Akşemseddin, İstanbul’u Osmanlı’nın merkezi yapan Fatih II. Mehmet’in aynı zamanda manevi rehberidir.
Bugün, fethin 573. Yıl dönümü idrak edilirken Fatih ile birlikte bu büyük şahsiyeti de rahmetle anarken Akşemseddin’in portresine dair bazı detaylar günümüze kadar ulaşmıştır.
FETİH FİKRİ ve AKSİYON KARARI
II. Mehmet (Fatih), babası II. Murad’ın ölümü üzerine 1451 yılında tekrar tahta çıkar.
Manisa’da iki şehzadelik dönemi geçiren II. Mehmet, Zağanos Paşa başta olmak üzere dönemin önde gelen bazı isimlerinin de tesir ve telkinleriyle fethe dayalı bir siyaset anlayışı benimser.
Bu siyasetin ilk hedefi İstanbul’un fethi olur.
Fatih, 1452 yılında fetih için “fikir birliği ve aksiyon kararı” elde etmek için devlet ileri gelenleri ve ulemanın da katıldığı bir toplantı kararı alır.
Fatih bu toplantının başında İstanbul’un fethinin devletin geleceği açısından önemini ortaya koyan bir konuşma yapar ve toplantıdaki tüm isimlerden bu hususta fikirlerini serbestçe söylemelerini ister.
Bazı isimler fetihten yana tam destek sunarken, devrin ünlü veziri Çandarlı Halil Paşa ve grubu kalenin dayanıklılığını ileri sürerek fetih hareketine karşı çıkar.

GÖNÜL ADAMI, MANEVİ KUMANDAN
Toplantı esnasında “Fatih’in hocası” Akşemseddin de söz alır.
Göynüklü Emîr Hüseyin Enîsî (d. ? - ö. 1569) tarafından kaleme alınan “Manakib-i Akşemseddin” isimli eserinde Akşemseddin hakkında detaylar kaydedilmiştir.
Akşemseddin’in İstanbul’da büyük saygı gören bir şahsiyet oluşundan bahsedilirken, bu zatın kerametleriyle ilgili şu bahislere yer verilir:
Vefat edeceğini haber vermesi ve kendi vefatı için hazırlık yaptırması, cinlerle konuşması, şifalı otların dilinden anlaması, kör bir kızın gözünü açması, İstanbul’un fethi için Hz. Hızır ile görüşmesi, Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin kabrini bulması…
Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri’ne gönülden bağlı olan Akşemseddin, az yemek yiyen, ekmek kırıntılarını atmayan, bulamaç çorbasını seven, mütevazı bir hayat tarzı süren, saçı, sakalı ve yüzü ak, genellikle beyaz elbiseler giyinen heybetli ve yüksek itibar sahibi bir zattır.

Tarihi yarımada; İstanbul'un etrafını kuşatan surlar... (16. yy)
Fetih kararı için bir araya gelen kişiler arasında bulunan biri İstanbul’un Hz. Peygamber döneminden itibaren kuşatıldığını ve bunların dahi başarılı olamadığını hatırlatıp, bu fethin ancak Mehdi tarafından gerçekleştirilebileceğini ileri sürmüştür.
Akşemseddin bu görüşe itiraz eder.
İstanbul’un "Mehdi" tarafından fethi meselesinin gelecek dönemle ilgili olduğunu ifade eden Akşemseddin, şehrin öncelikle II. Mehmet tarafından fethedileceğine olan inancını dile getirir.

Bellini'in ünlü Fatih tablosu (1480)
Çandarlı grubunun aksi yönde görüşleri bu toplantıda dikkate alınmaz ve II. Mehmet toplantı sonunda fetih kararlılığını bir kez daha dile getirip ve toplantıya katılanların tümü bu görüş etrafında birleşir.
İSTANBUL’UN KADER ANI
1452 yılını kuşatma için hazırlıklarla geçiren II. Mehmet, 6 Nisan 1453 günü İstanbul’u kuşatır.
Fetih günü olan 29 Mayıs’a kadar iki dönüm noktası söz konusudur.
İstanbul’u daha önce kuşatan komutanların stratejilerini inceleyen Fatih, karadan yapılan bir kuşatmaya denizden de destek için, Gelibolu’daki tersanalerde gemi yapımı talimatı verir.
147 savaş gemisi, Baltaoğlu Süleyman Paşa komutasındaki İstanbul’u denizden de kuşatır.
Kuşatma sırasında yaşanan ilk dönüm noktası, 20 Nisan 1453 tarihinde buğday yüklü bir Bizans gemisi ile üç Ceneviz gemisinin Osmanlı donanmasını atlatarak Haliç’e girme başarısıdır.
Bizans cephesinde büyük bir ümide yol açan bu gelişme, Avrupa’dan gelmekte olan büyük Haçlı ordusunun habercisi olduğu dedikodularına sebep olur.
Kafaları karıştıran dedikoduların ortasında Akşemseddin, donanmanın zaaf göstermesi üzerine Fatih’e kısa bir mektup yazar.
Topkapı Sarayı Müzesi arşivlerinde bulunan bir sayfalık bu mektup, günümüz Türkçesine Halil İnalcık tarafından çevrilmiştir.
Bu mektubun can alıcı kısmı şöyledir:
“…Düşman gemilerinin neden olduğu olay, yüreğimizde hayli kırgınlık ve kedere neden oldu, bir fırsat görünürdü, kaybolduğundan aykırı bazı durumlar kendini gösterdi. Birincisi, kâfirler sevinip şamata yaptılar… Bu durumda ne yapmalı: her şeyden önce, görmezden gelme ve acımayı bir kenara bırakmak gerek. Bunun gibi ağır bir durum ortaya çıktığında iyi araştırılıp bu aykırılık ve gevşeklik kimden kaynaklanmıştır ortaya çıkarıp azletme ve ağır şekilde paylama (ta’zir) uygulamalı… Bu arada hayret edilecek bir şey oldu: Kederle otururken Kuran’dan tefe’ül ettik, seyidler sultanı Cafer-i Sadık işareti ile şu ayet geldi; “varmayanların batını Müslüman değildir, hükm-i münafikinde kâfirle cehennemde mukim olmakta beraberdir” demek işareti düştü. Şimdi fetih için harekete geçmeyenler kalplerinde Müslüman sayılmazlar. O halde işi şiddetlendirme durumu göründü.”

SON HÜCUM
Enisi’nin eserinde yer alan kayıtlara göre, bu olaydan sonra ulema ve yönetici sınıfından ileri gelenlerin padişaha gelerek bir sufinin sözüyle bu kadar askerin helak olduğunu ve artık fetih imkanının kalmadığını ileri sürerek kuşatmanın kaldırılmasını teklif ettikleri belirtilmektedir.
Akşemseddin, tevekkül içinde sabırle beklediği tefe’ül (manevi keşif) anına denk gelen ayetin yorumundan, fetih için harekete geçmeyenlerin kalpten Müslüman sayılmayacakları ihtarında bulunmuş ve buradan hareketle işi (fetih gayretini) şiddetlendirmenin gerektiğini ifade etmiştir.
Allah’ın takdiri ile beraber, kulun da tedbirini alması gerektiğini peygambere atıfla dile getiren Akşemseddin, tefe’ül hadisesinin ardından uykuya daldığını, uzun bir süreden sonra Allah tarafından lütuflandırıldığını ve çeşitli müjdelerin kendisine haber verildiğini mektubunda bildirir.

Fetihle sonuçlanacak son hücum öncesi II. Mehmet bir harp meclisi toplar. Bu toplantıda Papa tarafından da desteklenen Venedik donanmasının Ege Denizi’ne varmış olması ve Macar kralının ordusuyla birlikte Tuna nehrini aşmak üzere olduğu haberleri karşısında ne yapılması gerektiği konusu tartışılır.
Çandarlı Halil Paşa, Balkanlardan gelen büyük bir Haçlı ordusu tehlikesi karşısında kuşatmanın derhal kaldırılması gerektiğini ifade ederken, Zağanos Paşa bu fikre şiddetle karşı çıkar ve son bir hücum ile düşman yetişene kadar şehrin fethedilebileceğini savunur.
Bu çıkışta, Zağanos Paşa’yı destekleyenler arasında Şahabeddin Şahin Paşa ile beraber Akşemseddin de vardır.
28 Mayıs’ı 29 Mayıs’a bağlayan gece başlayan büyük taarruz sonucu 29 Mayıs sabah saatlerinde şehir teslim alınır.
Fetihten bir gün sonra Çandarlı Halil Paşa tutuklanmış ve bir süre sonra da idam edilmiştir.

1847-1849 yılları arasında İsviçreli mimar kardeşler Gaspare Fossati ve Giuseppe Fossati’nin Sultan Abdülmecid’in emriyle yapılan tadilat sonrası Ayasofya camii…
Fetihten sonra camiye çevrilen Ayasofya’da kılınan ilk cuma namazının hutbesini okuyan Akşemseddin, İstanbul’da kısa bir süre kaldıktan sonra Göynük’e döner.
Akşemseddin’in fetih sonrasında İstanbul’u hangi nedenle terk etmesine ilişkin gerçek sebep bilinmiyor ancak, Enisi’nin Manakib-i Akşemseddin adlı eserine göre Akşemseddin, fetihten sonra Fatih’le irtibatını koparmamıştır.
Akşemseddin, vefatına kadar geçen süre zarfında İstanbul ve Edirne’de padişahı ziyaret ettiği ve Göynük’ten Fatih’e bir mektup da gönderdiği kayıtlarda yer almaktadır.
EDİTÖRÜN NOTU:
Bu yazı, Dr. Mehmet Yavuz’un “İstanbul’un Fethi ve Akşemseddin” adlı çalışmasından faydalanılarak hazırlanmıştır.
Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?