$

Dolar

46,4792

Euro

53,3552

£

Sterlin

61,5968

Frank

57,6227

Gram Altın

6.205,5000

Bitcoin

2.981.582

$

Dolar

46,4792

Euro

53,3552

£

Sterlin

61,5968

Frank

57,6227

Gram Altın

6.205,5000

Bitcoin

2.981.582

POLİTİKA

Siyasi krizin çözümünün anahtarı kimde?

Muhafazakar düşünce kuruluşu Ekopolitik'in kurucusu Tarık Çelenk, Türkiye'nin Kürt sorunu konusunda siyaset üretemediğini söylüyor. Çelenk'e göre, sokaktaki gerilimi düşürmenin yolu siyaset kurumundan geçiyor. Çelenk, Türkiye'deki siyasi krizin çözümünün anahtarının Cumhurbaşkanı Erdoğan'da...

10.09.2015 - 15:47
tugce
Siyasi krizin çözümünün anahtarı kimde?
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

Tarık Çelenk, Muhafazakar işadamlarının desteklediği Ekopolitik adlı düşünce kuruluşunun kurucusu. Çelenk, Ekopolitik'i AK Parti'nin kurucu değerlerini benimseyen ama AK Parti'nin yönlendirmediği, talimat almayan bir kurum olarak tanımlıyor. 2005 yılında kurulan Ekopolitik, özellikle Kürt sorunun çözümü için çalışmalar yürüttü. Psikolojik çatışma ve kimlik konularında dünyanın sorunlu yerlerinde çalışmalar yapan dünyaca ünlü psikiyatri profesörü Vamık Volkan da Ekopolitik'in danışmanlığını yapıyor. Güneydoğu'da ve Batı'da Kürt sorunu merkezli çalışmalar yürüten Ekopolitik bu kapsamda, Ülkü Ocaklar'ından ve Nizam-ı Alem ocaklarından gençler ve Güneydoğu'da politik gençlerle görüşmeler yaptı. Kürt sorununa farklı bakan aktörleri bir araya getirme perspektifli çalışmalar yurtdışına da taşındı. Ekopolitik'in kurucusu Tarık Çelenk son olarak oluşturulan Akil İnsanlar heyeti içinde yer aldı. Heyetin Akdeniz Bölgesi sekreterliğini yaptı. Ekopolitik mali desteğinin kesilmesi nedeniyle çalışmalarını sonlandırdı. Çelenk, bireysel olarak Kürt sorununa ilişkin çalışmalarına devam ediyor. Çelenk ile, Güneydoğu'da yaşanan çatışmaları ve bu çatışmaların Batı illerine yansımasını konuştuk. Çelenk, kendisinin de içinde yer aldığı sağ geleneğin siyaset üretemediğini savunuyor.  Çelenk'e göre, Türkiye ne savaşın siyasetini üretebildi ne de barışın. Çelenk son yaşananları AL Jazeera'den İrfan Bozan'a annlattı.

Güneydoğu'daki PKK saldırılarında güvenlik güçleri kayıplarının artmasıyla birlikte sokaklar hareketlendi. Bu yaşananlara nasıl tanımlıyorsunuz? 

Bu kontrol edilemeyen bir kriz sürecidir. Bunun sosyal ve psikolojik yönüyle ilgili yapılması gereken çalışmalar muhakkak var. Ancak, burada ana unsur siyaset. Siz ne kadar sivil toplum olarak sosyal ve psikolojik mânâda devreye girseniz bile siyaset sizin önünüzü açmadığı takdirde büyük kitlesel gerginliklerde yapılabilecek bir şey yok. Burada doğru olan siyasi karar vericilerin bu tip durumlarda bizim gibi çalışan gruplarla diyaloğa geçmeleri.

Ne yapılması lazım?

Ben akil adamlar toplantısında o dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a şöyle bir öneri sunmuştum. Türkiye'de çatışan grupların temsilcisi olabilecek insanları Türkiye'de bir araya getirmek. Biz böyle takımları Bursa'da, Adapazarı'nda, Diyarbakır'da, Hakkâri'de de oluşturalım. Bunlarla her an iletişimde olalım. O bölgede çıkabilecek provokasyonlara, kritik krizlere müdahale noktasında onlar hem valilere de büyük destek sağlarlar. O zaman bazı valiler bu önerimize “keşke böyle bir grup kurulsa da işimiz kolaylaşsa” demişlerdi.

SE_1

Nasıl gruplar biraz daha açar mısınız?

Yapısını çok iyi bilmiyorum ama,  meselâ Bursa'da en çok kimler var Karadenizliler var, göçmenler var, Gürcü kökenliler var Kürtler, Yörükler, Çerkezler var. Onlar üzerinde etkili olabilecek “aksakallılar” dediğimiz kişiler bulunur. “Dur” denildiği zaman insanları durdurabilecek, “Aksakallı” insanları bir araya getirmek lazım. Bu tip insanları bir araya getirdiğiniz zaman zaten çıkış yolu arıyorlar. Onlar bir grup haline geliyorlar. Kriz anlarında bu gruplardan ortak kararlar çıkıyor. Provokasyonları önlemede devlet politikalarının geliştirilmesi, yerel sorunların anlaşılması noktasında çok işlevli olur. Düşünün ülkücü bir önde gelen Kürt mahallesinden molla bilmem ne ile konuşuyor, oturup anlaşıyor. Kitlelere “durun” denilince kitle durur. Burada psikanaliz önemli. Grup davranışlarını, insan öfkesini, insanın acımasız tarafını, insani taraflarını anlamak çok önemli. Öngörülemeyen durumları anlamak için bu tür yapılar oluşturulabilir. Bu tür yapıların oluşturulması için sivil toplumun teşvik edilmesi lazım.

"Türk toplumunun onuru zedelendi"

Bu eylemler öngörülebilir eylemler miydi?

Bunlar ölçülebilir, planlı olaylar değil. Bence, geçen seneki Kobani eylemleri de planlı değildi. Bu eylemlerden önce de, sonra da Kandil talimat verdi ama başaramadı. İnsanlar sokağa çıkmadı. Bu ortamlar kontrolsüz ortamlardır. Bu tür durumlarda sağduyu çağrıları önemlidir. Yas tutmak çok önemli bir şey. Türk toplumunun onuru zedelendi. Kendi cenazelerinin dahi alınamaması, tüfeklerin dahi köylülerce toplanması, bunların medyaya yansıması Türk toplumunun onurunu zedeledi. Onuru yaralanmış bir grubun yapabileceklerini öngörmek zordur. Bu yas tutma işinin ortalığı harap etmeden yapılmasının yollarını aramak lazım. Herkes evine bayrak asabilir, ele bayrak alınıp sokağa çıkılabilir. Bir de “Z” kuşağı, 90 kuşağı denilen Gezi kuşağından daha bağımsız, daha lümpen, daha kontrolden âri bir kuşak var. Bu kuşak, her an çok ciddi mânâda provoke edilebilir. Bunlara dikkat etmek lazım. Bugün her siyasi tabanda bu kuşak var.

Toplumdaki gerginliğin azaltılması için ne yapılması gerekli?

Türkiye'deki siyasi krizin çözümünün anahtarı sayın cumhurbaşkanındadır. Cumhurbaşkanı'nın ezber bozması gerekiyor. Ezber bozulmadan bu kriz hali, bu kilitlenme hali çözülemez. Cumhurbaşkanı'nın bir, iki hamle yapması gerekiyor. Hamlelerden bir tanesi şu olabilir: Kendisine muhalif, ama hakaret etmeyen aydınları toplaması meselâ. 50 kişiyi toplasın, bu önemlidir. Toplumdaki gerginliğin düşmesi için önemlidir. Ne konuşulduğu önemli değil. Onların orada, bir arada olması önemlidir. İkinci mesele, muhalefet liderlerini çağırması gerekiyor. Kendisinin söylemini değiştirmesi, bakış açısını revize etmesi gerekiyor. Muhalefet liderlerinin külliyeye gelmemek gibi bir lüksü yoktur. Bunları çağırması gerekiyor. Bunlarla da bir arada fotoğraf vermesi gerekiyor. HDP ve MHP'nin bir arada fotoğraf vermesinin Sayın Cumhurbaşkanı'nın veya Başbakan'ın katkıları ile sağlanması gerekiyor. Parlamentoda da yapılacak şeyler de var meselâ. HDP ve MHP'nin aynı masaya oturması lazım. Böyle bir fotoğrafı halkın görmesi lazım. MHP ve HDP aynı masaya gelsin, farklı şeyler söylesinler önemli değil. Bu fotoğraf verilirse yaşanan gerginliğin yüzde 40'ı düşer diye düşünüyorum.

"AK Parti sorunu kendi milletvekilleri ile çözmek istedi"

MHP-HDP fotoğrafı gerilimi düşürür diyorsunuz ama şu anda bakıldığında AK Parti-HDP geriliminin de diğerinden geri kalır durumu yok gibi, ne dersiniz?

AK Parti 2002'den bu yana Türkiye'nin kalkınmasını yürüttü. Türkiye'nin iyiliğini tek parti hükümetinin icra kolaylığına bağladığı için Kürt sorununun bütün dinamiklerini de kendi elinde tutmak istiyor. Kürt sorununu temsil edecek parlamenterlerin de kendi partisi içinde olmasını tercih ediyor. Kendi dokusuna yabancı bir Kürt hareketinin parlamentoda olmasını, onun iktidarının engellenmesi, icra kolaylığının engellenmesi açısından doğru bulmuyor. AK Parti kendi içindeki Kürtlerle bu sorunu daha kolay çözebileceğini düşünüyor. AK Parti, İmralı ile, dolaylı yoldan da Kandil ile iletişim kurarak güvenlik sorunlarını çözmek, sosyal ve siyasi mânâdaki diyalogları ise kendi içindeki milletvekilleri veya kendi kontrol edebildiği, kendine yakın Sivil Toplum Kuruluşları ile halletmeyi tercih ediyor.

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın