$

Dolar

46,2794

Euro

53,7623

£

Sterlin

62,2816

Frank

58,3084

Gram Altın

6.406,5000

Bitcoin

3.040.840

$

Dolar

46,2794

Euro

53,7623

£

Sterlin

62,2816

Frank

58,3084

Gram Altın

6.406,5000

Bitcoin

3.040.840

Röportaj

'Apartheid Sistemi Son Bulmalı'

BDS Türkiye'den Ümit Doğru, Batı'nın Gazze ve Ukrayna krizlerindeki çifte standardına dikkat çekiyor. Hamas'a odaklanılan savaş sonrası düzende Filistinli sivil toplumun sesinin duyulmadığını belirten Doğru, Filistin Yönetimi'ne vergi gelirlerinin serbest bırakılması çağrısında bulunuyor. Doğru, İsr...

08.10.2025 - 11:34
mustafaceylan
'Apartheid Sistemi Son Bulmalı'
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

Meltem Suat Timeturk Dış Haberler Servisi/Özel

Gazze'de süregiden çatışmalar, sadece bölgenin askeri ve siyasi haritasını değil, uluslararası aktivizm ve dayanışma dinamiklerini de kökten değiştiriyor. Hamas'ın askeri varlığının ön planda olduğu bu süreçte, Filistinli sivil toplumun ve aydınların Gazze'nin savaş sonrası yönetimi ('the day after') vizyonu ne? Batı'nın Gazze ve Ukrayna krizlerine yaklaşımlarındaki tutarsızlıklar, aktivistlerin alanını nasıl zorluyor? Bu soruları ve daha fazlasını, BDS Türkiye'den Ümit Doğru ile gerçekleştirdiğimiz mülakatla masaya yatırdık.

Hamas'ın askeri varlığına odaklanılan bu süreçte, Filistinli sivil toplumun ve aydınların Gazze'nin savaş sonrası yönetimi (the 'day after') için belirlediği vizyon nedir? Bu seslerin uluslararası platformlarda duyulabildiğini düşünüyor musunuz?

Filistinli sivil toplum ve taban hareketleri, siyasi programa ve vizyonlara ilişkin bir tutum almaktan çoğunlukla imtina etmektedir. Bu durum örneğin, uzun vadede hayata geçirilebilecek “tek devletli” ve “iki devletli” çözümle ilgili tartışmalarda görülebilir. BDS Türkiye'nin parçası olduğu, Filistin merkezli uluslararası BDS hareketi, adil ve gerçek bir çözüm için programatik bir öneri sunmaksızın, Filistinlilerin tarihsel haklarına kavuşmasını, daha somut olarak da tüm Filistinli mültecilerin Birleşmiş Milletler'in 194 sayılı kararı uyarınca mülkiyet ve tazminat haklarıyla birlikte geçmişte çıkarıldıkları yerlere dönmesini, İsrail'in işgal ettiği tüm bölgeleri boşaltmasını ve Dördüncü Cenevre Sözleşmesi hükümlerine aykırı şekilde inşa edilen İsrail yerleşim birimlerinin tahliye edilmesini ve son yıllarda pek çok insan hakları kuruluşunun da (HRW, Uluslararası Af Örgütü, B'Tselem gibi) raporlarına yansıyan apartheid sisteminin son bulmasını hedeflemektedir.

BDS ve diğer sivil toplum ve taban örgütleri, Gazze'de süregiden soykırım savaşı sonrasında hayata geçirilmesi muhtemel düzenlemelere bu çerçeveden bakmaktadır. Olası bir ateşkes sonrasında Gazze'nin kim tarafından ve ne şekilde yönetileceği konusunda söz söyleyici merci Filistinli siyasi hareketlerdir ve bu hususta farklı hareketler aralarında istişareyle hareket etmektedir. Öte yandan bu sürecin neo-kolonyal bir biçim alma ihtimaline karşı Filistinli aydınlar çekince ve itirazlarını dillendirmekte ve belli bir siyasi etki meydana getirmektedir.

Batı hükümetlerinin bu çatışmaya yönelik tutumunu ve Gazze ile Ukrayna'daki krizlere yaklaşımlarındaki farklılıkları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durum, aktivizm alanınızı ve uluslararası dayanışmayı nasıl zorluyor?

Ukrayna çatışmasının sebepleri ve niteliği hakkında bir değerlendirme yapmaktan imtina etmekle birlikte, özellikle Batı Avrupa ülkelerinin iki süreç karşısındaki tutumunda büyük tutarsızlıklar olduğunu söyleyebiliriz. BDS hareketi soykırım sürecinin başından beri İsrail'in kültürel ve sportif alanlar dahil olmak üzere tüm alanlardan dışlanmasını, örneğin Eurovizyon gibi etkinliklerden, FIFA ve UEFA müsabakalarından menedilmesini savunuyor. İlgili kuruluşlar bu tür çağrılara kulak tıkayıp “jeopolitik sorunlara çözüm üretilmesinin” kendilerinin işi olmadığını iddia ediyor. Oysa ki Rusya, 2022'de savaşın patlak vermesinden kısa süre sonra bu ve benzeri platformlardan derhal dışlanmıştı. Aynı şekilde işgal, Rusya'ya yönelik siyasi, diplomatik ve iktisadi alanlarda bir dizi yaptırımı beraberinde getirdi. Biz de en başından beri İsrail'e aynı türden yaptırımların uygulanması çağrısı yapıyoruz.

Geçmişte İsrail'e yaptırım ve İsrail'i yalnızlaştırma çağrıları kolaylıkla “anti-semitik” olarak yaftalanıyordu. Ukrayna çatışması ise bunun pekâlâ yapılabilir bir şey olduğunu ortaya koydu, ancak Gazze'deki yıkımın çok daha büyük bir ölçekte olmasına ve insanlığa karşı sayısız suç işlenmesine rağmen Batı hükümetleri çok sınırlı istisnalar dışında bir yaptırım kararı almadı. Uluslararası platformlarda İsrail'i frenleme adına atılan en büyük adım, aralarında Batı Avrupa ülkelerinin de olduğu ondan fazla ülkenin daha Filistin'i devlet olarak tanıması oldu, ancak bunun sahada bir karşılığının olduğunu düşünmüyoruz.

İsrail'in Philadelphi Koridoru ve diğer bölgelerdeki kalıcı askeri varlık planları, Gazze'nin yeniden inşası ve Filistin'in egemenliği açısından ne anlama geliyor? Sivil toplum, bu tür bir kalıcı işgale karşı nasıl bir direniş stratejisi izlemeli?

israil, 2023 yılının Ekim ayında soykırım saldırılarını başlatmasından bu yana Gazze'nin en azından bir kısmında kalıcı işgal hedefiyle hareket etti. ABD Başkanı Trump tarafından önerildikten sonra müzakere konusu olan “barış planı” İsrail'in kademeli olarak Gazze'den tamamen çekilmesini öngörse de basına yansıyan bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla İsrail, tıpkı Lübnan'da varılan ateşkesin tam bir çekilmeyi öngörmesine rağmen Güney Lübnan'daki bazı bölgeleri boşaltmadığı gibi, Gazze Şeridi'nde de bazı bölgeleri boşaltmamak niyetinde. Bu ise, 2005-2023 yılları arasında Filistin'in tek “özgür” bölgesi olan Gazze'nin de Filistin'in diğer bölgeleriyle benzer bir statüye dönmesi anlamına geliyor.

Sivil toplum ve taban hareketleri, hangi isim ve gerekçe altında olursa olsun bu yeni işgali kabul etmemeli, ateşkes sonrasında oluşacak her türlü ihlali belgelemeli ve başta Birleşmiş Milletler olmak üzere ilgili uluslararası platformlara taşımalı, en önemlisi, işgal devletinin on yıllardır yararlandığı cezasızlık halinin son bulması, yaptırımlara uğratılması ve hesap verir durumda olması için hem uluslararası kuruluşlar hem de ulusal hükümetler üzerinde basınç oluşturmaya devam etmelidir.

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın