$

Dolar

49,5293

€

Euro

55,7970

£

Sterlin

66,1170

₣

Frank

60,1741

₺

Gram Altın

6.647,2600

₿

Bitcoin

4.082.502

$

Dolar

49,5293

€

Euro

55,7970

£

Sterlin

66,1170

₣

Frank

60,1741

₺

Gram Altın

6.647,2600

₿

Bitcoin

4.082.502

Gündem

Şahin: “Birkaç kişinin hesabına milyonların değerleri kurban edilmemeli”

TIMETURK yazarı Prof. Dr. Mehmet Şahin, kamuoyunda tartışılan fon ve borsa işlemlerinin yalnızca hukuki ve ekonomik boyutlarıyla değerlendirilemeyeceğini belirtti. Kendisi de imam hatip lisesi mezunu olan Şahin, bu tartışmaların imam hatipli ve başörtülü kimliklere yönelik haksız genellemeleri besleyebileceğine, ahlaki ve dinî değerlerin toplum nezdindeki temsilini de zedeleyebileceğine dikkat çekti. Şahin, “Bir kişinin yanlışından milyonlarca insan sorumlu tutulamaz. Ancak değerleri temsil ettiğini söyleyen kişiler de davranışlarının doğurduğu hayal kırıklığını görmezden gelemez” dedi.

16.10.2026 - 14:05
Cumali Dalkılıç
Şahin: “Birkaç kişinin hesabına milyonların değerleri kurban edilmemeli”
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

Türkiye’de yatırım fonları ve bazı borsa işlemlerine ilişkin iddialar gündemdeki yerini korurken, TIMETURK yazarı Prof. Dr. Mehmet Şahin, tartışmaların toplumsal güven ve değerlerin itibarı üzerindeki etkisini değerlendirdi.

Şahin, kişiler hakkındaki iddiaların deliller ve yetkili makamların incelemeleriyle açıklığa kavuşturulması gerektiğini vurgulayarak, “Suç varsa hukuk hesabını sorar; suç yoksa haksız yere zan altında bırakılan kişinin itibarı korunmalıdır. Fakat kamuoyunda oluşan algının her zaman hukuki sürecin sonucunu beklemediğini de görüyoruz” ifadelerini kullandı.

“Mesele paranın hesabından daha büyük”

Şahin, fon ve borsa tartışmalarında kişilerle onların taşıdığı kimliklerin birbirine karıştırılmasının önemli bir sorun olduğunu belirtti:

“Bir imam hatip mezununun yaptığı iddia edilen yanlış, bütün imam hatiplilerin yanlışı değildir. Başörtülü bir kadına yönelik iddia da başörtüsüne yönelik bir hükme dönüştürülemez. Ne var ki kamuoyunda ve sosyal medyada bu ayrım her zaman korunmuyor. Bir kişinin davranışı, mensup olduğu okula, taşıdığı başörtüsüne, inancına ve temsil ettiği düşünülen toplumsal kesime mal edilebiliyor.

Bu nedenle mesele yalnızca bir kişinin ne kadar kazandığı değildir. O kazancın nasıl elde edildiği, hangi imkânlardan yararlanıldığı ve kamuoyuna ne ölçüde hesap verildiği de önemlidir. Paranın hesabını hukuk sorarken, ortaya çıkan güven ve itibar kaybının sorumluluğu da ayrıca değerlendirilmelidir.”

“İmam hatipli kimliği ayrıcalık değil, sorumluluk taşımalı”

İmam hatip eğitiminin ahlaki sorumluluk iddiasına dikkat çeken Şahin, bu kimliğin kamusal hayatta bir üstünlük veya dokunulmazlık gerekçesine dönüştürülemeyeceğini söyledi:

“İmam hatipte helal lokma, kul hakkı, emanet, adalet ve sorumluluk öğretilir. Bu kavramları okulda öğrenip hayatın kapısında bırakacaksak, verilen eğitimin ahlaki iddiasını nasıl koruyacağız?

Bir insan imam hatipli kimliğini özellikle öne çıkarıyor ve bunun üzerinden topluma güven veriyorsa, toplum da öğrendiğini söylediği değerlerin davranışlarında karşılığını görmek ister. Bu beklenti, diğer insanların daha az ahlaklı olduğu anlamına gelmez. İnsanın kendi beyanıyla üstlendiği sorumluluğun hatırlatılmasıdır.”

Şahin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imam hatiplilikle kurduğu siyasi ve kişisel bağın da bu sorumluluk tartışmasını önemli hâle getirdiğini belirterek, “İmam hatipli kimliğini sahiplenmek, o kimlikle ilişkilendirilen ahlaki beklentileri de ciddiye almayı gerektirir. Siyasi dayanışma, denetimin ve hesap vermenin yerine geçmemelidir” dedi.

“Yasal mı sorusu, ahlaki değerlendirmeyi bitirmez”

Hukuka uygunlukla ahlaki değerlendirme arasındaki farkı vurgulayan Şahin, bir işlemin suç oluşturmamasının bütün etik soruları ortadan kaldırmayacağını ifade etti:

“Bir işlem mevcut mevzuata uygun olabilir. Ancak çıkar çatışması, kamu görevinin sağladığı imkânlar, ayrıcalıklı bilgiye erişim veya başkasının hakkına zarar verme gibi meseleler ayrıca değerlendirilmelidir.

İnancını hayatının merkezine koyduğunu söyleyen insan açısından ‘Yasal mı?’ sorusunun yanında ‘Helal mi, hakka uygun mu, adil mi?’ soruları da vardır. Kanunun suç saymadığı her davranışın vicdanen doğru olduğu sonucuna varamayız.”

Şahin, bu değerlendirmelerin somut kişiler hakkında suç veya dinî hüküm vermek anlamına gelmediğini özellikle belirtti:

“Kimsenin kazancını delilsiz biçimde haram ilan edemeyiz. Bir kişinin suç işlediğini de iddiadan hareketle söyleyemeyiz. Somut olayın niteliği araştırılır; hukuki değerlendirme yetkili makamlarca, dinî değerlendirme ise işlemin özellikleri dikkate alınarak yapılır. Burada hatırlattığımız, hukuki incelemeyle ahlaki sorumluluğun birbirinin yerine geçmediğidir.”

“Sorun zenginlik değil, kazancın yolu”

Meşru ticaret, yatırım, miras ve mülkiyet gelirlerinin topluca mahkûm edilemeyeceğini belirten Şahin, asıl tartışmanın kazancın miktarından önce elde edilme biçimi üzerinde yürütülmesi gerektiğini söyledi:

“Zengin olmak tek başına bir kusur değildir. Her kazancın doğrudan bedensel emek karşılığında olması da gerekmez. Ancak aldatma, manipülasyon, haksız bilgi avantajı veya makamdan kaynaklanan ayrıcalık söz konusuysa, bunların üzeri başarı hikâyesiyle örtülemez.

Vatandaş geçim sıkıntısı yaşarken kamu önündeki insanların servetleri ve kazançları daha fazla dikkat çekebilir. Böyle bir ortamda şeffaflık ihtiyacı da büyür. Hesap vermek, yalnızca kişi üzerindeki şüpheyi gidermek için değil, kurumlara ve toplumsal değerlere duyulan güveni korumak için de gereklidir.”

“Başörtüsü ne suçlama gerekçesi ne savunma zırhıdır”

Başörtüsü konusunda verilen hak ve özgürlük mücadelesinin kişilere ilişkin tartışmalardan ayrı tutulması gerektiğini vurgulayan Şahin, şöyle devam etti:

“Başörtülü kadınların eğitimde, çalışma hayatında ve kamusal alanda eşit haklara sahip olması, herhangi bir kişinin kusursuz davranmasına bağlı değildir. Bu haklar, bir kişinin hatası nedeniyle tartışmaya açılamaz.

Başörtüsü bir insanı suçlama gerekçesi olamayacağı gibi, sorgulamaktan vazgeçme gerekçesi de olamaz. İmam hatip diploması da dokunulmazlık belgesi değildir. Aynı kurallar, aynı denetim ve aynı hesap verme yükümlülüğü herkes için geçerlidir.”

Şahin, başörtülü kadınları tek bir siyasi görüşün veya toplumsal davranışın temsilcisi saymanın da yanlış olduğunu belirtti:

“Başörtülü kadınlar farklı düşüncelere, hayatlara ve tercihlere sahiptir. Hepsini bir siyasetçinin davranışına bağlamak adaletsizliktir. Ancak dinî kimliğini siyasi güvenin dayanağı olarak öne çıkaran kişilerin, bu güveni nasıl kullandıkları elbette sorgulanabilir.”

“Zedelenen yalnızca kimliklerin itibarı değil”

Şahin, tartışmanın imam hatipli ve başörtülü kimliklerin ötesinde, ahlaki ve dinî kavramların toplum nezdindeki inandırıcılığına uzanabileceğini söyledi:

“Bir kişi sürekli adaletten söz edip adaletsizlik karşısında susuyorsa, kul hakkını hatırlatıp kendi çıkarları söz konusu olduğunda hesap vermekten kaçınıyorsa, emanet kavramını kullanıp kamu sorumluluğunu ihmal ediyorsa, toplum bir süre sonra yalnızca o kişiyi sorgulamıyor. Onun kullandığı kavramların samimiyetini de sorgulamaya başlıyor.

Burada değerlerin kendisi yanlış hâle gelmez. Yaralanan, o değerlerin insanlar ve kurumlar tarafından dürüstçe temsil edildiğine duyulan güvendir. Ancak bu ayrım kurulamadığında hayal kırıklığı, dinî ve ahlaki değerlere karşı mesafeye de dönüşebilir.”

Bu nedenle ahlaki ve dinî söylemin kişisel veya siyasi menfaat için kullanılmasının ağır bir sorumluluk doğurduğunu belirten Şahin, “İnanç, eleştiriyi susturmanın; başörtüsü, hesap vermekten kaçınmanın; imam hatiplilik, ayrıcalık talep etmenin aracı hâline getirilemez. Değerleri korumanın yolu, onları kullanan kişilerin davranışlarını denetim dışında bırakmak değildir” dedi.

“Söylem ile hayat arasındaki mesafe hayal kırıklığını büyütüyor”

Toplumsal hayal kırıklığının önemli nedenlerinden birinin beyan edilen değerlerle davranışlar arasındaki tutarsızlık olduğunu ifade eden Şahin, şu değerlendirmede bulundu:

“İnsan ‘Ben bir dava insanıyım’ diyorsa, toplum onun davranışlarını bu iddiayla birlikte değerlendirir. ‘Adaleti temsil ediyorum’ diyorsa adil davranmasını, ‘Kul hakkı hassasiyetim var’ diyorsa başkasının hakkını gözetmesini bekler.

Bu beklenti karşılanmadığında hayal kırıklığı, sıradan bir kişisel anlaşmazlığın ötesine geçebilir. Özellikle gençler, kendilerine öğretilenlerle kamu önünde gördükleri arasındaki çelişkiyi sorgulayabilir. Bu sorgulamayı küçümsemek veya hemen inanca karşı bir tavır olarak nitelemek, sorunu çözmez. Önce çelişkinin kendisiyle yüzleşmek gerekir.”

“Bir kişinin dosyası milyonların kimlik dosyasına çevrilemez”

Şahin, bütün bu değerlendirmelerin toplu suçlamalara gerekçe yapılamayacağını vurguladı:

“Bir kişinin dosyasını milyonlarca insanın kimlik dosyasına çeviremeyiz. Bir başörtülü kadının hatası, başörtüsünün suçu değildir. Bir imam hatip mezununun yanlışından bütün imam hatiplileri sorumlu tutmak da adaletsizliktir.

Kimlik üzerinden suçlamakla kimlik üzerinden korumak, aynı ölçüde yanlış sonuçlar doğurabilir. Doğru olan, kişiyi kendi davranışları ve somut deliller üzerinden değerlendirmektir. Yanlış varsa açıkça ortaya çıkarılması, masum insanların taşıdığı kimlikleri ve değerleri de korur.”

“Siyasi sorumluluk görevden ayrılmakla bitmez”

Kamusal görev üstlenen kişilerin açıklık ve hesap verme yükümlülüğüne dikkat çeken Şahin, görevden ayrılmanın tek başına bütün soruları cevaplamayacağını belirtti:

“Bir siyasetçinin görevinden ayrılması, siyasi sorumluluk bakımından bir adım olabilir. Fakat işlemlerin niteliği, varsa çıkar çatışmaları, denetim eksiklikleri ve kamuoyunun soruları ayrıca açıklığa kavuşturulmalıdır.

Siyasi makamların görevi, iddiaları taşıdığı kimliğe bakarak sahiplenmek veya reddetmek değil, bağımsız incelemenin önünü açmaktır. Dinî ve ahlaki değerleri savunduğunu söyleyen bir yönetimin de bu değerlere zarar verebilecek davranışlar karşısında daha açık ve tutarlı olması beklenir.”

Şahin, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:

“Kim suç işlemişse hukuk hesabını sorsun. Kim haksız yere suçlanmışsa onun da itibarı korunsun. Fakat biz ayrıca kendimize şu soruları sormalıyız: Hak edilmiş bir kazanç mı? Adil mi? İçinde kul hakkı var mı? Makamın, nüfuzun veya başkasında bulunmayan bilginin sağladığı haksız bir avantaj söz konusu mu?

Ahlaki sorumluluk, yalnızca yakalanmamak veya kanuni bir sınırı aşmamak değildir. İnsanların görmediği yerde de doğru davranabilmektir.

 Para kaybedilir, yeniden kazanılabilir. Ancak toplumsal güveni ve değerlerin dürüstçe temsil edildiğine duyulan inancı yeniden kurmak kolay değildir. Birkaç kişinin çıkarı veya hatası yüzünden milyonlarca imam hatip mezununun, başörtülü kadının ve inancını samimiyetle yaşayan insanın itibarının zedelenmesine izin verilmemelidir. Bunun yolu yanlışların üzerini örtmek değil, gerçeği ortaya çıkarmak ve herkes için aynı hesap verme ilkesini uygulamaktır.”

 

 

Haberi Hazırlayan

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler: fon

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın