DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

DOLAR

17,2835 ₺

EURO

17,7051 ₺

ALTIN

967,15 ₺

BİST

2.413,07 ₺

STK'lardan 'sivil anayasa' çağrısı

Anayasa Mahkemesi'nin AK Parti'nin kapatılması hakkında savcının hazırladığı iddianemeyi kabul etmesi sonrası STK'lardan sert açıklamalar geldi.

01.04.2008 15:51:00

Haber Merkezi / TIMETÜRK

Anayasa Mahkemesi'nin AK Parti'nin kapatılması hakkında Yargıtay Başsavcısı'nın hazırladığı iddianemeyi usulende olsa kabul etmesi, Türkiye ve dünyada geniş yankı buldu. Dünya basını kararı bir yargı darbesi olarak yorumlarken, AB Türkiye'yi uyardı.

Türkiye'den bir çok kesim de kararı 'skandal' olarak yorumladı. En sert açıklamalarda TSK'lardan geldi. Türkiye'nin önde gelen sivil toplum kuruluşları TGTV, Mazlumder ve TEHÖP (Temel Hak ve Özgürlükler Platformu) bünyesinde bulunan STK´lar yazılı açıklama yaparak, mahkemenin kararını sert bir dille eleştirdi. TGTV, açıklamasında 'hemen yeni bir sivil anayasa çağrısı'nda bulunurken, Mazlumder kararı, 'şaibeli iddianemin kabul edilmesi, hukukun lekenmesidir.' olarak yorumladı. TEHÖP'se Fatih Saraçhane parkında düzenlenen eylemde bir basın açıklaması yaparak kararla ilgili,'Anayasa Mahkemesi hukuksuzluğa oy vermiştir' denildi.
TGTV'nin yaptığı yazılı açıklamada şöyle denildi:

HEMEN YENİ SİVİL BİR ANAYASA

Anayasa Mahkemesi?nin, Yargıtay Başsavcılığı?nın AK Parti'nin kapatılma istemine ilişkin iddianameyi, devleti temsil eden Cumhurbaşkanı?nı da dahil ederek kabul etmesi yurt içerisinde ve uluslararası çevrelerde yargı darbesi olarak algılanmıştır. Bu durum, toplumun vicdanı olması gereken yargı erkinin güvenilirliği açısından herkesi endişelendirmektedir. Türkiye?de parti kapatma olgusu, demokratik düzenin vazgeçilmez unsurları olan siyasi partiler üzerinde Demokles?in kılıcı gibi bir tehdit olarak durmaktadır. Siyasal konuların yargıda değil, milletin iradesi ile oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi?nde demokratik yollarla çözülmesi gerekir.

Türkiye, Cumhurbaşkanlığı seçim sürecine girilmesinden bu yana sistematik bir gerilim içerisine çekilmek isteniyor. 2007' nin ağır hasarlarının yeni yeni ortaya çıktığını görüyoruz. 2008'i de kaybedersek, ülke olarak önümüze çok daha zorlu, çok daha çetin problemler çıkacaktır. Bunun bedelini kim ödeyecektir? Halka karşı imtiyazlarını elinde tutmak isteyen ve kendilerini devletin sahibi olarak gören bürokratik oligarşik yapıya 22 Temmuz seçimlerinde milletimizin verdiği cevap ortadadır. Buna rağmen halen aynı çevrelerce, bir psikolojik harp mantığıyla milletin üzerine gidilmekte, milletin inanç ve değerlerine saldırılmaktadır.

Birçok açıdan Türkiye'nin istikrarına zarar veren kapatma davasının yanı sıra bazı odakların ve uzantıları olan çetelerin girişimleri de ülkemizin demokratik, ekonomik ve sosyal kazanımlarını tehlikeye düşürmüştür. Sivil Toplum ve Gönüllü Teşekküller olarak bu üzücü duruma ve çocuklarımızın geleceğine yönelmiş bu tehdide geçit vermeyeceğiz.

Yıllardır yanlış politikalarla kanayan doğu ve güneydoğumuzdaki insanlarımızın problemlerine çözüm umutlarının yeşerdiği, PKK terör örgütünün yalnızlaşarak çözüldüğü, temel hak ve özgürlüklerle demokrasi alanında belirli bir mesafenin alındığı bir dönemde AK Parti kapatılmak istenmektedir. Artık Türkiye' de, 'siyasi istikrar' değil, 'siyasi gerginlik' başlamıştır. Dolayısıyla halkımız tedirgin, iş dünyası tedirgin, Avrupa Birliği tedirgin ve herkes tedirgindir.

Anayasa Mahkemesi?nden beklenen; hukukun gereğini yapması, siyasal düşünceleri yargılama sürecinde, kendi siyasal görüşlerini kapının dışında bırakmasıdır. Yargının saygınlığı, şiddete başvurmayan siyasi tercihler karşısında 'tarafsız' olmasına bağlıdır.

Siyasi partilerin kapatılması kabul edilemez. Siyasi partilerin kapatılmasının Türkiye'nin siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlarının çözümüne katkıda bulunmadığını yakın geçmişimizde defalarca gördük. Türkiye?de demokrasin sağlıklı bir şekilde işlediği hususunda gerek iç kamuoyu, gerekse uluslararası arenada soru işaretlerinin doğmasına yol açmaya kimsenin hakkı yoktur.

Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı (TGTV) olarak demokratik süreci sonuna kadar destekliyoruz. Hukuki sürecin ülkemizin kazanımlarına zarar vermeden işletilmesini, ülkemizin sosyal, siyasal ve ekonomik istikrarının korunmasını ve önümüzün açılması için; milletin değerlerine ve evrensel ilkelere saygılı yeni bir anayasa yapılmasını istiyoruz. Yargı ve yürütmesiyle, medya ve iş dünyasıyla, birlik, beraberlik ve dayanışma içerisinde Sivil Türkiye'nin tesis edilmesi gerektiğine inanıyor ve halktan yükselen bu talebin ötelenmemesini temenni ediyoruz.

Av. Necati Ceylan
Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı Başkanı

İşte Mazlumder'in açıklaması:

ŞAİBELİ İDDİANAME'NİN KABUL EDİLMESİ HUKUK'UN LEKELENMESİDİR.

Yargıtay Başsavcısı tarafından Adalet ve Kalkınma Partisi?nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi?ne sunulan iddianamenin şeklen uygun görülmesi, şaibeli bir iddianamenin Anayasa Mahkemesi tarafından kabulü anlamına gelmektedir.

İddianamenin bazı kısımlarının, Ergenekon soruşturması kapsamında adı geçen kişilerin bilgisayarlarında önceden kaydedildiğinin anlaşılması, iddianamenin zaten vahim bir durum arz ettiğini göstermektedir. Tekzip edilmiş haberlerin, Adalet ve Kalkınma Partisi kurulmadan önce sarf edilmiş sözlerin iddianamede yer alması, iddianame üzerindeki ciddiyetsizlik iddialarını güçlendirmiştir. Ayrıca Başsavcı?nın; başörtüsüne özgürlük getiren bir anayasal düzenleme girişiminde bulunduğu için Adalet ve Kalkınma Partisi?ne yönelik kapatma davasının açıldığını belirtmesi, iddianamedeki diğer iddiaların başsavcı tarafından önemli bulunmayan ve fakat dolgu malzemesi olarak kullanıldığı tezini güçlendirmiştir. Ayrıca Cumhurbaşkanı'nın da iddianamede yer alması, usulen önemli bir yanlışlığa düşüldüğü tartışmasını başlatmıştır.

Anayasa Mahkemesi, yargının Başsavcı eliyle siyasallaştığının belli olduğu şaibeli bir iddianameyi kabul ederek hukuka gölge düşürmüştür. Tüm parti kapatma girişimlerinin, sivil toplumun sesini kısmaya yönelik anti-demokratik uygulamalar olduğunu tekrar ifade ediyoruz. Kamu vicdanının kabul etmediği zorlama delillerle, seçmenin iradesini yok etmeye yönelik çalışmaları demokrasiye ve hukuka vurulmuş darbeler olarak algılıyoruz. Başörtüsüne özgürlük getirmeyi düşünen her partiyi tehdit eden bir yaklaşımı son derece tehlikeli buluyoruz. Demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işlemesi; ifade özgürlüğünün önündeki engellerin bütünüyle kaldırılmasıyla, farklılıklarımızı düşmanlık sebebi olmaktan çıkaracak hukuki düzenlemelerin yapılmasıyla ve yapıcı bir diyalog ortamının sağlanmasıyla mümkündür.


MAZLUMDER Genel Başkanı

Ömer Faruk GERGERLİOĞLU

TEHÖP (Temel Haklar ve Özgürlükler Platformu) üyesi STK´ların ortak deklare ettikleri metin de şöyle:

ANAYASA MAHKEMESİ HUKUKSUZLUĞA ONAY VERMİŞTİR!

Çok partili sisteme geçildiğinden bu yana Türkiye?de çeşitli bahanelerle ortalama her 10 yılda bir tekrarlanan darbeler ve muhtıralar ile halkın iradesi baskı altına alınmış, hukuk yoğun ve sistematik bir tarzda çiğnenmiştir.



Daha henüz 28 Şubat postmodern darbesinin ölümcül etkilerinden kurtulamamış siyaset kurumu, şimdi de halkın yarısının oyları ile iktidara gelmiş AK Parti?nin ?laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği? gerekçesi ile kapatılmak istenmesiyle komaya sokulmak istenmektedir. Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanı hakkında dahi siyasi yasaklılık talep eden hukuki anlamda tatmin edici gerekçelerle hazırlanmamış ve tamamen soyut suçlamalarla dolu bir iddianameyi kabul etmek sureti ile Cumhuriyet Başsavcılığının zeminini hazırladığı ?bir yargı muhtırası ile mi karşı karşıyayız? sorusunu akla getirmektedir.



İddianamenin Anayasa mahkemesine intikalinden 2 gün önce İşçi Partililerin bilgisayarına kaydedildiğinin Ergenekon soruşturması kapsamında ortaya çıkması bile iddianamenin geçersizliği için yeterli bir nedendir. Buna rağmen kamuoyu nezdindeki itibarı ve meşruiyeti 367 kararı ile tartışılır hale gelmiş olan Anayasa Mahkemesi, iddianameyi iade ederek davayı hiç görüşmeden reddetmek yerine davayı esastan görmeye başlamıştır. Bu durum yargı eliyle halkın vesayet altına alınmasından başka bir manaya gelmeyecektir.



Uluslar arası sözleşmeler ve Türkiye?nin de bağlı olduğu AB kriterleri uyarınca terör ve şiddeti yöntem olarak benimsememiş siyasi partilerin kapatılmasının hukuki değil, siyasi bir tasarruf olduğu açıktır. Siyasi partilerin soyut sebeplerle kapatılması en başta hukuk devleti ilkesiyle çatışmaktadır. Basit gerekçelerle iktidar partisinin kapatılması, millet iradesini ve milleti yok saymaktan başka bir şey değildir. 1960 ihtilalinden sonra 24 siyasal partiyi kapatılmasına tanıklık eden Türkiye artık bu ayıptan kurtulmalıdır.



Türkiye, gerçek gündemine geri dönmeli ve sorunlarına kalıcı çözümler üretmelidir. Kaos oluşturmaktan başka bir işe yaramayan suni gündemleri terk etme kararlılığını göstermelidir.

Toplumun temel problemi, halkın değerlerinden uzak olduğu halde kendilerini devletin vazgeçilmez ve tartışılmaz sahibi olarak gören bu zümrenin, halkın değerleri ve taleplerine karşı kesintisiz sürdürdüğü mücadeledir. Meşruiyetini toplumun iradesinden almayan ve halkın değerleri ile esaslı şekilde çatışan bu zümre önemli noktaları işgal etmekte olup, vesayet rejiminin devamı için hukuku hiçe saymaktadır.



AK Partinin kapatılmasına yönelik iddianamenin en somut gerekçesi, özgürlüklerin önünü açıcı düzenlemeler yapmaktır. Üniversitelerdeki kılık kıyafet nedeni ile eğitim ve öğretim hakkı önündeki engelleri kaldırma çabası ve bu yöndeki beyanatlar bile suç addedilmekte, halkın %80?ine yakın bir kısmının iradesi doğrultusunda oluşturulan anayasa değişiklikleri partinin kapatma sebebi olarak kabul edilmektedir. Hukuki temeli olmayan bu gerekçelerle halkın yarısının oyunu almış bir partiyi kapatmak olsa olsa halkın iradesini ve hatta halkı yok saymaktan başka bir şey değildir.



Meşruiyetini halkın iradesinden alan Anayasal düzeninin, yargı erkinden beklentisi yasama ve yürütmeye müdahale etmeksizin hukukun gereğini yerine getirmesidir. Bu dava, yasama ve yürütmeyi ve dolayısıyla egemenliğin sahibi olan halkı, yargıya boyun eğmeye zorlamaktadır. Meşruiyetini halktan almayan ve üstelik halka karşı kullanılan bir yetkinin varlığını kabul etmek mümkün değildir.

Son gelişmelerde göstermiştir ki; Türkiye?nin askeri müdahalelerin gölgesinden uzak, halk iradesini yansıtan yeni ve sivil bir anayasaya ihtiyacı vardır. Yeni anayasa ile millet iradesini vesayet altından kurtaracak düzenlemeler acilen yapılmalı, Anayasa Mahkemesi ve diğer yüksek yargı organlarının yapısında halk iradesini işler hale getirecek, hak ve özgürlükleri esas alan düzenlemeler esas alınmalıdır. TBMM, acilen bu meselelerde kalıcı çözümler üretmeli ve Türkiye?yi suni gündemlerle oyalayanlar hakkında gerekli çalışmalar başlatılmalıdır.

TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER PLATFORMU
(AKABE VAKFI, AKDER, ANADOLU GENÇLİK DERNEGİ, ASDER, HUKUKÇULAR DERNEĞİ, İHH, MAZLUMDER İstanbul Şubesi, ÖZGÜRDER, TAYDER, TİYEMDER,
ULUSLAR ARASI HUKUKÇULAR BİRLİĞİ)



 

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

Görüş Bildir Bizimle Paylaş