$

Dolar

46,8771

Euro

53,6956

£

Sterlin

62,9391

Frank

58,0378

Gram Altın

6.182,5600

Bitcoin

2.936.437

$

Dolar

46,8771

Euro

53,6956

£

Sterlin

62,9391

Frank

58,0378

Gram Altın

6.182,5600

Bitcoin

2.936.437

Çeviri

"CIA'nın en iğrenç sırrı" MK-ULTRA ile ilgili yeni gelişmeler...

MKULTRA ile ilgili yeni duruşmalar, mağdurlar, yok edilen dosyalar ve Amerika'nın hiçbir zaman açıklamadığı deneyler hakkındaki soruları yeniden gündeme getirdi.

09.07.2026 - 13:23
Cumali Dalkılıç
"CIA'nın en iğrenç sırrı" MK-ULTRA ile ilgili yeni gelişmeler...
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

ANALİZ: 'İnsanlığa karşı suçlar'... CIA'nın en iğrenç sırrı 

ABD Hava Kuvvetleri'nde görev yapmış, madalya sahibi ve şiddet geçmişi olmayan bir asker, aniden üç yaşındaki bir kızı kaçırdı, tecavüz etti ve öldürdü.

Arama ekipleri Jimmy Shaver'ı Teksas, San Antonio yakınlarında dolaşırken bulduğunda, Shaver'ın bir trans halinde olduğu ve nerede olduğunu veya oraya nasıl geldiğini açıklayamadığı görüldü.

Tutuklandıktan sonra, hapishanede kendisini ziyaret eden karısını bile tanıyamadığı bildirildi. Dört yıl sonra idam edilene kadar Shaver, ölüm cezasına çarptırıldığı suçu işlediğine dair hiçbir şey hatırlamadığını ısrarla savundu.

70 yıldan fazla bir süre sonra, bazı araştırmacılar Shaver davasının CIA'nın Soğuk Savaş dönemindeki en karanlık programlarından biriyle bağlantılı olabileceğine inanıyor:

MK-ULTRA, uyuşturucu, hipnoz ve psikolojik deneyler yoluyla insan zihnini manipüle etmeyi, silmeyi ve nihayetinde kontrol etmeyi amaçlayan gizli bir proje.

Bu olasılık, 30 Haziran'da ABD Kongresi Federal Sırların Gizlilikten Çıkarılması Görev Gücü'nün istihbarat teşkilatının en kötü şöhretli bölümlerinden birini yeniden açmasıyla tekrar gündeme geldi.

Milletvekilleri, CIA'nın davranışları, anıları ve algıyı değiştirmek için tasarladığı, psikotrop ilaçlar ve sorgulama teknikleri geliştirdiği ve test ettiği yasadışı kobay insan programı MK-ULTRA'nın ardındaki gerçeği ortaya çıkarmaya söz verdiler.

Duruşmanın bu vaatleri yerine getirip getirmediği ayrı bir soru. Ancak Kongre önünde sunulan tanıklıklar, MKULTRA'nın resmi olarak sona ermesinden altmış yıldan fazla bir süre sonra bile programın en karanlık sırlarının çoğunun hâlâ gizli kalmış olabileceğini gösteriyor.

Kongre yine söz veriyor. Görev gücü başkanı Anna Paulina Luna, iddiaların ciddiyeti konusunda neredeyse hiç şüphe bırakmadı.

Luna, açılış konuşmasında, "İnsanlara rızaları olmadan ilaç vermek. İnsanları psikolojik işkenceye maruz bırakmak. Mahkumları ve hastanelerdeki hastaları rızaları olmadan araştırma denekleri olarak kullanmak. Bunlar insanlığa karşı işlenen suçlardır. 20. yüzyılın en kötü, en rezil suçlarından bazılarıdır. Amerikan halkı tüm kayıtları öğrenmeyi hak ediyor. Kurbanları ve aileleri tanınmayı, hesap sorulmasını ve adaleti hak ediyor. Kimse hapse girmedi. Kimseye verdikleri zarardan dolayı hükümet tarafından tazminat ödenmedi" dedi.

Kullanılan dil tavizsizdi. Ancak aynı zamanda çarpıcı derecede tanıdıktı.

Yaklaşık 50 önce, ABD Kongresi MKULTRA hakkında yeni bir soruşturma başlattı ve mağdurlara gerçeğin nihayet ortaya çıkacağı ve sorumluların hesap vereceği sözünü verdi. Bu vaatler sessizce ortadan kayboldu. Mağdurlar hiçbir zaman tam olarak tespit edilemedi, tazminat ödenmedi ve programın kayıtlarının çoğu sonsuza dek kaybolduğu varsayıldı.

CHAOS: Charles Manson, the CIA, and the Secret History of the Sixties kitabının yazarı Tom O'Neill, milletvekillerine Kongrenin daha önce yürüdüğü yoldan tekrar geçtiklerini hatırlattı.

O'Neill, "Aynı duruşmalar sırasında, sizin gibi komite üyeleri MKULTRA mağdurlarına teşhis koyulacağı, tazminat ödeneceği ve ömür boyu tıbbi bakım sağlanacağı sözü vermişti. Bunların hiçbiri gerçekleşmedi" dedi.

O'Neill'e göre, 1970'lerde yasa koyucular, CIA'nın en önemli iddialarından birini, yani yirmi yılı aşkın süredir devam eden gizli deneylerden sonra, teşkilatın zihin kontrolünü başaramadığı iddiasını, şaşırtıcı derecede az bir incelemeyle kabul ettiler.

CIA yetkilileri defalarca "insan zihnini kontrol etmeyi öğrenme yönündeki yirmi beş yıllık çabalarının devasa bir başarısızlıkla sonuçlandığını" ısrarla vurguladı.

O'Neill, bu sonucun yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine inanıyor.

Yıllardır, tarihi kayıtların çok farklı bir hikaye anlattığını, Kongre'nin bu hikayeyi hiçbir zaman tam olarak incelemediğini ve önemli kanıtların yok edilmesiyle kasıtlı olarak gizlenmiş olabileceğini savunuyor. Bu iddiasını desteklemek için spekülasyona değil, CIA'nın en gizli deneylerinin arkasındaki iki önemli isim arasında yapılan yazışmalara başvurdu.

Zihin kontrolü planı

O'Neill, Kongre'nin MK-ULTRA'nın tüm kapsamını hiçbir zaman ortaya çıkarmadığı yönündeki iddiasını desteklemek için, ona göre program hakkındaki anlayışımızı temelden değiştiren bir dizi yazışmaya işaret etti.

Sidney Gottlieb

Mektuplar, "insanların zihinlerini bilgileri dışında kontrol etmeyi ve nihai hedefi programlanmış katiller yaratmak olan" psikiyatrist Louis Jolyon West ile CIA'nın baş zehirleyicisi ve MK-ULTRA'yı en başından beri tasarlayan ve denetleyen Sidney Gottlieb'in kullandığı takma ad olan "Sherman Grifford" arasında değiş tokuş edilmişti.

O'Neill, belgelerin başarısız bir bilimsel merakı tanımlamaktan çok uzak olduğunu, insan zihnini manipüle etmek için son derece iddialı bir planı ortaya koyduğunu savundu.

West'in 1953'te yazdığı açılış mektubunda, "her şeyden habersiz insan denekler üzerinde yapmayı umduğu deneylerin amaçları, yöntemleri ve beklenen sonuçları" şeklinde olayları özetlerken "Bu, Josef Mengele'nin araştırma defterinden koparılmış bir sayfa gibi okunuyor" diyor.

O'Neill, milletvekillerine yaptığı konuşmada, bu önerileri Nazi doktoru Josef Mengele'nin Auschwitz'deki deneylerine benzetti.

Yazışmalara göre West, askeri personel, psikiyatri hastaları, sivil hapishanelerdeki mahkumlar ve CIA tarafından belirlenen "özel denekler" de dahil olmak üzere "isteksiz denekler" üzerinde deneyler yapmayı önerdi.

Louis Jolyon West (sağda)

Yöntemleri, LSD de dahil olmak üzere psikedelik ilaçlar vermekten, trans halleri, kafa karışıklığı, hafıza kaybı ve diğer yapay olarak oluşturulmuş psikolojik durumları tetiklemek amacıyla bunları hipnozla birleştirmekti.

Nihai amaç, insan davranışını incelemenin çok ötesine uzanıyordu.

West, isteksiz deneklerden bilgi alabilecek, sahte anılar yerleştirebilecek ve daha önce sorgulamaya veya manipülasyona direnç göstermiş bireylerin inançlarını, tutumlarını ve sadakatlerini değiştirebilecek teknikler tasarladı.

Plan ayrıca operasyonun ne kadar dikkatli bir şekilde görünmez kalacak şekilde tasarlandığını da ortaya koydu. Finansman gizlenecek, kurumsal bağlantılar saklanacak ve hatta West'in bilimsel ve askeri meslektaşlarının çoğu araştırmanın gerçek doğasından habersiz tutulacaktı.

O'Neill'e göre Gottlieb bu cevaba coşkuyla karşılık verdi.

Eğer yazışmalar CIA'nın hedeflerini doğru bir şekilde yansıtıyorsa, bu MK-ULTRA'nın asla sadece tuhaf deneylerden oluşan gelişigüzel bir koleksiyon olmadığını gösteriyordu. Bu, tüm girişimi kamuoyunun dikkatinden uzak tutarken, psikolojik kontrolün pratik yöntemlerini geliştirmeye yönelik organize bir çabaydı.

Asla yaşanmaması gereken bir olay

O'Neill'e göre, Jimmy Shaver'ın söz konusu davası, bu hedefleri günümüze ulaşan herhangi bir belgeden daha canlı bir şekilde ortaya koymaktadır.

Gottlieb'in West'in önerilerini onaylamasından sadece bir yıl sonra olağanüstü bir suç işlendi. Cinayetten önce Shaver, West'in psikiyatri hizmetlerinin başında bulunduğu Hava Kuvvetleri hastanesinde şiddetli migrenleri için deneysel bir tedavi görüyordu.

West, daha sonra mahkeme tarafından atanan psikiyatrik uzman olarak duruşmalarda hazır bulundu.

Shaver suçlu bulunarak ölüm cezasına çarptırıldı. Ancak 1958'deki idamına kadar, mahkum edildiği suçu işlediğine dair hiçbir şey hatırlamadığını savundu.

O'Neill, bu vakayı CIA'nın zihin kontrolünün kesin kanıtı olarak sunmuyor. Bunun yerine, Shaver'ın açıklanamayan davranışları, West'in gözetimi altındaki tedavisi ve psikiyatristin hafıza kaybı ve değişmiş zihinsel durumlar yaratmaya yönelik kendi önerileri arasındaki olağanüstü örtüşmenin, bugüne kadar gördüğünden çok daha yakından incelenmeyi gerektirdiğini savunuyor.

Ona göre, bu dava MK-ULTRA'yı on yıllardır gölgeleyen aynı rahatsız edici ihtimali gündeme getiriyor: Programın en önemli deneylerinden bazılarının, soruşturulması bir yana, hiç kabul edilmemiş olması.

O'Neill'in vardığı sonuç tam da bu nedenledir; “Kongre, tarihi kayıtları olduğu gibi kabul etmeye direnmelidir.”

O'Neill, milletvekillerine seslenirken "Yaklaşık elli yıl önce, MK-ULTRA'yı araştıran başka bir komite, program hakkında kendilerine doğru bilgi verildiğine inanıyordu. Oysa doğru bilgi verilmemişti" dedi.

Bunun yerine O'Neill, görev gücünü "bu programın ne başardığını, Kongre'ye ne söylendiğini ve hâlâ gizli kalmış olabilecek şeyleri kapsamlı bir şekilde yeniden incelemeye" çağırdı.

Kasıtlı olarak silinmiş bir iz

O'Neill, Kongre'yi MK-ULTRA'nın elde ettiği sonuçları yeniden gözden geçirmeye çağırırken, gazeteci ve tarihçi Stephen Kinzer farklı bir soruya odaklandı:

Programın bu kadar büyük bir kısmının neden hâlâ bilinmez kaldığı…

Kinzer, Sidney Gottlieb'in kesin biyografisi olarak kabul edilen "Poisoner in Chief" kitabının yazarıdır. Milletvekillerine, yıllarca süren araştırmalardan sonra bile hikâyenin yalnızca küçük bir bölümünün ortaya çıkarıldığına inandığını söyledi.

Kinzer , “Gottlieb’in yaptıklarının ve MKULTRA’nın ne olduğunun sadece küçük bir kısmını keşfettiğimin acı bir şekilde farkındayım” dedi. Kinzer’e göre projenin özünde, sorgulama tekniklerini geliştirmekten çok daha radikal bir hedef yatıyordu.

CIA, "birinin beynine yeni bir zihin yerleştirmek" arayışında, öncelikle "zaten var olan zihni yok etmeyi" hedefledi.  Bu amaca ulaşmak için MKULTRA deneyleri hapishanelere, psikiyatri hastanelerine, üniversitelere, genelevlere ve CIA'nın gizli evlerine yayıldı.

Kinzer'e göre, modern standartlara göre bu deneylerin çoğu tıbbi işkence demekti.

Kinzer, kurbanların CIA içinde özel bir kategoriye girdiğini belirtti:

"Onlara 'harcanabilir' deniyordu; kaybolsalar kimse tarafından özlenmeyecek insanlardı." Dedi.

Kinzer'e göre Gottlieb, fiilen "öldürme izni" ile hareket ediyordu. Bugün bile, MKULTRA deneylerine kaç kişinin maruz kaldığı ve kaçının öldüğü bilinmiyor.

Ancak Kinzer, yalnızca Gottlieb'e odaklanmanın programın gerçekte nasıl işlediğini yanlış anlama riskini taşıdığını savundu.

CIA'nın üst düzey liderliğinin, Gottlieb'e kasıtlı olarak olağanüstü bir özgürlük tanıdığını, ancak daha sonra kurumsal sorumluluğu reddedebilecek kadar mesafeyi koruduğunu söyledi.

Kinzer, "Bu, CIA'nın MK-ULTRA'daki kurumsal rolünü inkar etme ve onu yanıltıcı bir şekilde tek bir adamın sadizminin veya aşırı gayretinin ürünü olarak gösterme yoluydu" diye savundu.

Eğer bu strateji başarılı olduysa, bunun tek nedeni başka bir kararın tarihi kayıtları yeniden oluşturmayı daha da zorlaştırmış olmasıdır.

1970'lerde kamuoyunun incelemesi yoğunlaştıkça, Gottlieb ve onun şefi olan CIA Direktörü Richard Helms, MK-ULTRA dosyalarının neredeyse tamamının imha edilmesini emretti.

On yıllarca bu karar, izlerin soğuduğu an olarak değerlendirildi.

Kinzer bunun böyle olmadığını düşünüyor.

İmha emrine rağmen, daha sonra bir CIA analisti tarafından CIA'nın mali kayıtları arasında gizlenmiş, daha önce gözden kaçırılmış binlerce MK-ULTRA belgesi keşfedildi.

Kinzer, milletvekillerine "Aynı gayret bugün de sonuç getirebilirdi" dedi.

Kinzer'e göre, günümüze ulaşan dosyalar, tarihçilerin kurumun geniş arşivlerinde gömülü olanların yalnızca küçük bir bölümünü biliyor olabileceğini düşündürüyor.

MK-ULTRA'yı hâlâ rahatsız eden ölüm

Kinzer'in teklifine göre, Kongre daha ileri gitmeye karar verirse, başlanacak ilk yerlerden biri Frank Olson'ın gizemli ölümü olmalıdır.

Resmi olarak Olson, Kasım 1953'te New York'taki bir otelin penceresinden atlayarak intihar eden ordudaki bilim insanıydı.

Kinzer, milletvekillerine gerçekte Olson'ın gizlice CIA için çalıştığını ve MKULTRA programına derinden dahil olduğunu hatırlattı. Ölümünden kısa bir süre önce Olson'ın programa ilişkin ahlaki çekincelerinin giderek arttığını ve programdan ayrılmak istediğini belirttiği bildirildi. Ölümü o zamandan beri tartışmalı olmaya devam ediyor.

Kinzer, "Kanıtlar, ölümünün intihar olmayabileceğini gösteriyor" dedi.

“Eğer CIA'ya ait açıklanmamış kayıtlar hâlâ mevcutsa, bu kayıtlar nihayet teşkilatın Soğuk Savaş dönemindeki en kalıcı gizemlerinden birini aydınlatabilir,” uyarısında bulundu.

Ancak Olson'ın davası başka bir nedenden dolayı da önemli. Kinzer, olayı yalnızca çözülememiş bir tarihsel olay olarak görmek yerine, milletvekillerini daha geniş ve potansiyel olarak daha rahatsız edici bir soru sormaya çağırdı.

MKULTRA gerçekten de Soğuk Savaş'la birlikte tarihe mi gömüldü?

Yoksa zamanla başka bir şeye mi dönüştü?

MK-ULTRA gerçekten sona erdi mi?

MK-ULTRA, mimarlarının aradığı çığır açıcı buluşu sağlayamayan yıllarca süren gizli deneylerin ardından 1963'te resmen sona erdi.

Sidney Gottlieb nihayetinde "zihin kontrolü diye bir şey yoktur" sonucuna varmıştır.

Kinzer bu değerlendirmeyi reddetmiyor. Bunun yerine, bunun zamanının teknolojik sınırlarını yansıttığını savunurken milletvekillerine, "Haklı olsa bile, sadece o zaman haklı olmuş olabilir" dedi.

MKULTRA'nın kapanmasından bu yana, sinirbilim, siber teknoloji ve yapay zeka, Gottlieb'in hayal bile edemeyeceği şekillerde ilerleme kaydetti.

Kinzer, bu gelişmelerin rahatsız edici bir olasılığı gündeme getirdiğini savundu. Kongre, sadece Soğuk Savaş sırasında MK-ULTRA'nın ne başardığını sormakla kalmamalı, aynı zamanda istihbarat teşkilatlarının bugün sahip olduğu teknolojilerin, CIA'nın on yıllar önce cevaplayamadığı soruları yeniden gündeme getirip getirmediğini de değerlendirmelidir.

Kinzer, "Gizli teşkilatların Sidney Gottlieb'in hayal bile edemeyeceği zihin kontrol araçlarına erişimi olabilir" uyarısında bulunarak, görev gücünü, "MKULTRA'nın günümüzde yeni bir versiyonunun olup olmadığını" değerlendirmeye çağırdı.

Kinzer için programın tarihini yeniden ele almak, bu nedenle tarihsel kaydı oluşturmaktan daha fazlasını ifade ediyor.

"Geçmişi gelecekle birleştirme şansı var," diyen Kinzer, "Orijinaline göre daha da yıkıcı olabilecek 21. yüzyıl MKULTRA'sının ortaya çıkmasını önlemeye yardımcı olabilir" şeklinde konuştu.

Son bir şans

Kongrenin, önceki soruşturmaların başarısız olduğu yerlerde başarılı olup olamayacağı ise hâlâ açık bir soru işareti.

Oturumu kapatan Başkan Anna Paulina Luna, milletvekillerinin "CIA'nın bunu bir daha asla yapmamasını sağlamak için anayasal bir yükümlülüğe sahip olduklarını" savundu.

Ayrıca, yakın zamanda Langley'deki CIA genel merkezini ziyaret ettiğini ve yetkililerin kendisine daha önce görülmemiş MK-ULTRA kayıtlarının gizliliğinin kaldırılmak üzere hazırlandığını söylediklerini açıkladı.

Bu açıklama, duruşmanın en önemli sonucu olabilir.

Yaklaşık elli yıl önce Kongre, mağdurlara ve ailelerine MK-ULTRA hakkındaki tüm gerçeğin nihayet gün yüzüne çıkacağı sözünü vermişti. Bu sözler hiçbir zaman yerine getirilmedi.

Bugünkü görev gücü, seleflerinin başlattığı işi tamamlama sözü verdi.

Başarılı olup olmayacağı nihayetinde basit bir soruya bağlı olabilir: Hikayenin ne kadarı hâlâ CIA'nın arşivlerinde kilitli kalmış durumda.

RT

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın