ABD-İsrail arasındaki anlaşmanın 19 Haziran’da Cenevre’de imzalanması bekleniyor.
Anlaşma, Lübnan’a yönelik İsrail saldırılarına son verilmesi şartını da kapsıyor.
İsrail’deki muhalefet, anlaşmadan büyük rahatsızlık duyarken, muhalefet lideri Yair Lapid, anlaşmanın "İsrail'i hiçbir hedefine ulaştırmadığını" söyledi.
Trump’ın İan’daa rejim değişikliği hedefini saldırıların ilk günlerinde dillendirirken son açıklamalarında bu şartın mümkün olmadığını, İran’da rejim değişikliğinden öte lider değişikliğinin sağlandığını belirtmesi dikkat çekmişti.
Lapid, bu hususta anlaşmaya yönelik tepkisini şu ifadelerle dile getirdi:
“Rejim ayakta kalıyor, füze programı olduğu gibi duruyor. İran nükleer programını yeniden inşa yeteneğini koruyor. Bu, Netanyahu'nun tam bir başarısızlığıdır.”
Bir diğer muhalif isim Yair Golan ise şunları söyledi:
"Trump, Ayetullah rejimine milyarlarca dolar aktaran, nükleer altyapıyı olduğu gibi bırakan, balistik tehdidi olduğu gibi koruyan ve Tahran'daki cani rejime can simidi atan bir anlaşma imzalıyor."

“Sokaktaki Yahudiler ‘Trump bizi sattı’ diyor”
Anlaşma haberi sonrası Hayfa'daki Yahudilerden Maor Attias şunları söyledi:
"Amerikalılar Ortadoğu'yu anlamıyorlar. İran onlara bir anlatı sundu ve onlar da ya gerçekten inandıkları için ya da çatışmayla uğraşmaktan bıktıkları için bunu kabul ettiler. Ara seçimler yaklaşıyor ve politikacıların seçmenlerinin desteğine ihtiyacı var. Bu denklemde İsrail, öncelik listesinin en altındadır. "İyi donanımlıyız, son derece eğitimliyiz ve hayatta kalmaya kararlıyız. Amerikan desteği olsun ya da olmasın, dirençli kalacağız ve kendimizi savunmak için ne gerekiyorsa yapacağız. Sokaktaki genel kanı, Trump'ın bizi sattığı yönünde."
“İsrail için böyle gitmez”
Üç çocuk annesi Lilach Kalderon, İran'la savaşın sıradan Yahudi aileler üzerinde ağır bir duygusal yıkıma yol açtığını söylerken şunları ifade etti:
“İran'la savaş, özellikle benimki gibi aileler için son derece travmatikti. Eşim yedek birliklerde görev yapıyor ve onun güvenliği konusunda endişelenmek beni geceler boyu uykusuz bırakıyordu. Anlaşmayı duyduğumuzda, ailemiz gerçek bir rahatlama hissetti çünkü bu, can kayıplarının önlenebileceği ve askerlerin elli veya daha fazla gün boyunca birden fazla cephede görev yapmak zorunda kalmayacakları anlamına geliyordu. On milyonluk küçük bir ülke için bu tür bir yük kesinlikle sürdürülemez.”
RT