Timetürk yazarı ve Ankara Temsilcisi Şakir Kurter, bugün tüm yurdu sarsan Kahramanmaraş'ta ve dün Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde bulunan okullardaki silahlı saldırılara ilişkin değerlendirmede bulundu...
Dijital Kuşatma: Ekranların gölgesinde büyüyen kayıp nesil
Son yıllarda çocuklar ve gençler arasındaki davranış değişimleri, teknoloji ile kurulan ilişkinin niteliğini tartışmaya açıyor. Artık sokakta oyun oynayan, üretime katılan, meslek hayali kuran bir gençlik yerine; saatlerini ekran karşısında geçiren, sanal dünyalarda kimlik arayan bir kuşak büyüyor.
Ekranlar Yeni Bir “Sosyal Alan” mı, Yoksa Dijital Kafes mi?
Akıllı telefonlar, sosyal medya platformları ve çevrimiçi oyunlar… Hepsi başlangıçta birer araçtı. Ancak bugün birçok çocuk için bu araçlar bir “amaç” haline gelmiş durumda. Özellikle TikTok, Instagram ve YouTube gibi platformlar, gençlerin zamanını ve dikkatini neredeyse tamamen tüketiyor.
Pedagoglar, bu platformların algoritmik yapısının çocukları sürekli tüketim ve karşılaştırma döngüsüne soktuğunu belirtiyor. Kısa sürede ün kazanma hayali, “fenomen olma” arzusu ve gerçeklikten kopuş… Tüm bunlar, gençlerin kimlik gelişimini sekteye uğratıyor.
Üretimden Tüketime: Değer Erozyonu
Eğitim sisteminin teknolojiyle entegrasyonu uzun süredir savunuluyor. Ancak sahadaki gerçeklik, bu entegrasyonun çoğu zaman “pasif tüketim”e dönüştüğünü gösteriyor. Çocuklar üretmek yerine izliyor, öğrenmek yerine kaydırıyor.
Bir eğitimci durumu şöyle özetliyor:
“Artık çocuklara ‘büyüyünce ne olmak istiyorsun?' diye sorduğumuzda mühendis, doktor yerine ‘yayıncı', ‘fenomen' gibi cevaplar alıyoruz. Bu bir tercih değil, yönlendirilmiş bir sonuç.”
Aile Bağları ve Dijital Mesafe
Uzmanlar, teknoloji kullanımının aile içi iletişimi de ciddi şekilde zayıflattığını vurguluyor. Aynı evin içinde yaşayan bireyler, farklı ekranlara gömülmüş durumda. Bu durum, çocukların duygusal gelişimini ve aidiyet hissini olumsuz etkiliyor.
Aile sosyologlarına göre, çocukların “başıboşluk” olarak tanımlanan davranışlarının arkasında çoğu zaman yalnızlık ve ilgisizlik yatıyor. Dijital dünya ise bu boşluğu doldurmak yerine daha da derinleştiriyor.
Şiddet, Kimlik ve Sanal Gerçeklik
Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da yaşanan olaylar, gençler arasında artan şiddet eğilimiyle de ilişkilendiriliyor. Uzmanlar, özellikle dijital oyunlar ve kontrolsüz içerik tüketiminin, şiddeti normalleştirme riskine dikkat çekiyor.
Bu noktada mesele, teknolojinin kendisi değil; onun nasıl ve ne amaçla kullanıldığı.
“Bu Bir Gelişim Değil, Kayıp”
Toplumun farklı kesimlerinden yükselen ortak ses şu: Bu süreç bir ilerleme değil, bir kopuş. Milli ve manevi değerlerden uzaklaşma, köklerle bağın zayıflaması ve kimlik arayışının dijital platformlara taşınması…
Sn. Erdoğan “gelenek, aile, ahlak, din” vurgusu yaptığında bunu hemen “gericilik” diye yaftalayanlar, aynı anda ekran bağımlılığını “çağdaşlık” diye sunuyor. Oysa gerçek çağdaşlık; teknolojinin esiri olan değil, onu bilinçle yöneten ve araçsallaştıran nesiller yetiştirebilmektir.
Bu tabloyu değerlendiren uzmanlar, çözümün teknolojiye tamamen karşı çıkmak olmadığını, aksine bilinçli kullanım kültürünün oluşturulması gerektiğini ifade ediyor.
Ne Yapılmalı?
- Dijital okuryazarlık eğitimi erken yaşta başlamalı
- Aileler çocukların ekran kullanımını denetlemeli
- Üretim odaklı teknoloji kullanımı teşvik edilmeli
- Sosyal medya platformlarına yaş ve içerik denetimleri artırılmalı
- Eğitim sistemi, teknoloji ile “anlamlı üretim” arasında bağ kurmalı
Sessiz Bir Alarm
Bugün yaşananlar, yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacak kadar büyük bir dönüşümün işareti. Eğer bu dönüşüm doğru yönetilmezse, bir neslin potansiyeli ekranların içinde eriyip gidebilir.
Sorulması gereken soru şu:
Teknolojiyi biz mi yönetiyoruz, yoksa o mu bizi şekillendiriyor?
Ve belki de daha önemlisi:
Bu sessiz çöküşü fark etmek için daha kaç olay yaşanmalı?