı naklediyordu. Bana göre Kur?an metninin oluşturulmasında peygamber mihveri bir role sahipti. Bu noktanın açıklanmasında şiirin istiaresinden yararlanıyoruz. Peygamber tıpkı bir şair gibi dışardan bir gücün kendisini etkisi altına aldığını hissetmektedir. Ama hakikatte peygamber her şeydir, metni üreten de yaratan da odur. İlhamın dışardan mı yoksa içerden mi kaynaklandığı bahsine gelince bence bunun bir önemi yok zira vahiy düzeyinde içeri ve dışarı arasında bir fark veya temeyyüz bulunmamaktadır.

İlham peygamberin nefsinden gelmektedir ve her insanın nefsi ilahidir. Ama peygamber diğer insanlardan farklıdır. Çünkü o, bu nefsin ilahiliğinin farkındadır. Dolayısıyla o bu bilkuvve durumu fiiliyata ulaştırmıştır. Nefsi Allah ile bütünleşmiş, bir olmuştur. Burada beni yanlış anlamayın, bu manevi birleşme ve ittihat peygamberin Allah olduğu anlamına gelmez. Bu ittihat peygamberin varlığı kadardır, yani bu ittihat beşeri ölçülerde bir ittihattır ilahi ölçüde değil.         

Mevlana bu ittihadın çapını belirtmek için şöyle buyurmuştur: ?Peygamberin Allah?la ittihadı, denizin bir testiye doldurulması gibidir.?      

Ama diğer taraftan peygamber vahyin yaratıcısıdır. Onun Allah?tan aldığı şey vahyin mazmunudur. Bu mazmun aynı geldiği gibi halka arz edilemez, çünkü bu haliyle vahiy onların anlayışının hatta kelimelerin ötesindedir. Aynı zamanda bu vahiy suretsiz ve şekilsizdir peygamberin işi onu herkesin anlayabilmesi için vahye uygun bir şekil ve suret vermektir. Peygamber de bu yüzden bir şair gibi bu ilhamı kendi bildiği dil ile insanların anlayış düzeyleri içerisinde yine sahip olduğu bilgi ve tasavvur çerçevesinde naklediyor.

Bu metnin şekillendirilmesinde onun şahsiyeti önemli bir rol ifa ediyor. Yaşamının önemli olayları hatta biyografisi bu şekillendirmede rol alıyor. Kur?an-ı okuduğunuzda peygamberin neşeli ve hüzünlü zamanlarını çok açık bir şekilde hissedebilirsiniz. Bütün bunlar kuran metninde görülebilir.

Peki, Kuran insani bir yöne sahiptir derken kuranın hata barındırabilir olduğunu mu ima etmek istiyorsunuz?

Geleneksel yaklaşımda Kur?an?ın hata barındırması mümkün değildir. Bugün müfessirlerin çoğu vahyin Allah?ın sıfatları, ölümden sonra hayat ve ibadetlerin kaideleri gibi temel konularda hata ve yanlış barındırmayacağını kabul ediyorlar ama kuranın bu dünyanın ve insan toplumunun meselelerine dair konularda hata ve yanılışa sahip olabileceğini söylemektedirler. Tarihi gerçeklere, diğer dinlere ve dünya yüzünde yer alan pratik işlere dair kuranın söylediklerinin doğru olması gerekmemektedir. Müfessirler genellikle Kur?an?daki bu tür hataların Kur?an?a bir zararı olmayacağını Kur?an?ın değerini düşürmeyeceğini sonucunu çıkarıyorlar. Çünkü Peygamber kendi zamanının insanlarının bilgi düzeyinde gönderilmiştir, onlarla peygamber olarak gönderildiği zamanın diliyle konuşmaktadır.

Benim farklı bir bakışım var. Ben peygamberin, farklı bir dile ve birikime sahip olduğu halde, vahye muhatap insanlarla kendi zamanının diliyle konuştuğunu ve onlara vahyi naklettiğini düşünmüyorum. Gerçekte onun söyledikleri ne ise inandığı ve bildiği de oydu. Konuştuğu dil ve sahip olduğu bilgi oydu. Ben onun yeryüzü, evren ve insan genetiği hakkındaki bilgilerinin o dönemin insanlarının sahip olduklarından daha fazla olduğunu ve bugün bizim sahip olduğumuz bilgiye sahip olduğunu sanmıyorum. Bu onun peygamberliğine bir halel getirmez çünkü o bir bilim adamı ya da tarihçi değil peygamberdi.

Siz Mevlana gibi tarihsel kişiliklere sahip ariflere ve feylesoflara işaret ediyorsunuz. Kuran hakkındaki görüşlerinizin köklerini ne ölçüde İslam geleneğinden almaktasınız? 

Görüşlerimin çoğunun kökleri İslam geleneğine dayanmaktadır. Nübüvvet çok umumi bir konudur muhtelif sınıflardaki insanlarda bulunabilir sözü hem Şii İslam?ında yer almaktadır hem de arifler nezdinde bulunmaktadır. Büyük Şii kelamcısı Şeyh Müfid Şiilerin imamlarını peygamber olarak görmemektedir fakat peygamberlerin sahip olduğu tüm nispetleri onlara izafe etmektedir. Yine arifler kendi yaşadıkları tecrübelerin peygamberlerin yaşadıkları tecrübeler cinsinden olduğuna inanmaktadırlar. Onlar yine kuranın beşeri bir mahsul olduğuna ve bil-kuvve hata kabul edebileceğine inanmaktadırlar. Bu Kur?an?ın Mahlûk olduğunu iddia eden Mutezile?yi hatırlatmaktadır.

Orta dönem İslam düşünürleri bu tür görüşlerini açık ve müdevven bir şekilde ortaya koymuyorlar, dağınık ve bir kılıf içerisinde sunmayı tercih ediyorlardı. Bu düşünceleri hazmedemeyecek halkın zihninin karışmasını, şaşkınlığa düşmesini istemiyorlardı. Buna bir örnek vereyim: Mevlana bir yerde diyor ki ?Kur?an peygamberin zihninin aynalarıdır.? Mevlana?nın bu sözünün tam kalbinde yatan, peygamberin şahsiyeti, onun iyi ve kötü hallerinin hepsinin kuranda görülebilir olduğu düşüncesidir.

Mevlana?nın oğlu daha da ileri gitmiş ve birden fazla kadınla evlenmeye Kur?an?ın cevaz vermesini açıklamak için, peygamberlerin kadınları çok sevdiklerini bu yüzden etraflarındakilere dörde kadar evlilik izni verdiklerini kuranın birden fazla kadınla evlenmeye cevaz vermesinin sebebinin de bu olduğunu ileri sürmüştür.

Şii geleneği Kur'an'ın beşeri olduğuna dair görüşlerinizi yaymanıza ve genişletmenize izin veriyor mu?

Sünni İslam?da akılcı Mutezile Kur?an?ın mahlûk olmayıp ebedi olduğunu savunan Eşarilik karşısında ağır bir yenilgi almıştır. Ama Şii İslam?ında mutezile bir yönüyle devam etti ve zengin bereketli bir felsefi geleneğin oluşması için zemin hazırladı. Mutezilenin Kur'an mahlûktur iddiası Şiilik içerisinde hemen hemen tartışmasız kabul edilen bir konudur.

Bugün gördüğünüz gibi Sünni ıslahatçılar Şiiliğin bu husustaki konumuna yaklaşmakta ve Kur?an?ın mahlûk olduğunu iddia etmektedirler. Ama İran ruhanileri Şii geleneğin felsefi kaynaklarını kullanarak din anlayışımıza yeni ufuklar açma hususunda mütereddit davranıyorlar. Çünkü onlar güçlerini dinin muhafazakâr algılamasından yararlanarak güçlendirdikleri için nübüvvet gibi konuları tartışmaya açmanın bu gücü ellerinden alacağından korkmaktadırlar.

Bir Ahlakî önder olarak sizce bugün modern Müslümanlar Kur?an?dan nasıl istifade ediyorlar?

Kur'an üzerinde beşeri bir telakkide bulunmak Kur?an?ın Zatî ve arızî yönlerini ayrıştırma imkânı vermektedir. Dinin yönlerinden bazısı tarihi ve kültürel olarak şekillenmiştir. Bunların bugün artık mevzulukları kalmamıştır. Bu Kur?an?daki bedensel cezalandırmalarla da ilgilidir eğer Peygamber başka bir kültürel ortamda gelmiş olsaydı bu cezalandırmalar muhtemelen onun mesajının bir parçası olmazdı.

Bugün Müslümanlara düşen Kur?an?ın cevheri mesajını zamanın akışı içerinde tercüme etmeleridir. Bu tıpkı bir dildeki atasözünün diğer bir dile çevrilmesi gibi bir şeydir. Atasözü diğer bir dile lâfzî olarak çevrilmez. Onun yerine çevrilecek atasözünün mana ve ruhunu taşıyan, aynı mazmunu içeren, yine aynı lafızları da içermese de olan, bir atasözünü bulup ona karşılık olarak veriyorsunuz.

Arapça da ?Falan kimse Basra?ya hurma götürdü? diyorlar. Bu atasözü İngilizceye tercüme edilmek istendiğinde ?Falan kişi Newcastle?a kömür götürdü? diye çevrilir. Kur?an?dan aldığımız tarihi ve beşeri idrak bize bu imkânı sunmaktadır. Ama Kur?an mahlûk olmayan ebedi bir ilahi kelamdır şeklinde kabul edersek o zaman aşılamaz sorunlarla karşılaşırız.

 

Bu röportaj Ayhan Yıldırım tarafından TIMETURK için tercüme edilmiştir.

 

İlgili Makaleler:

Dr. Ebubekir Sifil'in Suruş'a reddiyesi için tıklayın:

Abdülkerim Süruş: Modern bir savruluş (1)

 Selahaddin Çakırgil'in Suruş'a reddiyesi için tıklayın:

?Musteşrik?leri hatırlatan bir cür?etle Surûş, nereye?

Dr. Abdullah Nasri'nin Suruş'a reddiyesi için tıklayın:

Nübüvvet harmanını ateşe vermek (1)

Suruş ve Nasri arasındaki tartışmaların tümünü okumak için tıklayın:

http://www.fikritakip.com/news.asp?pg=1&yazi=2435

 

 

 

 

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

Görüş Bildir Bizimle Paylaş