DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

İşadamına cari açık dersleri

Türkiye'de cari açık uzun süredir 'aşilin topuğu' olarak sunuluyor. Yani Türkiye'nin yumuşak karnı, en hassas kırılganlığı. Acaba şimdi cari açığın gidişatı ne yönde, önce buna bir bakalım.

25.02.2008 11:03:00

İbrahim Öztürk / Zaman Ekonomi yazarı

Cari açık 2001 krizi ve bir de göreceli olarak 2002 yılı hariç kötü. 2000 yılının cari açığı GSMH'nin yüzde 5'ine yakındı. Ardından kriz geldi. Cari açık tek başına krizin nedeni değil. Yoksa son üç senedir yüzde 5'in üzerinde cari açık veriyoruz, kaç kere daha krize girmiş olurduk.

2003 yılından beri cari açığın gelişimi tabloda veriliyor. Mutlak olarak cari açık habire artıyor. 2003'e nazaran 2007 sonunda 4,5 kat artmış. Ancak olaya böyle bakarsak gidişatı değil, o anki durumu anlamış oluruz. Süreçleri unutup, sonuçlarla oynama hastalığından kurtulmalıyız. Süreç olmadan sonuç alınamaz. Cari açıktaki artış hızı 2005 sonrasında yavaşlamaya başlamış. Cari açığın artış hızı 2002-2006 arasında sırasıyla yüzde 430, 94, 45 ve 42 olmuş. 2007 yılında ise sadece yüzde 18 oranında artmış. Sizce bu önemsiz mi? Son satırda ise dış ticaret açığındaki artış oranlarını veriyorum. 2005 ve sonrasında bu kalemdeki artış hızı da gerilemiş. Nitekim yıllar sonra bütün olumsuzluklara rağmen 2007 yılında ihracat, ithalatın artış hızının üzerine çıktı. (İhracat yüzde 25, ithalat ise yüzde 23 oranında arttı). Aylar bazında bakıldığında 2007 yılının şubatından beri ihracatın artış hızı, ithalatınkinin üzerinde seyrediyor.

Bütün bunların elbet bir mesajı olmalı. En kestirme sonuç şu; bu gidiş devam ederse, 2010 gibi cari açığın milli gelire oranı önce yüzde 5'lere geri çekilebilir. İçeride üretim ekonomisinin ikame edilmesine ve ulusal tasarrufların artmasına paralel olarak cari açıktaki gerileme devam eder. Bu arada şimdilik boşa ümitlenmeyelim, Türkiye öngörülebilir gelecekte 'cari fazla' veremez. Sadece altından kalkılabilir bir düzeye geri çekebilir. Bu da GSMH'nin yüzde 3'ü gibi bir düzeydir.

Rasyonel bir toplum bilgiye dayalı ve sorun çözme odaklı hareket eder. Sorunu tanımlar. Uzun vadeli çıkış stratejisi hazırlar. Gelin sorunu tanımlayalım. Ancak hemen 'yüksek faiz-düşük kur' tekerlemesine sığınmayalım. Hatta bu yüzeydeki sorunu şimdilik unutun gitsin.

Türkiye ucuz emek girdisine dayalı, düşük katma değerli üretim ve ihracat modeline dayalı bir yapıdan geliyor. Bu model kalitesiz girdileri içeriden temin edip, ucuza dışarıya satabildiği ölçüde ayakta kalabilen, bu arada ömrü billah kimseyi de zengin etmeyen çağdışı bir modeldir. Dahası, sadece fiyat rekabeti yapabilen bu modeli de çoktan Çin gibi ülkelere kaptırdık. Buna seviniyorum. Artık gereksiz bir şekilde miadını dolduran, kaynak yutan ve fukaralaştıran sektörlerde direnmekten vazgeçeceğiz demektir.

Taş devri, taşlar bittiği için kapanmadı. Keza, telefonu icat eden Alexander Graham Bell bugünkü cep telefonlarını ve iletişim teknolojisini görse kalp sektesinden giderdi. O halde babamızın modeline (dedemizinkine diyemiyorum, çünkü onlarda bu da yoktu) çakılıp kalma yerine şunu anlayalım; Türkiye daha çağdaş üretim ve dış ticaret yapısıyla dünya ile rekabet etmek zorunda. Şimdilik bunu yerli işadamı yapamıyor. Kiminin niyeti, kiminin yüreği, kiminin bileği yetmiyor. Çünkü çok kötü yönetilen bir ülkede büyüdüler. Sermaye, teknoloji, bilgi, marka, satış zinciri, hiçbiri yok. Öte yandan Türkiye'nin de beklemeye, zaman kaybetmeye tahammülü yok. Dünya aldı başını gidiyor, genç nüfusunuz da sabırsız.

Son söz, şimdiki cari açık geleceğin üretim ekonomisini kurmak için gerekli. Bu kuruldukça cari açık azalacak. 2008 ve 2009, tarihî reformların yılı olmalı

.

 

 

Kaynak: Zaman

 

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

Görüş Bildir Bizimle Paylaş